ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 36  Issue: 1   Year: 2023
  Ağrı: 35 (4)
Volume: 35  Issue: 4 - 2023
Hide Abstracts | << Back
FRONT MATTER
1.Front Matter

Pages I - V

REVIEW
2.Plan A blocks
Hadi Ufuk Yörükoğlu, Sevim Cesur, Can Aksu, Alparslan Kuş
PMID: 37886870  doi: 10.14744/agri.2022.02256  Pages 187 - 194
Ultrason kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte rejyonal anesteziye olan ilgi arttı ve gün geçtikçe yeni bloklar tanımlanmaya başlandı. Ancak sayısı hızla artan yeni blok teknikleri aynı zamanda karışıklığa da neden oluyor. Dolayısıyla yakın zamanda cerrahi endikasyonların çoğunda etkili olabilecek, uygulaması basit ve etkin analjezi sağlayan yedi temel rejyonal anestezi tekniği “Plan A Blokları” olarak listelendi. Bu yazının amacı, plan A blok tekniklerini basitçe inceleyip temel sonoanatomiyi ve endikasyonlarını tanıtmaktır.
With the increase in ultrasound use, regional anesthesia practices have gained popularity and many novel techniques are being described. However, the rapidly increasing number of new block techniques also led to confusion. Therefore, seven basic regional anesthesia techniques that are effective in most of the surgeries have been listed as “Plan A Blocks.” The purpose of this review is to introduce the basic sono-anatomy and indications of Plan A blocks.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
3.The relationship between screen exposure and neck disability, headache, stress, depression, and anxiety in university students
Halil Yılmaz, Evrim Göz
PMID: 37886871  doi: 10.14744/agri.2023.48657  Pages 195 - 204
Amaç: Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle üniversite öğrencileri arasında ekran maruziyeti artmış, çeşitli fiziksel ve psikolojik etkilere neden olmuştur. Bu çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde ekran maruziyeti ile boyun sakatlığı, baş ağrısı, stres, depresyon, anksiyete ve uyku bozuklukları arasındaki ilişkiyi incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 226 öğrenci çevrim içi olarak dahil edildi. Çalışmanın sonucunda baş ağrısı, depresyon, anksiyete, stres, boyun sakatlığı ve uyku kalitesi değerlendirildi.
Bulgular: Ekran maruziyeti incelendiğinde akıllı telefon kullanımı arttıkça öğrencilerin stres, kaygı ve depresyon düzeylerinin arttığı gözlendi (p<0,05). Yedi saat ve üzeri akıllı telefon kullananlarda baş ağrısı şiddeti (p=0,028); 7 saat ve üzeri akıllı telefon veya bilgisayar kullananlarda ciddi boyun sakatlığı sıklığının arttığı görüldü (p=0,005, p=0,026).
Sonuç: Üniversite öğrencilerinde ekran kullanım süresinin artması nedeniyle ortaya çıkabilecek fiziksel ve psikolojik sorunları önlemek için öğrencilerin ekran kullanım sıklığının izlenmesi, uzun süreli ekran maruziyetinin ve bilgisayar kullanımının fiziksel ve psikolojik etkilerini anlatan eğitimler düzenlenmesi, farkındalık düzeyinin artırılması gerekmektedir.
Objectives: In recent years, with the development of technology, screen exposure among university students has increased and caused various physical and psychological effects. The aim of this study is to investigate the relationship between screen exposure and neck disability, headache, stress, depression, anxiety, and sleep disorders in university students.
Methods: Two hundred and twenty-six students were evaluated online in this study. Study outcomes were headache, depression, anxiety, stress, neck disability, and sleep quality.
Results: When the screen exposure was examined, it was observed that the stress, anxiety, and depression levels of the students increased as the smartphone use increased (p<0.05). Headache severity (p=0.028) in those who use smartphones for 7 h or more; It was observed that the frequency of severe neck disability increased in those who used a smartphone or computer for 7 h or more (p=0.005, p=0.026).
Conclusion: To prevent physical and psychological problems that may arise due to the increase in screen use time in university students, it is necessary to monitor the frequency of screen use of the students, to organize trainings that explain the physical and psychological effects of long-term screen exposure and increase the level of awareness.

4.The effect of lumbar multifidus cross-sectional areas on transforaminal epidural steroid injection: An observational clinical study
Rekib Saçaklıdır, Efe Soydemir, Savaş Şencan, Osman Hakan Gündüz
PMID: 37886869  doi: 10.14744/agri.2022.42744  Pages 205 - 211
Amaç: Multifidus spinal stabilitede önemli bir role sahip olup multifidus dejenerasyonu uzun dönemde bel ağrısı ve engelliliğe neden olmaktadır. Bu çalışmada, multifidus kesit alanının transforaminal epidural steroid enjeksiyonu tedavisi üzerine olan etkisinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Tek seviye disk hernisi olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların aksiyel T2 manyetik rezonans görüntülerinden total multifidus kesit alanı ve fonksiyonel kesit alanı ölçüldü ve kas dejenerasyonu veya yağ dokusunun tespiti için fonksiyonel kesit alanı/total multifidus kesit alanı oranı hesaplandı. Enjeksiyon öncesi, üçüncü hafta ve üçüncü ay takiplerinde sayısal ağrı derecelendirme ölçeği skorları kaydedildi. Tedavi başarısı olarak üçüncü ayda sayısal ağrı derecelendirme ölçeği skorlarında %50 ve üzeri azalma kabul edildi ve hastalar tedavi başarısına ulaşanlar ve ulaşamayanlar olarak iki gruba ayrıldı.
Bulgular: Toplam 120 hasta çalışmaya dahil edildi; hastaların 57’si kadın, 63’ü erkekti. Çalışmaya dahil edilen hastaların 68’inde L5-S1 disk seviyesinde herniasyon, 52’sinde L4-L5 disk seviyesinde herniasyon mevcuttu. Fonksiyonel kesit alanı ve fonksiyonel kesit alanı/total multifidus kesit alanı oranı etkilenen tarafta disk hernisi seviyesinin altında anlamlı derecede düşük saptandı (p<0,05). Etkilenen tarafta total multifidus kesit alanı ve fonksiyonel kesit alanı tedavi başarısına ulaşan grupta daha yüksekti ve total multifidus kesit alanı/fonksiyonel kesit alanı oranlarında iki grup arasında fark saptanmadı.
Sonuç: Etkilenen tarafta multifidus kesit alanı daha düşük bulunmasına rağmen multifidus kesit alanının transforaminal epidural steroid enjeksiyonu tedavi başarısı üzerine etkisi saptanmamıştır.
Objectives: Multifidus has an important role in spinal stability, and multifidus degeneration causes long-term disability and low back pain. This study aimed to investigate the effect of multifidus cross-sectional area on transforaminal epidural steroid injections (TFESI).
Methods: Patients with single-level disc herniation were included in the study. Total multifidus cross-sectional area (TM-CSA) and functional cross-sectional area (FM-CSA) were measured from axial T2 MRI of the patients, and FM-CSA/TM-CSA ratio was calculated for determination of muscle degeneration or fat infiltration. Numerical Rating Scale (NRS) scores at the pre-injection, 3rd week, and 3rd month visits were recorded. A decrease of 50% or more in the NRS score in the 3rd month was accepted as a treatment success (TS), and patients were divided into TS and treatment failure groups.
Results: A total of 120 patients were included in the study; 57 of the patients were female, and 63 of them were male. Of the patients included in the study, 68 had herniation at the L5-S1 disc level and 52 had herniation at the L4-L5 disc level. FM-CSA and FM-CSA/TM-CSA ratio were found to be significantly lower below the disc herniation level on the affected side (p<0.05). The affected side TM-CSA and FM-CSA were higher in the TS group and TM-CSA/FM-CSA ratios were equal in both groups.
Conclusion: Multifidus CSA was found to be lower on the affected side. However, the effect of multifidus CSA on the success of TFESI has not been determined.

5.Effect of physical activity level on pain, functionality, and quality of life in migraine patients
Gamze Sağlı Diren, Pınar Kaya Ciddi, Gizem Ergezen, Mustafa Şahin
PMID: 37886861  doi: 10.14744/agri.2022.26504  Pages 212 - 219
Amaç: Bu çalışmada, migrenli bireylerin fiziksel aktivite düzeylerinin belirlenmesi ve ağrı şiddeti, engellilik seviyesi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-55 yaş arası migren tanısı almış bireyler dahil edildi. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Formu (IPAQ-SF), McGill Melzack Ağrı Anketi ile ağrı şiddeti, Migren Özürlülük Değerlendirme Ölçeği (MIDAS) ile engellilik ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Skalası Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ile yaşam kalitesi değerlendirildi.
Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 34,11±10,51 yıl olan toplam 88 kişi dahil edildi; %53,41’i düşük aktif, %30,68’i orta aktif, %15,91’i yüksek aktifti. Düşük aktiflerin fiziksel sağlığı (p=0,047) orta aktiflerden daha düşüktü. Genel (p<0,001), fiziksel (p<0,001), psikolojik (p=0,003) sağlık puanları yüksek aktiflerden daha düşüktü. Düşük aktifler yüksek aktiflerden daha yüksek engelliliğe (p=0,042) ve ağrı şiddetine (p=0,001) sahipti. Fiziksel aktivite ile ağrı şiddeti (p=0,001) ve engellilik (p=0,005) arasında zayıf negatif korelasyon, fiziksel aktivite düzeyleri ile sosyal (p=0,007) ve çevresel (p=0,013) sağlık puanları arasında zayıf pozitif korelasyon ve fiziksel (p=0,000), genel (p=0,000) ve psikolojik (p=0,000) puanlarıyla orta düzeyde pozitif korelasyon vardı.
Sonuç: Migrenli hastalarda fiziksel aktivite düzeyi arttıkça ağrı şiddetinin azaldığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinin arttığı gözlendi. Egzersiz devamlılığının sağlanması migrenin olumsuz etkilerini iyileştirmede etkili görünmektedir.
Objectives: This study aimed to determine the physical activity (PA) level of individuals with migraine and examine its effects on pain intensity (PI), disability, and quality of life (QoL).
Methods: Individuals diagnosed with migraine between the ages of 18 and 55 were included in the study. PA levels are assessed by the International PA Questionnaire Short Form (IPAQ-SF), PI with the McGill Melzack Pain Questionnaire, disability with the Migraine Disability Assessment Scale (MIDAS), and QoL with the World Health Organization QoL Scale Short Form (WHOQOL-BREF).
Results: A total of 88 individuals, with a mean age of 34.11±10.51 years, were included in the study; 53.41% were low active (LA), 30.68% were moderate active (MA), and 15.91% were high active (HA). The physical health of LAs (p=0.047) was lower than that of MAs. General (p<0.001), physical (p<0.001), and psychological (p=0.003) health scores were lower than HAs. LAs had a higher disability (p=0.042) and PI (p=0.001) than HAs. There was a weak negative correlation between PA and PI (p=0.001) and disability (p=0.005), and a weak positive correlation between PA levels and social (p=0.007) and environmental (p=0.013) scores, and moderate positive correlations with physical (p=0.000), general (p=0.000), and psychological (p=0.000) scores.
Conclusion: It was observed that as PA levels increased, PI decreased, and functionality and QoL increased in patients with migraine. Ensuring exercise continuity seems to be effective for improving the negative effects of migraine.

6.The effect of consecutive facet medial branch radiofrequency denervation and dorsal root ganglion pulse radiofrequency therapy on lumbar facet joint pain
Gülçin Gazioğlu Türkyılmaz, Şebnem Rumeli
PMID: 37886865  doi: 10.14744/agri.2022.42713  Pages 220 - 227
Amaç: Bu çalışmanın amacı; kronik lomber faset eklem ağrısı tanısı almış hastalarda ardışık uygulanan faset medial dal radyofrekans denervasyonu ve dorsal kök gangliyon pulse radyofrekans uygulamasının lomber faset eklem ağrısı üzerine etkinliğinin değerlendirilmesidir.
Gereç ve Yöntem: Lomber faset sendromu ön tanısı düşünülerek yapılan faset medial dal blokajı sonrası ağrısında %50 ve üzeri iyileşme sağlanabilen ve sonrasında komşu dorsal kök gangliyona pulse radyofrekans ile birlikte faset medial dal radyofrekans denervasyonu uygulanan 27 hastanın yaş, cinsiyet, semptom süresi, geçirilmiş cerrahi öyküsü, faset medial dal radyofrekans denervasyonu ve dorsal kök gangliyon pulse radyofrekans işlemlerinin uygulandığı lomber seviyeleri ve yönleri, işlem öncesi, sonrası birinci ay, üçüncü ay ve altıncı ay sayısal ağrı derecelendirme ölçeği skorları ve altıncı ayda “ağrıda subjektif azalma oranları” retrospektif olarak değerlendirildi. Tedavi başarısı, işlem sonrası ağrının altıncı ayda %50 ve üzeri azalması olarak tanımlandı.
Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 57,7±12,4 yıl olan 19’u kadın, 8’i erkek toplam 27 hasta dahil edildi. Hastaların %74,1’inin (n=20) daha önce bel cerrahisi geçirme öyküsü yoktu. Hastaların altıncı ayda “ağrılarının subjektif azalma oranlarına” göre işlem başarı oranı %82,5 (n=25) olarak bulundu. Bununla birlikte semptom süresi 12 ay veya daha uzun olan hastalarda, kısa olanlara göre, tedavi sonrası altıncı ayda subjektif ağrı azalması oranları daha düşük tespit edildi (p=0,04).
Sonuç: Çalışma sonuçlarımız, semptom süresi kısa olan hastalarda faset medial dal radyofrekans denervasyonu tedavisine eklenen dorsal kök gangliyon pulse radyofrekans uygulamasının analjezik etkinliği artırılabileceğini göstermektedir.
Objectives: The aim of this study was to evaluate the efficacy of consecutive facet medial branch (FMB) radiofrequency denervation (RFD) and dorsal root ganglion pulse radiofrequency (DRG PRF) therapy in patients with chronic lumbar facet joint pain.
Methods: The study included 27 patients with chronic lumbar pain who had ≥50% pain reduction after FMB block for suspected lumbar facet syndrome and subsequently underwent FMB RFD together with PRF to the adjacent DRG. The patients were retrospectively analyzed in terms of age, gender, pre-procedure symptom duration, history of previous back surgery, FMB RFD and DRG PRF level and side, and numerical rating scale scores immediately before and at 1, 3, and 6 months after the procedure, and subjective pain reduction at 6 months post-treatment. Treatment success was defined as ≥50% subjective pain reduction at 6 months.
Results: A total of 19 women and 8 men with a mean age of 57.7±12.4 years were analyzed. Twenty patients (74.1%) had no prior history of low back surgery. The success rate of the procedure in terms of subjective pain reduction at 6 months was 82.5% (n=25). The subjective percentage of pain reduction at post-procedure 6 months was significantly lower in patients with a pre-procedure symptom duration of 12 months or longer compared to those whose pre-procedure symptom duration was <12 months (p=0.04).
Conclusion: Our study results show that the analgesic efficiency of DRG PRF added to FMD RFD treatment can be increased in patients with short symptom durations.

7.The effect of erector spinae plane block on the use of anesthetic medications in lumbar spine surgery
Masoud Nashibi, Parisa Sezari, Farhad Safari, Houman Teymourian, Sogol Asgari, Kamran Mottaghi
PMID: 37886866  doi: 10.14744/agri.2022.48992  Pages 228 - 235
Amaç: Karmaşık omurga cerrahisi sonrası ilaç yan etkilerini azaltmak ve anesteziden çıkışı kolaylaştırmak amacıyla çeşitli yöntemler önerilmiştir. Bu yöntemlerden biri daha az çalışılmış olan ESPB’dir. Bu yüzden, bu çalışmayı ESPB’nin bel omurgası cerrahisinde anestezik ilaç kullanımı üzerindeki etkinliğini değerlendirmek amacıyla yürüttük.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, bel omurgası füzyon cerrahisi geçiren 70 hasta incelendi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı: Bilateral ESPB uygulanan olgu grubu (n=35) ve kontrol grubu (n=35). Standart anestezi protokollerinden sonra, her iki grupta anestezi isofluran ile sürdürüldü. Ameliyat sırasındaki isofluran ve perioperatif opioid tüketimi kaydedildi. İstatistiksel analiz SPSS yazılımı versiyon 21 kullanılarak yapıldı.
Bulgular: Olgu grubunda intraoperatif fentanil kullanımı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (14.29±21.5 ve 65.96±73.33 µg, p<0.001). Ayrıca, müdahale grubunda isofluran tüketimi kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü (20.71±5.02 ve 28.83±8.68 mL, p<0.001). Ayrıca, olgu grubunda çıkış süresi kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha kısaydı (8.49±4.30 dakika ve 15.00±4.94, p<0.001). Cerrahi sonrası bir saatte anestezi bakım ünitesinde, olgu grubunun fentanil dozu ve ağrı skorları kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (sırasıyla, p=0.030 ve <0.001).
Sonuç: Ultrason eşliğinde ESPB, cerrahi sırasında ve sonrasında anesteziklerin tüketimini azaltarak bel omurgası cerrahisi (füzyon) için etkili bir bölgesel anestezi/analjezi yöntemidir.
Objectives: To reduce the drug side effects and facilitate the emergence from anesthesia after complex spine surgery, various methods have been proposed. One of these methods is ESPB, which has been less studied. Hence, we conducted this study to evaluate the effectiveness of ESPB on the use of anesthetic drugs in lumbar spine surgery.
Methods: In this study, 70 patients undergoing lumbar spine fusion surgery were studied. Patients were randomly divided into two groups: the case group (n=35), in which bilateral ESPB was done, and the control group (n=35). After standard anesthesia protocols, anesthesia was maintained with isoflurane in both groups. Intraoperative isoflurane and perioperative opioid consumption were recorded. Statistical analysis was performed using SPSS software version 21.
Results: Intraoperative use of fentanyl in the case group was significantly lower than the control group (14.29±21.5 vs. 65.96±73.33 µg, p<0.001). Furthermore, isoflurane consumption in the intervention group compared to the controls was significantly lower (20.71±5.02 versus 28.83±8.68 mL, p<0.001). Moreover, the emergence time was significantly shorter in the case group than in the control group (8.49±4.30 minutes versus 15.00±4.94, p<0.001). In the post-anesthesia care unit 1 h after surgery, the pain scores in the case group were significantly lower than the controls (p<0.001).
Conclusion: ESPB under ultrasound guidance is an effective method of regional anesthesia/analgesia for lumbar spine surgery (fusion) by decreasing the consumption of anesthetics during and following the surgery.

8.The investigation of antidepressant and anxiolytic effects of pregabalin and its mechanisms of action in rats
Şule Aydın, Cansu Kılıç Tatlıcı, Mustafa Erhan Çivgin, Zeynep Gül Yazıcı, Cafer Yıldırım, Setenay Dinçer Öner, Fatma Sultan Kılıç
PMID: 37886867  doi: 10.14744/agri.2022.98474  Pages 236 - 243
Amaç: Pregabalin, ilaca dirençli epilepside kullanılmaktadır. Ayrıca ağrılı sendromlarda analjezik etkisi vardır. Epilepsi ve nöropatik ağrısı olan hastalarda depresyon ve anksiyete yaygın şekilde görülmektedir. Pregabalin, anksiyolitik ve antidepresan ilaçlarla sık sık birlikte kullanılmaktadır. Bu çalışmada, pregabalinin antidepresan ve anksiyolitik etkilerinin araştırılması, bu etkilerinin diğer antidepresan ve anksiyolitik ilaçlarla ve kombine kullanımlarla karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Wistar Albino sıçanlar kullanıldı ve pregabalin (5, 10, 20, 40 mg/kg), amitriptilin, fluoksetin, ketamin ve diazepam, ayrıca bu ilaçların pregabalin 20 mg/kg ile kombinasyonları uygulandı. Yükseltilmiş artı labirent, zorlu yüzdürme ve lökomotor aktivite testleri yapıldı.
Bulgular: Yükseltilmiş artı labirent testinde pregabalin-10, 20, 40, amitriptilin, fluoksetin ve diazepamın açık kolda kalınan süreyi uzattığı tespit edildi. Pregabalin 20+fluoksetin kombinasyonunun, pregabalin 20’ye kıyasla süreyi uzattığı saptandı. Zorlu yüzdürme testinde pregabalin dozlarının hareketsiz kalma süresini uzattığı belirlendi. Amitriptilin, fluoksetin, diazepam ve ketaminin ise kontrole ve pregabalin dozlarına kıyasla süreyi kısalttığı tespit edildi. Pregabalin 20’nin, fluoksetin dışındaki ilaçlarla birlikte kullanıldığında ise hareketsiz kalma süresinin üzerindeki etkisinin tersine döndüğü görüldü. Lökomotor aktivite testinde, pregabalin 20, amitriptilin, ketamin ve diazepamın mesafeyi azalttığı saptandı.
Sonuç: Pregabalinin tüm dozlarında depresan etkisi ve doza bağlı olarak anksiyolitik etkisi tespit edildi. Pregabalinin; amitriptilin, ketamin ve diazepam ile kombine kullanıldığında bu ilaçların antidepresan etkilerini tersine çevirdiği saptandı. Bu nedenle pregabalin kullanan hastalarda amitriptilin yerine fluoksetinin kullanılabileceğini düşünmekteyiz. Pregabalinin diğer ilaçlarla kombine kullanımı ilaç etkileşimi açısından da değerlendirilmelidir. Bu sonuçlar aynı zamanda farmakoekonomi açısından da dikkate değerdir.
Objectives: Pregabalin (PGB) is used in drug-resistant epilepsy. Also, it has analgesic effects in painful syndromes. Depression and anxiety are commonly seen in epilepsy and neuropathic pain patients. PGB is often combined with anxiolytics and antidepressants. We aimed to investigate the antidepressant and anxiolytic effects of PGB and compare its effects with those of antidepressant and anxiolytic drugs and their combined use.
Methods: Wistar Albino rats were used, and PGB (5, 10, 20, and 40 mg/kg), amitriptylin (AMT), fluoxetine (FLX), ketamine (KET), and diazepam (DZM), as well as combinations of PGB (20 mg/kg) with AMT, FLX, KET, and DZM, were administered. Elevated plus maze, forced swimming, and locomotor activity tests were performed.
Results: In the elevated plus maze, PGB10, 20, 40, AMT, FLX, and DZM increased open arm time. The PGB20+FLX combination increased compared to PGB20. In forced swimming, PGB doses increased immobility time. AMT, FLX, DZM, and KET decreased compared to control and PGB doses. Other combinations of PGB20 reversed immobility time, except FLX. In locomotor activity, PGB20, AMT, KET, and DZM decreased distance.
Conclusion: PGB had a depressant effect in all doses and a dose-dependently anxiolytic effect. In combinations of PGB with AMT, KET, and DZM, it reversed their antidepressant effects. We assumed FLX could be preferred instead of AMT in patients using PGB. When PGB is used in combination, drug interactions should be considered. These results are also very remarkable in terms of pharmacoeconomics.

9.Pain beliefs of cancer patients and associated factors
Ülkü Özdemir, Aysel Tokaç Akdeniz
PMID: 37886863  doi: 10.14744/agri.2022.55798  Pages 244 - 253
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kanser hastalarının ağrı inançları ve ilişkili faktörleri belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve analitik tipteki çalışma, Ocak 2019–Haziran 2019 tarihlerinde 100 birey ile tamamlandı. On sekiz yaş ve üstündeki, kemoterapi tedavisi almakta olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden bireyler çalışmaya dahil edildi. Veriler, hasta bilgi formu, ağrı değerlendirme formu ve Ağrı İnançları Ölçeği kullanılarak toplandı.
Bulgular: Regresyon analizi sonuçlarına göre sinirli davrananların psikolojik inanç puanları istatistiksel olarak sakin davranan-lardan 0,408 puan fazla bulundu. Organik inançlar puanları istatistiksel olarak; okuryazar ve ilköğretim mezunlarında üniversite mezunlarına göre sırasıyla 0,814 puan ve 0,599 puan, geliri giderden az olanlarda gelir giderle dengeli olanlara göre 0,372 puan, son altı ay ağrı yaşayanlarda yaşamayanlara göre 0,414 puan, ağrı kontrolünde nonfarmakolojik yöntem kullanmayanlarda kullananlara göre 0,561 puan, ağrıyı sözel ifade edenlerde ağrısı olduğunu söylemeyenlere göre 0,447 puan fazla bulundu.
Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, kanser hastalarında ağrı yönetiminin başarılı olabilmesi için ağrı inançlarının ve etkileyen faktörlerin göz önünde bulundurularak, bilişsel-davranışçı yöntemlerle, öz yönetim ve öz yeterliliği geliştirecek eğitimlere yer verilmesi önerilmektedir.
Objectives: The aim is to determine the pain beliefs and related factors of cancer patients.
Methods: The study was designed as a descriptive and analytical type. It was completed between January and June 2019 with 100 individuals who were 18 years of age or older, who were receiving chemotherapy, and who agreed to participate in the study. Data were collected using a patient information form, a pain assessment form, and the Pain Beliefs Scale.
Results: In the results of the regression analysis, the psychological belief scores of those who acted nervously were statistically 0.408 points higher than those who acted calmly. Organic beliefs scores were statistically 0.814 points and 0.599 points higher in basically literate and primary school graduates, respectively, compared to university graduates. They were 0.372 points higher for those whose income was less than their expenditure compared to those whose income was balanced with their expenditure, 0.414 points higher in those who had experienced pain in the last 6 months compared to those who had not, and 0.561 points higher in those who did not use non-pharmacological methods in pain control compared to those who did. Those who expressed pain verbally were found to have points that were 0.447 higher than those who did not say they had pain.
Conclusion: Based on the results obtained, it is recommended that cancer patients be given training that will improve self-management and self-efficacy with cognitive-behavioral methods, taking into account their pain beliefs and affecting factors, in order for them to be successful in pain management.

INTERVENTIONAL TREATMENT
10.Comparison of the effectiveness of transversus abdominis plane block with laparoscopy or ultrasonography in laparoscopic cholecystectomy operations
İlter Soytürk, Zahide Doğanay, Hale Kefeli Çelik
PMID: 37886858  doi: 10.14744/agri.2022.01709  Pages 254 - 264
Amaç: Bu çalışmada, laparoskopik kolesistektomi ameliyatlarında ameliyat sonrası ağrıyı azaltmak için uygulanan transversus abdominis plan bloğunun, ultrasonografi ve laparoskopi ile uygulanmasının etkinliğinin karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Laparoskopik kolesistektomi operasyonu yapılan 170 hasta üç gruba ayrıldı. Hastalara transversus abdominis plan bloğu Grup L’de laparoskopiyle, Grup U’da ultrasonografiyle uygulanırken kontrol grubunda (Grup K) transversus abdominis plan bloğu uygulanmadı. Transversus abdominis plan bloğu için bilateral subkostal 15 mL %0,5 bupivakain kullanıldı. Hastaların demografik verileri ve hemodinamik parametreleri, ameliyat ve anestezi süresi, postoperatif ilk analjezik ihtiyacının zamanı, görsel analog skala skorları, ilk gaz ve gaitayı çıkarma süresi, bulantı ve kusma derecesi ile Türkçe gözden geçirilmiş Amerikan Ağrı Derneği Hasta Sonuçları Anketi (APS-POQ-R-T) skorları kaydedildi.
Bulgular: Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve ASA skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi, beden kitle indeksi Grup U’da diğer gruplara göre daha yüksek saptandı (p<0,05). Kontrol grubunda diğer iki gruba göre tüm zamanlarda görsel analog skala skoru anlamlı yüksek bulundu (p<0,001). Grup U’da postoperatif birinci ve 12. saatlerde görsel analog skala ölçümleri Grup L’ye göre daha yüksek tespit edildi (p<0,001). Gruplar arasında ameliyat süresi ve anestezi süresi farklı idi (p=0,001). Görsel analog skala ölçümlerinin yüksek seyrettiği Grup K’da, APS-POQ-R-T ile operasyon sonrası 24. saatte ölçülen ağrının şiddeti yüksek, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti düşük bulundu.
Sonuç: Laparoskopik kolesistektomi operasyonlarında; ultrasonografi ve laparoskopi yardımıyla transversus abdominis plan bloğu uygulanması postoperatif ağrı tedavisinde etkindir. Laparoskopi ile transversus abdominis plan bloğu uygulaması cerrahi işlem sırasında ek bir hazırlık ve ekipman gerektirmemesi nedeniyle kolay uygulanabilir ve ultrasonografi cihazının bulunmadığı durumlarda tercih edilebilir.
Objectives: This study aims to compare the effectiveness of the Transversus Abdominis Plane (TAP) block applied to reduce postoperative pain in laparoscopic cholecystectomy surgery by ultrasonography (USG) and laparoscopy.
Methods: A total of 170 patients who underwent laparoscopic cholecystectomy were divided into three groups. Group L received TAP block by laparoscopy, Group U received TAP block by USG, and the control group (Group C) did not receive TAP block. Bilateral subcostal 15 mL 0.5% bupivacaine was used for the TAP block. We recorded patients’ demographic data and hemodynamic parameters, surgery time, anesthesia time, time of first postoperative analgesic need, visual analog scale (VAS) scores, time to first flatulence and stool, degree of nausea-vomiting, and the Turkish Revised American Pain Society Patient Outcome Questionnaire (APS-POQ-R-T) scores.
Results: We observed no statistically significant differences between the groups in terms of age, gender, or American Society of Anesthesiologists scores, and body mass index was higher in Group U compared to the other groups (p<0.05). The VAS score was significantly higher in the control group at all times compared to the other two groups (p<0.001). VAS measurements were higher in Group U at postoperative 1st and 12th h compared to Group L (p<0.001). Surgery time and anesthesia time were significantly different between the groups (p=0.001). Group C showed high VAS scores, high pain severity by APS-POQ-R-T at the 24th postoperative hour, and low sleep quality and patient satisfaction.
Conclusion: For laparoscopic cholecystectomy surgery, applying TAP block with the help of USG is effective in postoperative pain management. Applying TAP block with laparoscopy is easy since it does not require additional preparation or equipment during the procedure and may be preferred in the absence of a USG device.

CASE REPORTS
11.Intravenous methylprednisolone as a transition treatment in red ear syndrome: A case report
Serdar Kokar, Uğur Uygunoğlu
PMID: 37886860  doi: 10.14744/agri.2021.23911  Pages 265 - 268
Kırmızı kulak sendromu; epizodik tek taraflı kulak ağrısı, kızarıklık ve yanma hissi ile karakterize, etyolojisi tam olarak bilinmeyen nadir bir bozukluktur. Otuz bir yaşındaki erkek hasta sol yüz yarımında yanma, karıncalanma ve elektrik çarpması şeklinde ortaya çıkan ve beş saate kadar uzayabilen baş ağrısı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Önceki medikal tedavilere yanıt vermemiş olan hastaya intranazal yolla lidokain %10 ve floroskopi rehberliğinde stellat ganglion blokajı tedavileri sırasıyla uygulandı. Hasta bahsi geçen girişimsel ağrı tedavilerine de yanıt vermedi. Kırmızı kulak sendromunun trigeminal otonomik sefaljilerle benzer patofizyolojik özellikleri paylaştığı görüşünden yola çıkarak, hasta yüksek doz intravenöz metilprednizolon ile tedavi edildi ve takip eden altı ay süresince ağrısız olarak izlendi. Geç başlangıçlı kırmızı kulak sendromunun geçiş tedavisinde, yüksek doz steroidler iyi birer alternatif olarak değerlendirilebilir.
Red ear syndrome (RES) is a rare condition of unknown etiology characterized by episodic attacks of unilateral ear pain, redness, and burning sensation. A 31-year-old male patient was admitted to our clinic with a severe headache reaching up to 5 h, presenting with short bursts of electric shock-like sensation, burning, and tingling in the left side of his face. The patient was unresponsive to previous medical treatments. Lidocaine 10% through the intranasal route for sphenopalatine ganglion and stellate ganglion blockade under the guidance of fluoroscopy also failed. Given that the Red-Ear syndrome shares similar pathophysiological pathways with trigeminal autonomic cephalalgias, the patient was treated with high-dose intravenous methylprednisolone, and since then, he has been symptom-free for 6 months. High-dose steroid therapy might be a good alternative in late-onset RES as a transition treatment.

12.A rare cause of headache; case report of trigeminal neuralgia concomitant with idiopathic intracranial hypertension
Burcu Özalp Horsanalı, Hüsnü Yılmaz, Meltem Uyar, Can Eyigör
PMID: 37886859  doi: 10.14744/agri.2021.14471  Pages 269 - 272
Trigeminal nevralji, trigeminal sinirin bir veya daha fazla dalının dağılım alanında ani, genellikle tek taraflı, çok kısa süreli batıcı ve tekrarlayan ağrı olması durumudur. İdiyopatik intrakraniyal hipertansiyon ikincil bir nedene bağlı olmayan ve normal beyin omurilik sıvısı bileşimi ile birlikte olan kafa içi basınç artışıdır. Sık olmamakla birlikte idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon ve trigeminal nevralji birlikteliği de gösterilmiştir. Bu yazıda, nadir olarak görülen trigeminal nevralji ve idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon birlikteliğinin saptandığı bir olgunun sunulması amaçlandı. Elli altı yaşında kadın hasta, yüzünün sağ tarafında şimşek çakması şeklinde ağrı şikayeti ile kliniğimize başvurdu. Öyküsünde sekiz yıl önce dış merkezde trigeminal nevralji tanısı aldığını belirten hastanın sağ mandibuler sinir dermatomuna uyan bölgede şimşek çakması karakterinde, görsel ağrı skoru 8 olan ağrısının olduğu, ağrı ataklarının 1–2 dakika sürdüğü, gün içinde 15–20 defa tekrarladığı öğrenildi. “Constructive Interference in Steady State (CISS)” sekansı kraniyal manyetik rezonans görüntülemede bilateral perioptik beyin omurilik sıvısı mesafesinde hafif belirginleşme, meckel cavelerde belirginleşme ve boş sella görünümü bulguları mevcut olup bulgular intrakraniyal hipertansiyon ile uyumlu saptandı. Hastaya kliniğimizde yapılan değerlendirmeler sonucunda; bu bulgular eşliğinde trigeminal nevralji ya da trigeminal nöropatiye eşlik eden idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon tanısı konuldu. Sonuç olarak, trigeminal nevralji tanısı alan hastalarda idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon birlikteliğinin olabileceği akılda tutulması gereken bir durumdur. Ayrıca idiyopatik intrakraniyal hipertansiyon tanısı olan hastalarda da diğer kraniyal sinirler kadar olmasa da trigeminal sinirin etkilenebileceği akılda tutulmalıdır. Kraniyal manyetik rezonans görüntüleme gibi ayırıcı tanıda yeri olan ileri görüntüleme tetkiklerinin kullanılması, ek bir patolojinin atlanmasını önleyebilir.
Trigeminal neuralgia (TN) is the condition of sudden, usually unilateral, very short-lasting, stinging, and recurrent pain in the distribution area of one or more branches of the trigeminal nerve. Idiopathic intracranial hypertension (IIH) is an increase in intracranial pressure associated with normal cerebrospinal fluid composition that is not due to a secondary cause. Although not frequent, the association of IIH and TN has also been reported. We aimed to present a rare case report in which TN is concomitant with IIH. A 56-year-old female patient was admitted to our clinic with the complaint of jabbing pain that may feel like an electrical shock on the right side of her face. In the patient’s history, she was diagnosed with TN 8 years ago. She had a lightning-flashing pain in the area corresponding to the right mandibular nerve dermatome. Her pain attacks lasted 1–2 min, and recurring 15–20 times during the day. In the CISS sequence cranial MRI, bilateral perioptic CSF distance showed mild prominence, prominence in Meckel caves, and empty sella appearance features. These findings were found to be compatible with intracranial hypertension. As a result,based on these findings, the patient was diagnosed with TN or trigeminal neuropathy accompanying IIH. While patients diagnosed with TN may be associated with IIH, also trigeminal nerve may be affected, although not as much as other cranial nerves in patients with a diagnosis of IIH. The use of cranial MRI may prevent an additional pathology to be missed.

13.The effectiveness of the erector spinae plane block using methylprednisolone and bupivacaine in post-herpetic neuralgia: Case series
Uğur Peksöz, Ümran Öner, Mine Çelik
PMID: 37886862  doi: 10.14744/agri.2021.43926  Pages 273 - 277
Post herpetik nevralji, herpes zosterin en sık görülen kronik komplikasyonudur ve enfeksiyonlarla ilişkili en sık görülen ağrı sendromudur. Post herpetik nevraljide medikal ve girişimsel tedavi seçenekleri bulunmaktadır ve bazı hastalar öncelikle tercih edilen medikal tedavilere dirençli olabilmektedir. Bu durum hastanın yaşam kalitesini oldukça olumsuz etkilemektedir. Özellikle medikal tedavilerin etkin olmadığı, hepatotoksisite ve nefrotoksisite gibi sistemik yan etkilerin ortaya çıktığı hastalarda girişimsel tedaviler ön plana çıkmaktadır. Erektör spina plan bloku son zamanlarda tanımlanan ultrasonografi eşliğinde uygulanan bir rejyonel anestezi tekniğidir. Bu çalışmada, torakal herpes zoster sonrası post herpetik nevralji gelişen ve üç aylık sürede uygulanan medikal tedavilere beklenen yanıt alınamayan beş hastada metilprednizolon ve bupivakain ile erektör spina plan bloku uygulandı ve ağrı şiddeti sayısal ağrı derecelendirme ölçeği ile değerlendirildi. Steroid ve anestezikler ile yapılan erektör spina plan blokunun, post herpetik nevralji tedavisinde oldukça hızlı ve uzun etkili, hastanın yaşam kalitesini yükselten, yan etkisi düşük ve ucuz bir tedavi seçeneği olduğunu vurgulamak istiyoruz.
Post-herpetic neuralgia (PHN) is the most common chronic complication of herpes zoster and the most common pain syndrome associated with infections. There are medical and interventional treatment options in PHN, and some patients may be resistant to the preferred medical treatments. This situation negatively affects the quality of life of the patient. Interventional treatments come to the fore, especially in patients in whom medical treatments are not sufficient, and systemic side effects such as hepatotoxicity and nephrotoxicity occur. Erector spinal plane block (ESPB) is a recently described ultrasound-guided regional anesthesia technique. It is especially used to prevent post-operative pain due to trunk surgeries. In this study, ESPB was administered with methylprednisolone and bupivacaine in five patients who developed PHN after thoracic herpes zoster and did not have an expected response to three-month medical treatments. Pain severity was assessed using the Numerical Pain Rating Scale. We want to emphasize that ESPB, which is applied with steroids and anesthetics, is a speedy and longacting treatment option that increases the quality of life of the patient, has low side effects, and is a cost-effective treatment option.

LETTER TO THE EDITOR
14.An unexpected circumstance detected in a patient presenting with radicular low back pain
Alper Mengi, Uğur Uygunoğlu
PMID: 37886868  doi: 10.14744/agri.2023.15013  Pages 278 - 280
Abstract | Full Text PDF

15.The effectiveness of high dose steroid in post-corona severe headache
Nermin Tepe, Oktay Faysal Tertemiz
PMID: 37886864  doi: 10.14744/agri.2022.33410  Pages 281 - 283
Abstract | Full Text PDF

OTHER
16.Reviewer List

Page 284
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2024 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.