ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 34  Issue: 3  Year: 2022
  Ağrı: 34 (3)
Volume: 34  Issue: 3 - 2022
Hide Abstracts | << Back
CONTENTS
1.Frontmatters

Pages I - V

REVIEW
2.Interactions between the painful disorders and the autonomic nervous system
Doruk Arslan, Işın Ünal Çevik
PMID: 35792695  doi: 10.14744/agri.2021.43078  Pages 155 - 165
Otonom sinir sistemi, iç organların fonksiyonlarını düzenler, kalp atım hızını, kan basıncını, sindirimi, solunumu, pupiller reaktiviteyi, terlemeyi, idrara çıkmayı ve cinsel uyarılmayı da kontrol eder. Otonom sinir sistemi vücuttaki hücrelerin, dokuların ve organların homeostazını sağlamaya ve iç/dış zorlayıcı etmenlerin sebep olduğu hasara karşı koymaya çalışır. Otonom sinir sisteminin üç ana dalı vardır: sempatik sinir sistemi, parasempatik sinir sistemi ve enterik sinir sistemi. Genel olarak, sempatik sinir sistemi ve parasempatik sinir sisteminin birbirine zıt etkileri bulunmaktadır. Ağrı matrisine ait her bölge otonom sinir sistemi ile etkileşim içerisindedir. İnen yolakları ağrıyı düzenler, aminerjik nörotransmitterlerin katkısıyla sistem üzerine regülatör bir etki yaratır. Hipotalamus, amigdala ve periakuaduktal gri cevher bu düzenleyici sistemin ana yapılarıdır. Otonom sinir sisteminin işlev bozukluğu ağrılı hastalarında gözlenebilmektedir. Sempatik sinir sistemi, kronik ağrıyı indükleyebilir, kolaylaştırabilir veya güçlendirebilir. Hasarlı duyu sinirlerinin katekolaminlere karşı artmış hassasiyeti, primer aferent nosiseptörler ve hiperaljezik cilt üzerinde alfa-1 adrenoreseptörlerinin ekspresyonunda artış, Aβ mekanoreseptörleri aracılı merkezi sensitizasyon, dorsal kök ganglionlarında artmış deşarj ve sempatik filizlenme, santral sensitizasyon ve ağrı modülasyonunun disfonksiyonu bu sürece katkı sağlayan mekanizmalar olarak sayılabilir. Bu derlemede otonom sinir sistemi ve ağrının, anatomik, fizyolojik, patolojik yönleri ve otonomik fonksiyonları değerlendirmek için kullanılabilecek laboratuvar testleri tartışılacaktır. Otonom sinir sisteminin migren, trigeminal otonomik sefaljiler, trigeminal nevralji, periferik sinir yaralanmaları, ince lif nöropatisi, miyofasiyal ağrı sendromu, fibromiyalji, inflamatuvar eklem hastalıkları, viseral ağrı, fantom ağrısı, kompleks bölgesel ağrı sendromu ve spinal kord hasarındaki patofizyolojik rolü tartışılacaktır.
he autonomic nervous system (ANS) controls the heart rate, blood pressure, digestion, respiration, pupillary reactivity, sweating, urination, sexual arousal, and regulates the functions of internal organs. This system provides the homeostasis of the cells, tissues, and organs throughout the body and protects against the disturbances imposed by the external and internal stressors. The ANS has three main divisions: The sympathetic nervous system (SNS), the parasympathetic nervous system (PNS), and the enteric nervous system. In general, the SNS and PNS have opposing effects. Each region belonging to the “pain matrix” interacts with ANS. The descending system regulates pain and creates a regulatory effect by the contribution of aminergic neurotransmitters. Hypothalamus, amygdala, and periaqueductal gray are the main structures of this regulatory system. Dysfunction of the ANS is frequently observed in pain patients. The SNS induce, facilitate, or potentiate chronic pain. Increased responsiveness of injured sensory nerves to catecholamines, increased expression of α-1 adrenoreceptors on the primary afferent nociceptors and hyperalgesic skin, central sensitization rendering Aβ mechanoreceptors, enhanced discharge and sympathetic sprouting in dorsal root ganglia, central sensitization, and dysfunction of the pain modulation is proposed mechanisms. In this review, the anatomical, physiological and pathological aspects of ANS and pain, and laboratory tests to evaluate autonomic functions will be discussed. Pathophysiological role of ANS in migraine, trigeminal autonomic cephalgias, trigeminal neuralgia, peripheral nerve injuries, small fiber neuropathies, myofascial pain syndrome, fibromyalgia, painful joint diseases, visceral pain, phantom limb pain, complex regional pain syndrome, and spinal cord injury will be discussed.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
3.Validity and reliability of the full cup test in patients with chronic low back pain
Hatice Ağır, Müyesser Aras, Esra Dilek Keskin, Hafsa Feyza Özer, Gülten Karaca, Ufuk Ergün, Serap Yörübulut
PMID: 35792698  doi: 10.14744/agri.2021.80270  Pages 166 - 173
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kronik mekanik bel ağrısı olan hastalarda ağrı düzeylerinin Dolu Bardak Testi ile değerlendirilerek geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasını yapmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kronik bel ağrısı olan 18 yaşın üstündeki 100 hasta (70’i kadın, 30’u erkek) dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri ile demografik ve klinik verileri kaydedildi. Hastaların ağrı durumu Görsel Analog Skalası ve Dolu Bardak Testi; fonksiyonel durumu Oswestry Özürlülük İndeksi; yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili ile değerlendirildi. Hastalara ilk gün birbirinden bağımsız iki gözlemci (G1 ve G2) tarafından Dolu Bardak Testi uygulandı. Ayrıca hastalar aynı gün G1 tarafından Görsel Analog Skalası, Oswestry Özürlülük İndeksi ve Nottingham Sağlık Profili ile değerlendirildi. İlk uygulamadan üç gün sonra hastalara, G1 tarafından Dolu Bardak Testi tekrar uygulandı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 56,04±12,33 yıl, beden kitle indeksi ortalamaları 27,7±4,3 kg/m² idi. Dolu Bardak Testinin güvenilirlik analiz değerlendirmesinde gözlemci içi uyumu gösteren ICC değeri 0,989, gözlemciler arası uyumu gösteren ICC değeri 0,984 ve Cronbach’s alfa güvenilirlik katsayısı ise α=0,994 olarak bulundu. Ölçek geçerliliği test edildiğinde Dolu Bardak Testinin Görsel Analog Skalası, Oswestry Özürlülük İndeksi ve Nottingham Sağlık Profilinin sosyal izolasyon hariç tüm alt grupları ile arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi (p<0,01).
Sonuç: Dolu Bardak Testinin kronik mekanik bel ağrısı olan hastalarda ağrıyı ve fonksiyon kaybını değerlendirmek için kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu görüldü. Düşük eğitim seviyeli ve ileri yaş hastalarda Dolu Bardak Testinin basit ve kolay bir test olduğunu düşünmekteyiz.
Objectives: This study aims to determine the validity and reliability of the full cup test (FCT), evaluating the pain severity in patients with chronic low back pain.
Methods: A total of 100 patients (70 women and 30 men) aged over 18 years with mechanical low back pain were enrolled in the study. Demographic and clinical characteristics were recorded. Pain severity was evaluated using the visual analog scale (VAS) and FCT, the functional state was assessed by the Oswestry Disability Index (ODI), and the quality of life was assessed using the Nottingham Health Profile (NHP). FCT was performed on the 1st day by two independent observers (G1 and G2) and 3 days after the first application, patients were readministered the FCT by G1.
Results: The mean age of participants was 56.04±12.33 years and mean body mass index was 27.7±4.3 kg/m². The reliability of the FCT and intraclass correlation coefficient (ICC) was found to be 0.989 for intrarater compliance, ICC was found to be 0.984 for inter-rater compliance, and Cronbach’s alpha reliability coefficient was α=0.994. External construct validity of the scale was confirmed with expected correlations with all subgroups of NHP except for social isolation, VAS and ODI (p<0.01).
Conclusion: This study concludes that the FCT provides a reliable and valid instrument for measuring pain severity and loss of the function in patients with chronic mechanical back pain. We consider that FCT is a simple and easy test in patients with low education and advanced age.

4.Evaluation of ultrasound guided erector spinae plane block efficacy on post operative pain in lumbar spine surgery: a randomized clinical trial
Masoud Nashibi, Arash Tafrishinejad, Farhad Safari, Sogol Asgari, Parisa Sezari, Kamran Mottaghi
PMID: 35792689  doi: 10.14744/agri.2021.04864  Pages 174 - 179
Amaç: Hastalar lomber omurga cerrahisi sonrası kayda değer düzeyde ağrı çekerler. Bu randomize klinik araştırmanın primer amacı, lomber omurga cerrahisi geçiren hastaların postoperatif 24 saatlik ağrı skoru üzerinde erector spina plan bloğunun (ESPB) etkinliğini araştırmaktır. Kümülatif opioid tüketimi ve intraoperatif kanama da değerlendirilmiştir.
Gereç ve Yöntem: Elektif lomber omurga cerrahisi için yetişkin hasta adayları randomize olarak vaka (ESPB) ve kontrol (ESPB yok) gruplarına ayrıldı. Blok, genel anestezi indüksiyonu sonrası yüzüstü pozisyonda ultrason eşliğinde yapıldı. Her iki grup da aynı anestezi ilacını aldı ve aynı teknik uygulandı. Postoperatif ağrı skoru, kurtarıcı analjezi (meperidin) ihtiyacı olan hasta sayısı, postoperatif ilk 24 saatte toplam kurtarıcı analjezik ihtiyacı miktarı ve intraoperatif kanama kaydedildi. Ağrı skoru değişkenini zaman aralığında karşılaştırmak için tekrarlı ANOVA testi kullanıldı. Tüm istatistiksel testler çift kuyrukluydu ve 0.05’ten küçük P değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Tüm zaman aralıklarında, vaka grubunun ağrı skoru kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü. Vaka grubunda 8 hastada kurtarma analjezik ihtiyacı oldu (%40), bu da kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (15 hasta (%75)) (p=0.025). Toplam meperidin tüketim miktarı kontrol grubunda 57.50±45.95, vaka grubunda 22.50±32.34 (p=0.01) idi; kontrol grubunda daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlıydı.
Sonuç: Erektör spina plan bloğu lomber omurga cerrahisinde intraoperatif kanamayı etkilemezken, postoperatif ağrı skorunu ve opioid tüketimini azaltır.
Objectives: Patients suffer notable levels of pain after lumbar spine surgery. The primary objective of this randomized clinical trial is to investigate the efficacy of erector spinae plane block (ESPB) on 24-h post-operative pain score of patients undergoing lumbar spine surgery. Cumulative opioid consumption and intraoperative bleeding were assessed as well.
Methods: Adult patient candidates for elective lumbar spine surgery were randomly assigned to case (ESPB) and control (no ESPB) groups. The block was performed under ultrasound guidance in prone position after induction of general anesthesia. Both groups received the same anesthesia medication and technique. Post-operative pain score, number of patients requiring rescue analgesia (meperidine), total amount of post-operative rescue analgesic demand in the first 24 h, and intraoperative bleeding were recorded. To compare pain score variable in time span, the ANOVA repeated measure test was used. All the statistical tests were two tailed and p<0.05 considered as statistically significant.
Results: In all time intervals, pain score in case group was significantly lower than control group. In case group, eight patients demanded rescue analgesic (40%) which was significantly lower than that in control group (15 patients [75%]) (p=0.025). Total amount of meperidine consumption was 57.50±45.95 in control group and 22.50±32.34 in case group (p=0.01) which was higher in control group and statistically significant.
Conclusion: ESPB reduces post-operative pain score and opioid consumption, while it does not affect intraoperative bleeding in lumbar spine surgery.

5.Retrospective evaluation of patients with cervical spinal cord stimulator
Dostali Aliyev, Güngör Enver Özgencil
PMID: 35792697  doi: 10.14744/agri.2021.59837  Pages 180 - 186
Amaç: Kronik ağrı, hayat kalitesi ve fonksiyonel kapasiteyi olumsuz etkileyen bir nedendir. Spinal kord stimülatörü başarısız bel cerrahisi, kompleks bölgesel ağrı sendromu, periferik vasküler hastalıklar gibi ağrılı durumlarda uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmanın amacı, dokuz hastada servikal spinal kord stimülatörü tedavi etkinliğini retrospektif olarak araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Yapılan medikal (farmakolojik, fizik tedavi vs.), algolojik girişimsel işlemlerden (sinir blokları gibi) fayda görmemiş üst ekstremite lokalizasyonlu kronik ağrısı olan dokuz hasta çalışmaya dahil edildi. Bu hastalara 01 Ocak 2016–01 Ocak 2019 tarihleri arasında ağrı kliniğimizde servikal spinal kord stimülatörü uygulandı. Hastaların işlemden önce ve sonraki ağrı düzeyleri, kullandıkları antiepileptik ve analjezik ilaç dozları analiz edildi.
Bulgular: Ortalama hasta yaşı 51,8±14,6 yıl (29–76) olup, %44,4’ü (n=4) kadın, %55,6’sı (n=5) erkekti. Servikal spinal kord stimülatörü takılma endikasyonları sırasıyla; kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 1 (n=5), kompleks bölgesel ağrı sendromu tip 2 (n=2), geçirilmiş boyun cerrahisi (n=1) ve periferik vasküler hastalığa bağlı ağrı sendromu (n=1) idi. İşlemden sonra çalışma hastalarının ağrı düzeylerinde ve kullandıkları ilaç dozlarında istatistiksel olarak azalma olduğu görüldü. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanıldı. Karşılaştırmalar için NPar ve Friedman testleri kullanıldı. Sürekli değişkenler ortalama±standart sapma olarak verildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Sonuç: Servikal spinal kord stimülatörü, boyun ve üst ekstremite kronik ağrı tedavisinde etkili bir yöntemdir.
Objectives: Chronic pain is a cause that negatively affects quality of life and functional capacity. Spinal cord stimulation is used for various painful indications such as failed back surgery syndrome, complex regional pain syndrome (CRPS), and peripheral vascular disease (PVD). Our aim is to retrospectively investigate the effectiveness of cervical spinal cord stimulator therapy in nine patients.
Methods: Nine patients with chronic pain in the upper extremity who did not benefit from medical (pharmacological, physical therapy, etc.) and algological interventional procedures (such as nerve blocks) were included in the study. Cervical spinal cord stimulator was applied to these patients in our pain clinic between January 1, 2016, and January 1, 2019. The pain levels and analgesic and antiepileptic drug doses of the patients before and after the procedure were analyzed.
Results: The mean age of patients was 51.8±14.6% (29–76), 44.4% (4) were female and 55.6% (5) were male. Indications for cervical spinal cord stimulator insertion were CRPS type 1 (five patients), CRPS type 2 (two patients), previous neck surgery (one patient), and pain syndrome due to PVD (one patient). After the procedure, we saw a statistical decrease in the pain levels and drug doses of the study patients. SPSS 22.0 statistics package program was used to evaluate the data. NPar and Friedman tests were used for comparisons. Continuous variables are given as mean±standard deviation. p<0.05 was considered statistically significant.
Conclusion: Cervical spinal cord stimulator is an effective method in the treatment of neck and upper extremity chronic pain.

6.Results of ultrasound-guided interfascial block of the trapezius muscle for myofascial pain
Tülin Arıcı, İdris Şevki Köken
PMID: 35792700  doi: 10.14744/agri.2021.98048  Pages 187 - 192
Amaç: Miyofasiyal ağrı sendromu, kas iskelet sisteminde hiperirritabıl noktalardan kaynaklanan ağrıya neden olan bölgesel bir ağrı sendromudur. Miyofasiyal ağrı sendromu kronik ağrının en sık sebebidir ve trapezius kası en sık etkilenen kaslardan biridir. Bu çalışmada, trapezius kasındaki tetik noktaya bağlı miyofasiyal ağrı sendromu olan hastalara uyguladığımız ultrason eşliğinde trapezius kası interfasiyal blokunun etkinliğinin geriye dönük olarak değerlendirilmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, retrospektif olarak algoloji polikliniğinde Kasım 2019-Ekim 2020 tarihleri arasında miyofasiyal ağrı nedeniyle ultrason eşliğinde trapezius kası interfasiyal bloku uygulanan hastaların dosyaları incelendi. Hastaların işlem öncesi ve işlem sonrası ağrı düzeyleri Numerik Rating Skala ile değerlendirildi. İşlemden sonra ağrıda %50 ve daha fazla oranda azalma olan hastaların işlemden faydalandığı kabul edildi.
Bulgular: Çalışmada, miyofasiyal ağrı nedeniyle ultrason eşliğinde trapezius kası interfasiyal bloku uygulanan 41’i kadın, 13’ü erkek toplam 54 hasta değerlendirildi. Hastaların işlem öncesi ortalama Numerik Rating Skala değerleri 7,16 (5–9) iken, işlemden 10 dakika sonra 3,31 (0–8) ve işlemden bir hafta sonra 3,37 (0–8) idi. İşlemden faydalanan hasta sayısı işlemden 10 dakika sonra 40 (%74,07) idi. İşlem sonrası bir haftaya kadar faydalanan hasta sayısı 38 (%70,37), 1–2 hafta arasında faydalanan hasta sayısı 36 (%66,66), 2 hafta-1 ay arasında faydalanan hasta sayısı 31 (%57,40), 1–3 ay arasında faydalanan hasta sayısı 26 (%48,14) ve 3 aydan daha uzun süre faydalanan hasta sayısı ise 17 (%31,48) olarak bulundu.
Sonuç: Çalışmamızda hastaların çoğunda aylar süren bir ağrı rahatlaması elde ettik. Ultrason eşliğinde yapılan trapezius kası interfasiyal blokunun miyofasiyal ağrı sendromu tedavisinde etkili olabileceği kanaatindeyiz.
Objectives: Myofascial pain syndrome (MPS) is a regional pain syndrome that causes pain due to hyperirritable trigger points in the musculoskeletal system. Trapezius is one of the most commonly affected muscles in MPS. We aimed to evaluate the efficacy of an ultrasound-guided interfascial block of the trapezius muscle in patients with MPS.
Methods: The records of patients who underwent an ultrasound-guided interfascial block of the trapezius between November 2019 and October 2020 were retrospectively examined. The pain levels of the patients were evaluated with the numeric rating scale (NRS). Patients with a reduction in pain ≥50% after the procedure were considered to have benefited from the procedure.
Results: A total of 54 patients (41 women and 13 men) were evaluated. The mean NRS values of the patients were 7.16 (5–9) before the procedure, 3.31 (0–8) 10 min after the procedure, and 3.37 (0–8) 1 week after the procedure. The number of patients who benefited from the procedure was 40 (74.07%) 10 min after the procedure. The number of patients who benefited from the procedure for up to 1 week, 1–2 weeks, 2 weeks–1 month, 1–3 months, and more than 3 months after the procedure was 38 (70.37%), 36 (66.66%), 31 (57.40%), 26 (48.14%), and 17 (31.48%), respectively.
Conclusion: Pain relief lasting for months was achieved in most of the patients. We believe that ultrasound-guided interfascial block of the trapezius is effective for the treatment of MPS.

7.Assessment of psychiatric disorders and sleep quality in chronic lateral epicondylitis
Gonca Sağlam, Funda Aküzüm, Dilek Çetinkaya Alişar
PMID: 35792693  doi: 10.14744/agri.2021.24119  Pages 193 - 199
Amaç: Somatizasyon başta olmak üzere psikiyatrik bozukluklar ağrının şiddetini ve kronikliğini etkilemektedir. Bu çalışmada, kronik lateral epikondilitli hastalarda uyku kalitesi ve psikiyatrik bozuklukların varlığının belirlenmesi ve bu komorbiditelerin ağrı düzeylerine etkisinin araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya kronik lateral epikondilit tanılı 46 hasta ve 46 sağlıklı kontrol dahil edildi. Ağrı şiddetinin değerlendirilmesi için görsel analog skala kullanıldı. Depresyonun yaygınlığı ve diğer psikolojik faktörler, Beck depresyon envanteri ve Belirti Kontrol Listesi-90-Revize Testi kullanılarak incelendi. Uyku kalitesini değerlendirmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi kullanıldı.
Bulgular: Ortalama Beck depresyon envanteri (p<0,001), Belirti Kontrol Listesi-90-Revize Testinin somatizasyon dahil tüm alt bölümleri (p<0,001) ve ortalama global Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi skorları (p=0,002) kronik lateral epikondilitli hasta grubunda kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek bulundu. Hasta grubunda Beck depresyon envanterine göre depresyon varlığı %41,3 idi. Hastaların %60,8’inde somatizasyon vardı, %71,7’sinin uyku kalitesi kötüydü. Depresyon, somatizasyon ve düşük uyku kalitesi olan hastalarda görsel analog skorları anlamlı olarak daha yüksekti ve bu düşük pozitif doğrusal bir ilişkiye işaret ediyordu (sırasıyla; r=0,357, r=0,360, r=0,463 ve tümü p<0,05).
Sonuç: Kronik lateral epikondilitli hastalarda psikiyatrik bozukluklar ve kötü uyku kalitesi sıklıkla görülmektedir. Bu komorbiditeler ağrı düzeylerini olumsuz etkiler ve ağrı kronikliği ile bağlantılı olabilir. Bu nedenle kronik lateral epikondilitte tedavi protokolleri belirlenirken psikiyatrik bozuklukların olası birlikteliği akılda tutulmalı ve gerekirse ek tedavi uygulanmalıdır.
Objectives: Psychiatric disorders including somatization impact pain severity and chronicity. This study aimed to determine sleep quality and the presence of psychiatric disorders in patients with chronic lateral epicondylitis (LE) and to investigate the effect of these comorbidities on pain levels.
Methods: This study included 46 patients diagnosed with chronic LE and 46 healthy controls. Visual analog scale (VAS) was used for the assessment of pain intensity. The prevalence of depression and other psychological factors was examined using Beck Depression Inventory (BDI) and the Symptom Checklist-90-Revised test (SCL-90-R). Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI) was used to evaluate sleep quality.
Results: The mean BDI (p<0.001), all subdivisions of SCL-90-R including somatization (p<0.001), and the mean global PSQI scores (p=0.002) were found to be significantly higher in patients with chronic LE than those in the control group. The presence of depression according to BDI was 41.3% in the patient group. About 60.8% of the patients had somatization and 71.7% had poor sleep quality. VAS scores were significantly higher in the patients with depression, somatization, and low sleep quality indicating a low positive linear relationship (r=0.357, r=0.360, and r=0.463, respectively, and all p<0.05).
Conclusion: Psychiatric disorders and poor sleep quality are frequently observed in patients with chronic LE. These comorbidities negatively affect pain levels and may be linked to pain chronicity. Therefore, the potential coexistence of psychiatric disorders should be kept in mind when determining the treatment protocols for patients with chronic LE and adjunctive treatment should be given if necessary.

8.The attitudes of Turkish physicians in the treatment of fibromyalgia; is “Pregabalinophobia” the new reality of pain medicine?
Sertaç Ketenci, Birzat Emre Gölboyu, Ender Salbaş, Bora Uzuner, Bahadır Çiftçi
PMID: 35792696  doi: 10.14744/agri.2021.58235  Pages 200 - 209
Amaç: Bu çalışma, fibromiyalji tedavisi ile ilgilenen hekimlerin tedavi tercihlerini belirlemek ve pregabalin reçetelemek konusundaki tereddütlerini araştırmayı amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntem: Anket çalışmamız 5 Şubat 2021–20 Şubat 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon, algoloji ve romatoloji hekimlerinden oluşan 1569 kişinin bilinen e-posta adreslerine ve telefon numaralarına anket formları gönderildi. Anketlere verilen yanıtlar olası yeniden gönderimler açısından kontrol edildi. Veri havuzu SPSS 22.0 istatistik paket programı ile değerlendirildi. Frekans dağılımları hesaplandı ve n, % olarak sunuldu.
Bulgular: Dört yüz altı fiziksel tıp ve rehabilitasyon, romatoloji ve algoloji uzmanı çalışma formlarını tamamladı. Hekimlerin %59’u fibromiyalji tedavisinde birinci basamak ajan olarak duloksetin tercih ettiklerini belirtti. Pregabalin, hekimlerin fibromi-yalji için ilk tercihinin sadece %6'sıydı. Çalışmaya katılan hekimlerin %35'i fibromiyalji hastalarının fiziksel tıp ve rehabilitasyon bölümlerinde takip edilmesi gerektiğini belirtti. Katılımcıların %44,3’ü fibromiyalji hastalarını, fibromiyalji tedavisi ile ilgilenen ve fibromiyalji hastalarını takip etmek isteyen diğer bölümlere sevk ettiklerini belirtti. Katılımcıların %81'i pregabalinin bağımlılığa neden olduğunu kabul etti. Katılımcıların %36,7'si fibromiyalji hastalarının en az %20'sinin pregabalini kötüye kullanabileceğini belirtti. Hekimlerin %97,8'i mahkumlara pregabalin reçete edilmesi konusunda ön yargılı olduğunu belirtti. Üç hekimden yaklaşık ikisi hastanelerinde pregabalin reçete edilmesi ile ilgili bir şiddet olayına maruz kaldığını belirtti.
Sonuç: Bu veriler “pregabalinofobi”nin kabul edilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu durum, yalnızca ilacın güvenilmezliğinden değil, hekimin can güvenliği endişeleriyle de ilişkilidir. Görünüşe göre doktorlarda bu ön yargının oluşmasında geçerli nedenler vardır.
Objectives: This study aims to determine the treatment preferences of physicians interested in fibromyalgia treatment and to investigate their hesitations about prescribing pregabalin.
Methods: Our survey study was conducted between February 5 and 20, 2021. The survey forms were sent to the known email addresses and phone numbers of 1569 physical medicine and rehabilitation (PMR), algology, and rheumatology physicians. The replies to the surveys were checked for possible resubmissions. The pooled data were evaluated with the SPSS 22.0 statistical package program. Frequency distributions were calculated and presented as n, %.
Results: Four hundred and six PMR, rheumatology, and algology specialists fulfilled the study forms. About 59.0% of physicians stated that they prefer duloxetine as the first-line agent of fibromyalgia syndrome (FMS) treatment. Pregabalin was only 6.0% of the physicians’ first choice for FMS. About 35.0% of the participating physicians stated that the PMR department should follow up FMS patients. About 44.3% of the participants noted that they refer FMS patients to other departments which interested in FMS treatment and do not want to follow-up FMS patients. About 81% agreed that pregabalin causes addiction. About 36.7% stated that at least 20% of the patients could abuse pregabalin and 97.8% of physicians stated that they were prejudiced about prescribing pregabalin to prisoners. Approximately two of the three physicians experienced an act of violence in their hospital regarding pregabalin prescribing.
Conclusion: These data showed that the “Pregabalinophobia” should be accepted. This condition is associated with life safety concerns of the physician not only from unreliability of the drug. It seems that the doctors have valid reasons to develop this prejudice.

CASE REPORTS
9.Superficial peroneal nerve entrapment neuropathy and role of pulsed radiofrequency neuromodulation
Rajendra Kumar Sahoo, Ashok Jadon, Abhijit Nair, Arif Ahmed, Debasis Giri, Rajesh Kar
PMID: 35792699  doi: 10.14744/agri.2021.82856  Pages 210 - 212
Tuzak nöropatisine sekonder periferik nöropati nadir görülen bir durum değildir. Tuzak nöropatisi, travma veya cerrahiyi takiben sık görülen bir durumdur ve önemli bir tanısal zorluk teşkil eder. Tuzak nöropatisi (TN) standart nöropatik ilaçlara yanıt vermeyebilir ve invaziv tedavi gerektirebilir. Pulse radyofrekans (PRF) uygulaması yeni bir modalitedir ve geleneksel radyofrekans ablasyonundan farklı olarak nöral ablasyona neden olmadığı için birçok TN’nde popülerlik kazanmaktadır. Bu yazıda, şiddetli alt lateral bacak ağrısı ile başvuran, yüzeyel peroneal sinir (YPN) TN’nden şüphelenilen ve ultrason eşliğinde tanısal YPN enjeksiyonu ile tanısı doğrulayan genç bir hasta sunulmaktadır. Pulse radyofrekans nöromodülasyonu yapılan hasta, ağrısı uzun süreli rahatladı.
Peripheral neuropathy secondary to entrapment of the nerves is not an uncommon etiology. Nerve entrapment is a common occurrence following trauma or surgery and poses significant diagnostic challenge. Entrapment neuropathy (EN) may not respond to standard neuropathic medication and may need invasive treatment. Pulsed radiofrequency (PRF) application is a recent modality and is gaining popularity for many EN as it does not cause neural ablation unlike conventional radiofrequency ablation. In this report, we present a case of young patient who presented with severe lower lateral leg pain in whom superficial peroneal nerve (SPN) EN was suspected and diagnostic SPN injection under ultrasound guidance confirmed the diagnosis. He subsequently underwent PRF neuromodulation and experienced long-lasting pain relief.

10.Bilateral papilledema caused by brucellosis mimicking pseudotumor cerebri
Tuğçe Mengi, Mehmet Çelebisoy
PMID: 35792692  doi: 10.14744/agri.2020.20053  Pages 213 - 216
Bu yazıda, psödotümör serebri ön tanısıyla hastaneye yatırılan ve izole intrakraniyal hipertansiyon prezentasyonu ile nörobruselloz tanısı alan migrenli bir hastayı sunuyoruz. Yirmi iki yaşında kadın hasta, acil servise baş ağrısı yakınmasıyla başvurdu. Öyküsünde yedi yıldır migren tanısı olduğu belirtildi. Nörolojik muayenesinde bilateral papilödem saptandı. Kraniyal manyetik rezonans görüntüleme normaldi. Beyin omurilik sıvısı incelemesinde mm3 başına 80 lenfosit ile 178 mg/dL protein saptandı. Açılış basıncı 260 mmH2O idi. Brucella standart tüp aglütinasyonu ve Rose Bengal testleri kanda ve beyin omurilik sıvısında pozitifti. Nörobruselloz tanısı koyuldu. Sistemik bulguların silik, nörolojik bulguların izole papilödemi gibi atipik olması durumunda nörobruselloz düşünülmeyebilir ve tanısı gecikebilir. Endemik alanlarda tanı protokolleri içinde Brucella serolojisinin yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Böylece, erken tanı ve uygun tedavi ile nörobruselloz komplikasyonlarının önüne geçilebilir.
In this article, we report a patient with migraine who was hospitalized with a prediagnosis of pseudotumor cerebri and diagnosed as neurobrucellosis with isolated intracranial hypertension presentation. A 22-year-old woman was admitted to emergency department with a complaint of headache. Her anamnesis indicated that she had migraine for 7 years. Neurological examination revealed bilateral papilledema. Cranial magnetic resonance imaging was normal. Cerebrospinal fluid (CSF) examination revealed 80 lymphocytes per mm3 with 178 mg/dL protein. Opening pressure was 260 mmH2O. Brucella tube agglutination and Rose Bengal tests were positive in blood and CSF. She was diagnosed as neurobrucellosis. If the systemic findings are insignificant and neurological findings are atypical such as isolated papillary edema, neurobrucellosis may not be considered and its diagnosis may be delayed. We believe that brucella serology should be included in the diagnostic protocols in endemic areas. Thus, early diagnosis and appropriate treatment can prevent complications of neurobrucellosis.

11.Erector spinae plane catheter for pain management of multiple rib fractures: Anecdotal records of cases with blunt chest trauma
Hande Gürbüz, Nalan Demir
PMID: 35792694  doi: 10.14744/agri.2020.39327  Pages 217 - 221
Yüksek enerjili göğüs duvarı travmaları sıklıkla yüksek morbidite ve mortalite ile ilişkili olan çoklu kosta kırıklarına yol açar. Çoklu kosta kırığı olan hastalardaki akciğer komplikasyonları, pulmoner kontüzyon alanlarında yetersiz gaz değişimi ve şiddetli ağrı nedeniyle solunum mekaniğinin bozulması sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle analjezi, kosta kırıklarının tedavisinde bir anahtar rol oynar. Erektör spina plan bloku yeni tanımlanan bir tekniktir ve posterior kosta kırıklarında acil servislerde de kullanılmaya başlanmıştır. Erektör spina plan blokları, ilgili bölgenin nispeten yüzeysel olması ve majör vasküler yapılardan uzak olması nedeniyle yoğun bakım ünitesinde antikoagülan tedavi alan hastalarda da uygulanabilir. Bu yazıda, erektör spina plan bloklarından anlamlı olarak fayda gören çoklu kosta kırığı olan üç olgunun anekdot kayıtları sunulmuştur. Bu raporda, tek taraflı enjeksiyon sonrasında duysal blokun bilateral yayılımı, erektör spina plan blokunun mekanik ventilatörden ayrılma üzerine etkisi ve erektör spina plan kateteri takıldıktan sonra arteryel kan gazı analizindeki belirgin düzelme vurgulanmaktadır.
High-energy chest wall traumas usually lead to multiple rib fractures associated with high morbidity and mortality. Pulmonary morbidity in patients with multiple rib fractures results from the impaired gas exchange from the pulmonary contusion areas and compromised breathing mechanics as a result of severe pain. Thus, analgesia plays a key role in the management of rib fractures. Erector spinae plane (ESP) block is a newly described technique and it has come into use in emergency departments for posterior rib fractures. ESP blocks can be administered in patients under anticoagulant therapy in the intensive care unit because the relevant area is located relatively superficial and far from the major vascular structures. In this report, anecdotal records of three patients with multiple rib fractures who had real benefits from ESP blocks are presented. This report highlights the bilateral extent of the sensory block after unilateral injection, the effect of ESP blocks on weaning from mechanical ventila-tion, and dramatic improvement in arterial blood gases analysis following ESP catheter insertion.

LETTER TO THE EDITOR
12.Platelet-rich plasma in the management of trigger finger: A case report
Ivan Medina-Porqueres, Pablo Martin-Garcia, Sofia Sanz-De-Diego, Marcelo Reyes-Eldblom
PMID: 35792688  doi: 10.14744/agri.2021.03064  Pages 222 - 224
Platelet-rich plasma (PRP) has emerged as a viable therapeutic alternative for a number of clinical applications and has potential benefit for use in trigger finger. However, PRP use has not been previously reported for this condition. We report a 63-year-old woman sustaining a refractory trigger finger after a series of three PRP injections over a 2-week period. There was resolution of triggering, with no symptom recurrence at 3-month follow-up. On the basis of this report, we can assume that the treatment of trigger finger with PRP is a promising therapeutic option to be further explored with larger samples and high-quality studies.

13.A novel combination technique (ultrasound-guided subomohyoid suprascapular+posterior axillary nerve block) provides opioid-free perioperative analgesia in shoulder arthroplasty
Ali Eman, Onur Balaban, Serbülent Gökhan Beyaz
PMID: 35792690  doi: 10.14744/agri.2021.09471  Pages 225 - 226
Abstract | Full Text PDF

14.Impact of COVID-19 pandemic on pre-existing shoulder problems: Is telerehabilitation a useful tool for physical therapy?
Sena Tolu, Aylin Rezvani, Nurbanu Hindioğlu, Ahmet Üşen
PMID: 35792691  doi: 10.14744/agri.2021.17363  Pages 227 - 228
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2022 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.