ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 36  Issue: 1   Year: 2023
  Ağrı: 26 (3)
Volume: 26  Issue: 3 - 2014
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.Evaluation of Affecting Factors and The Effectiveness of Treatment in Cases With Post-Dural Puncture Headache Who Underwent Epidural Blood Patch
Lütfiye Pirbudak, Mete Gurol Uğur, Berna Kaya Uğur, Seval Kul, Süleyman Ganidağlı
PMID: 25205407  doi: 10.5505/agri.2014.20591  Pages 101 - 106
Giriş: Dural ponksiyon sonrası baş ağrısı (DPSB) olguları, katkıda bulunan faktörler, epidural kan yaması (EKY) tedavisi ve tedaviye yanıtları değerlendirildi.Bu çalışmada amacımız EKY uygulanan DPSB olgularını incelemektir.
Metod: Bu retrospektif çalışmada, EKY uygulanmak suretiyle tedavi edilen 77 DPSB olgusu dahil edildi. Olgular yaş, cinsiyet, geçirilen operasyonun tipi, kullanılan iğnenin tipi ve çapı, spinal girişim sayısı, EKY uygulaması sırasında radiküler ağrı, sonrasında analjezi kalitesi ve olgu memnuniyeti açısından değerlendirildi.
Bulgular: 77 olgunun (46 kadın, 31 erkek) yaş ortalaması 31.5 ± 11.3 ve en yaygın yapılan cerrahi sezaryan idi. 48 olguda birden fazla girişim yapıldığı, 37 olguda 22G, 20 olguda 25 G spinal iğne kullanılmıştı. Baş ağrısı süresi kadın hastalarda ortalama 3.1 ± 1.3 gün, erkek hastalarda 4.6 ± 1.3 gündü (p = 0.020). EKY uygulanan olgularda 10. dakikadan itibaren VAS anlamlı derecede azalırken, olgu memnuniyeti anlamlı olarak arttı (p=0.001). Sadece bir (%1.29) olguda 2 defa EKY’na ihtiyaç duyuldu. Geçici radiküler ağrı EKY yönetiminde 17 olguda (%22.07) oldu, ancak 5-10 dk içinde geriledi. Tartışma: DPSB’li olgularda EKY özellikle obstetrik olgularda etkin ve güvenilirdir. DPSB semptomlarının bayan hastalarda daha erken görüldüğünü saptadık. Spinal anestezi uygulamalarında 22 G’dan daha küçük çaplı iğneler tercih edilebilir ve birden çok denemeden özenle kaçınılabilir.
Purpose: We evaluated post dural puncture headache (PDPH) cases, contributing factors, their treatment with epidural blood patch (EBP) and responses to the therapy.
Methods: In this retrospective study, 77 PDPH cases treated with EBP were included. Patients were evaluated in terms of age, gender, type of surgery, type and diameter of the needle used for dural puncture, number(s) of dural puncture, onset of punctural headache, any conservative therapies for PDPH, number(s) of EBP application, analgesia quality at 10th minute and 2nd hour after EBP application and radicular pain during procedure.
Results: Mean age of 77 patients (46 female, 31 male) was 31.5 ± 11.3, and most common surgery performed was cesarean section. More than one attempt were applied in 48 patients. In 37 cases 22G spinal needle, in 20 cases 25 G spinal needle were used. The mean duration of the headache was 3.1 ± 1.3 days for female patients and 4.6 ± 2.3 days for male patients (p=0.020). VAS significantly decreased and patient satisfaction significantly increased after the 10th minute in patients who had EBP (p=0.001). In only one case (2%) second EBP was needed for pain relief. Transient radicular pain was observed in 17 cases (22.07%) at administration of EBP
Conclusion: . In PDPH cases EBP is an effective and relatively safe method especially in obstetric patients. we reported that the PDPH symptoms were presented earlier in female patients. Preference of small diameter needles less than 22 G and avoiding multiple attempts may be elaborated for spinal anesthesia.

2.Laparoscopic cholecystectomy pain: effects of the combination of incisional and intraperitoneal levobupivacaine before or after surgery
Işık Alper, Sezgin Ulukaya, Gülsüm Yüksel, Meltem Uyar, Taner Balcıoğlu
PMID: 25205408  doi: 10.5505/agri.2014.42650  Pages 107 - 112
Amaç: İnsizyonel ve intraperitoneal %0.25 levobupivakain kombinasyonunun uygulama zamanının laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı üzerine etkisinin prospektif, randomize, kontrollü çalışma olarak araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Altmış altı hasta üç gruptan birine dahil edildi. Grup BS’ye, trokar yerlerine insizyon yapılmadan önce ve pnömoperitonyumdan hemen sonra levobupivakain uygulandı. Grup AS’ye trokarlar çekilmeden hemen önce intraperitoneal ve operasyon sonunda insizyonel levobupivakain uygulandı. Grup C kontrol grubu olarak kabul edildi. İntraoperatif değişkenler, postoperatif ağrı sağaltımı, ek analjezik tüketimi ve hasta memnuniyetine ilişkin veriler karşılaştırıldı.
Bulgular: İntraoperatif fentanil tüketimi Grup BS’de Grup AS ve Grup C’ye göre daha az bulundu (p<0.05). Operasyondan hemen sonra VAS skorları Grup BS ve Grup AS’de Grup C’ye göre daha düşük saptandı (p<0.05). VAS skorları ilk iki saat süresince Grup AS’de Grup C’ye göre anlamlı düşük bulundu. Ek meperidin gereksinimi olan hasta sayısı ve ortalama meperidin dozu Grup AS’de Grup BS ve Grup C’ye göre daha az saptandı (p<0.05).
Sonuç: İnsizyonel ve intraperitoneal levobupivakain kombinasyonunun operasyon öncesi veya sonrası uygulanması postoperatif ağrı, analjezik ve antiemetik gereksinimini azaltmakta ve hasta konforunu artırmaktadır. Ayrıca levobupivakainin cerrahi öncesi uygulanması intraoperatif fentanil tüketimini azaltırken, cerrahi sonrası uygulanması postoperatif ek analjezik gereksinimi azaltması açısından avantajlıdır.
Objectives: We aimed to investigate whether timing of administration of the combination of incisional and intraperitoneal 0.25% levobupivacaine has an effect on postoperative pain after laparoscopic cholecystectomy in a prospective, randomized, controlled study.
Methods: Sixty six patients were allocated to one of the three groups. Group BS received levobupivacaine before incisioning trocar sites and intraperitoneal levobupivacaine immediately after pneumoperitoneum. Group AS received intraperitoneal levobupivacaine before trocars were withdrawn and incisional levobupivacaine at the end of surgery. Group C received no treatment. Data of intraoperative variables, postoperative pain relief, rescue analgesic consumption and patient satisfaction were compared.
Results: The intraoperative fentanyl consumption was found lower in Group BS, compared to Groups AS and C (p<0.05). VAS scores were lower in both Groups BS and AS, compared to Group C immediately after the operation (p<0.05). VAS scores were significantly decreased during first two hours in Group AS, compared to Group C. The mean doses and number of patients needing rescue meperidine were lower in Group AS, compared to the Groups BS and C (p<0.05).
Conclusion: The combination of incisional and intraperitoneal levobupivacaine administered before or after surgery can reduce postoperative pain, analgesic and antiemetic consumption together with improved patient satisfaction. However, administering levobupivacaine before surgery might be advantageous for less intraoperative fentanyl consumption, while levobupivacaine after surgery is advantageous for less postoperative rescue analgesic requirement.

3.Ultrasound-Guided Single-Injection Femoral Nerve Block Provides Effective Analgesia after Total Knee Arthroplasty up to 48 Hours
Levent Şahin, Halil Fatih Korkmaz, Mehrican Şahin, Güneri Atalan
PMID: 25205409  doi: 10.5505/agri.2014.83788  Pages 113 - 118
Amaç: Bu çalışmanın amacı spinal anestezi ile total diz artroplastisi (TDA) yapılan hastalarda postoperative 48 saatlik periyotta ultrason (US) kılavuzluğunda tek doz femoral sinir bloğunun (FSB) ağrı kontrolü, morfin tüketimi, olumsuz etkiler ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerini değerlendirmek.
Metod: Dejeneratif eklem hastalığı nedeniyle tek taraflı TDA uygulanacak, ASA fiziksel durumu I-III olan 104 hasta bu çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele iki guruba ayrıldı: Grup F (n: 51) hastalara US kılavuzluğunda FSB’da 1: 200,000 epinefrin ilave edilmiş 40 ml % 0.5 bupivakain, Grup P (n: 53) hastalara aynı metod ile koruyucu serbest salin enjeksiyonu yapıldı. Ağrı skorları, morfin tüketimi, olumsuz olaylar ve hasta memnuniyeti 48 saat boyunca değerlendirildi.
Bulgular: Cerrahi sonrası ilk 48 boyunca Grup F’ de Grup P ile kıyaslandığında anlamlı olarak daha az morfin tüketilmiştir (18.7 mg ile 39.6 mg, p< 0.001). Dört, 8, 12, 24 ve 48. saatlerde Grup P ile karşılaştırıldığında Grup F’de hem istirahette hem de hareketle VRS skorları anlamlı olarak daha düşüktür (tüm karşılaştırmalar için p< 0.001). Ayrıca hasta memnuniyeti Grup F’de Grup P’den daha iyiydi.
Sonuç: Bu çalışma US kılavuzluğunda tek doz femoral sinir bloğunun TDA’ni takiben ilk 48 saatte hasta memnuniyetini artırdığı ve morfin tüketimini azalttığını göstermiştir.
Purpose: The purpose of this study is to evaluate the effects of ultrasound (US) guided single-injection femoral nerve block (FNB) on pain control, morphine consumption, adverse effects, and patient satisfaction during the postoperative 48-hour period in total knee arthroplasty (TKA) patients with spinal anesthesia.
Methods: One hundred four ASA physical status I–III patients undergoing single TKA for degenerative joint disease were enrolled in this clinical study. Patients were randomly distributed into two groups: US-guided single-injection FNB with 40 ml of 0.5% bupivacaine and 1: 200,000 epinephrine was administered to Group F (n: 51) patients; preservative-free saline was injected in Group P (n: 53) patients using the same method as Group F. Pain scores, morphine consumption, incidences of adverse events, and patient satisfaction were assessed over the course of 48 hours.
Results: Group F used significantly less morphine compared with Group P (18.7 mg vs. 39.6 mg) during the first 48 hours after surgery (p< 0.001). When compared with group P, the VRS scores both at rest and during movement were significantly lower in Group F at 4, 8, 12, 24, and 48 hours after TKA (for all comparisons p< 0.001). In addition, patient satisfaction was better in Group F than Group P.
Conclusion: This study suggests that a US-guided single-injection femoral nerve block following TKA improves patient satisfaction and reduces consumption of morphine during the first 48 hours.

4.The relationship between scapular dyskinesia, pain, range of motion and flexibility in patients with neck and shoulder problems
Nihan Özünlü Pekyavaş, Zuhal Kunduracılar, Aybüke Uzun, Cengiz Ergüneş, Eda Tonga, Metin Karataş
PMID: 25205410  doi: 10.5505/agri.2014.55486  Pages 119 - 125
AMAÇ: Boyun, omuz ve boyun-omuz ağrılı olgularda, skapular diskinezi, ağrı ve esneklik arasındaki ilişkilerin araştırılması.
GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza Başkent Üniversitesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon ABD’na boyun ve omuz ağrısı şikayeti ile başvurmuş, patolojik tanı almış 160 olgu alındı. Hastalar boyun (n=80, yaş ort=48.78 ± 15.97, bmi ort= 27.14 ± 4.62 ), omuz (n=54, yaş ort= 54.01± 14.64, bmi ort=26.28 ± 3.43) ve boyun+omuz (n=27 yaş ort=51.48 ±15.25, bmi ort=26.13 ± 4.53) ağrısı grupları olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Boyun ve omuz ağrı şiddetinin değerlendirilmesi amacıyla Görsel Analog Skalası (GAS), eklem hareket açıklıklarının ölçülmesi amacıyla gonyometre, omuz internal ve eksternal rotasyon hareketlerinin esnekliklerinin değerlendirilmesi amacıyla mezura ile ölçüm yapıldı. Skapular diskineziyi değerlendirmek amacıyla Lateral Scapular Slide Test (LSST), Scapular Retraction Test (SRT) ve Scapular Assistance Test (SAT) kullanıldı.
BULGULAR: Boyun patolojili olgularda dominant tarafta SRT ve SAT pozitifliği bulunan olgularda dominant olmayan tarafta da SRT (r=0,617, p=0,000) ve SAT (r=0,565, p=0,000) pozitif bulundu. Boyun ve omuz patolojili olgularda, aktivite sırasında boyun+omuz ağrısı istirahatte ve gece de ağrı devam etmektedir (r=0,572, p=0,002). Her 3 grupta da ağrı şiddeti ile skapular diskinezi arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Tüm gruplarda LSST (LSST1: X±Sd=0,76±0,74; LSST2: X±Sd=0,68±0,81; LSST3: X±Sd=0,75±0,75) değerleri 1,5 cm altında olduğundan dolayı skapular hareketlilik normal kabul edildi.
TARTIŞMA: Boyun, omuz, boyun ve omuz birlikte olan ağrılı durumlarda eklem limitasyonları ile birlikte skapular diskinezinin de değerlendirilmesinin ağrı ile ilişkili sorunların çözümünde yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. İleriki çalışmalarda dahil edilecek grupların patolojiye göre sınıflandırılması, mevcut patolojinin skapular diskinezi üzerine etkisini anlamak açısından önemli bir yol çizecektir.
PURPOSE: To investigate the relationship between scapular dyskinesia, pain and flexibility in patients with neck, shoulder and both pain problems.
MATERIAL AND METHOD: 160 patients with pathology and pain at neck and shoulder regions who came to Baskent University Hospital, Department of Physical Medicine and Rehabilitation were included to our study. Patients were divided into three groups; Neck group, shoulder group and neck+shoulder group. Visual Analog Scale (VAS) for pain intensity, goniometer for range of motion and tape measurement for evaluation of flexibility was used. Lateral Scapular Slide Test (LSST), Scapular Retraction Test (SRT) ve Skapular Assisstance Test (SAT) was used for evaluation of scapular dyskinesia.
RESULTS: SRT (r=0,617, p=0,000) and SAT (r=0,565, p=0,000) pozitivity was found correlated between dominant and nondominant sides in patients with neck pathology. Pain at night and during rest are found correlated with pain during activity in patients with neck+shoulder pathology (r=0,572, p=0,002). No significant correlation was found between pain intensity and scapular dyskinesia in all groups. LSST values were found under 1,5cm and therefore scapular mobilization was considered as normal (LSST1: X±Sd=0,76±0,74; LSST2: X±Sd=0,68±0,81; LSST3: X±Sd=0,75±0,75).
DISCUSSION: As well as joint limitations and flexibility, scapular dyskinesia should also be evaluated in order to solve problems related to pain in patients with neck, shoulder and neck+shoulder pathology. In future studies, the classification of groups according to pathology can lead an important way to understand the impact of scapular dyskinesia present on pathology.

5.The Cognitive Effects of Using Transdermal Fentanyl in Cancer Pain
Nurdan Ünlü, Ayşegül Bilen, Achmet Ali, Namigar Turgut, Aygen Türkmen
PMID: 25205411  doi: 10.5505/agri.2014.28291  Pages 126 - 130
Amaç: Bu çalışmada, kanser ağrısında transdermal fentanil (TDF) kullanımının kognitif fonksiyonlar üzerine olan etkisinin incelenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Etik kurul ve hasta onamı alınarak daha öncesinde opioid tedavisi almamış 50 kanser ağrılı hasta çalışma kapsamına alındı. Ağrı değerlendirmesi Vizüel Analog Skala (Visual Analogue Scale-VAS), kognitif fonksiyon muayenesi Addenbrook Kognitif Muayenesi gözden geçirilmiş versiyonu (Addenbrooke’s Cognitive Examination final revised version -ACE-R) ve günlük aktivite düzeyi Doğu Onkoloji Grubu Performans Ölçütü (Eastern Cooperative Oncology Group Performance Status -ECOG) ile değerlendirildi, yan etkiler kaydedildi. Hastaların ilk başvurularında algolojik değerlendirmeleri yapıldı ve ACE-R uygulanarak normal kognitif fonksiyon düzeyleri tespit edildi. Olgularda 25 μg/saat TDF ile tedaviye başlandı, VAS ≤ 2 olacak şekilde tedavilerinin belirli aşamalarında doz artışı yapıldı. 30. günde yeterli analjezik etkinlik sağlandıktan sonra ACE-R yeniden uygulandı. Tüm hastalar kendi aralarında, TDF tedavisi öncesi ve sonrası olmak üzere ACE-R toplam skoru ve alt grupları (dikkat-oryantasyon, bellek, akıcılık, dil, görsel-mekansal yetenekler) açısından karşılaştırıldı.
Bulgular: Çalışma sonunda tedavi sonrası, öncesi ile karşılaştırıldığında dikkat, oryantasyon, bellek, akıcılık, dil ve ACE-R toplam skorlarında istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı. Görsel ve mekansal yeteneklerde ise anlamlı bir değişme görülemedi. Olguların günlük aktivite düzeyi başlangıca göre değişmedi.
Sonuç: Kanser ağrısında TDF kullanımının kognitif fonksiyonlarda bozulma yapmadığı görüldü, hatta bazı kognitif test skorlarında anlamlı düzelme olduğu saptandı. Ağrının olmaması da hastaların yaşam kalitesini arttırdı.
Objectives: In this study, we aimed to investigate of using transdermal fentanyl (TDF) effects to cognitive functions in cancer pain.
Methods: After approval informed consent of patients and Ethical Committee, fifty patients with cancer pain who had no opioid treatments before were included in the study. Pain was evaluated with Visual Analogue Scale (VAS), cognitive functions were assessed using by Addenbrooke’s Cognitive Examination final revised version (ACE-R), performance was evaluated with Eastern Cooperative Oncology Group Performance Status (ECOG), adverse reactions were noted.Patients’ algological evaluation had done in first application and the normal cognitive functions were established using by ACE-R. In cases the treatment was began with 25μg/h TDF and certain stages of the treatment dose was increased so that VAS ≤ 2. ACE-R was applied again on 30. day under enough analgesia. All patients were compared with ACE-R total scores and subgroups ( attention-orientation, memory, fluency, language, visuospatial abilities) at before and after TDF treatment in each other.
Results: At the end of the study, attention-orientation, memory, fluency, language, ACER total scores were statistically significant improvement after the treatment than compared to before. No significant change was obtained in visuospatial abilities. No difference was detected in performance status.
Conclusion: The use of transdermal fentanyl for the treatment of cancer pain are not associated with impairments in cognitive performance, even some cognitive test scores significantly improved. The absence of pain increased the quality of life.

6.Changing trends and regional anesthesia practices in Turkey
Yavuz Gürkan, Alparslan Kus, Can Aksu, Cigdem Ohtaroglu, Mine Solak, Kamil Toker
PMID: 25205412  doi: 10.5505/agri.2014.26056  Pages 131 - 137
Giriş: Ultrasonografinin rejyonal anestezi (RA) pratiğine girmesi RA’de önemli gelişme ve değişimlere neden olmuştur. Bu gelişmeler RA uygulama yöntemleri ve blok seçimlerini de etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı ülkemizde RA’de kullanılan araç ve uygulamalar hakkında bilgi sahibi olmaktır.
Gereç ve yöntem: 2011 senesi Ulusal RA Kongresi sırasında kongre katılımcılarına 10 sorudan oluşan bir anket formu dağıtıldı. Demografik verilerin yanı sıra RA tekniklerinden hangilerini uyguladıkları ve periferik sinir bloğu uygulamalarında sinir lokalizasyonu için kullandıkları yöntemler soruldu. Katılımcılara RA konusunda aldıkları eğitimlerini yeterli görüp görmedikleri ve bir RA kursuna katılıp katılmadıklarını soruldu.
Bulgular: Formlar 95 kişi tarafından doldurulmuştur. En sık uygulama spinal anestezidir. Periferik sinir blokları RA uygulamalarının sadece %12’sini kapsamaktadır. En sık uygulanan periferik sinir bloğu ise aksiller bloktur. En yaygın kullanılan sinir lokalizasyon yöntemi öncelikle nörostimulasyon ve takiben ultrasonografidir. Katılımcıların %58’inin aldıkları RA eğitimi yeterli bulmadıkları, % 50’sinin mesleki gelişim amacıyla bir kursa katıldığı tespit edilmiştir.
Sonuç: Sinir lokalizasyonunda en sık nörostimulasyon kullanıldığı ancak ultrasonografinin de hızla yaygınlaştığı gözlenmiştir. En sık uygulama nöroaksiyal bloklardır. RA eğitimin hala geliştirilmesi kanaatindeyiz.
Objectives: Introduction of ultrasound into regional anesthesia (RA) practice has resulted in important changes and developments in RA. These developments had influence on the way of practice and choice of blocks. The purpose of this study was to have an idea about the instruments used in RA and clinical applications in our country.
Methods: A questionnaire consisting of 10 questions were distributed to the participants of National RA Congress in 2011. Besides demographic data, RA techniques used and the method of nerve location was questioned. Participants were asked whether they were satisfied with their training in RA and if they participated a RA course.
Results: 95 participants filled the forms. Spinal anesthesia was the most commonly performed technique. Peripheral nerve blocks constitute only 12% of RA practice. Axillary block was the most commonly performed peripheral nerve block. The most commonly used nerve localization methods were nerve stimulation and ultrasound subsequently. 58% of the participants were not satisfied with their RA training and 50% participated a course for continuing medical education.
Conclusion: Nerve stimulation is the mostly performed method and US is increasingly used. The most commonly performed blocks are central neuroaxial blocks. There is still room for improvement in RA training.

CASE REPORTS
7.A Case Report: Indomethacin Resistance Hemicrania Continua or a New Entity?
Özlem Coşkun, Serap Üçler, Ruhsen Öcal, Levent Ertuğrul İnan
PMID: 25205413  doi: 10.5505/agri.2014.41713  Pages 138 - 140
Hemicrania continua (HC) nadir primer başağrısıdır. Bazı otonomik bulgularla birliktedir (konjunktival yaşarma, pitoz, gözkapağı ödemi, lakrimasyon, nazal konjesyon, rinore gibi). HC tanısı için indometazin tedavisine yanıt zorunlu tanı kriteridir. Bununla birlikte literatürde indometazine yanıt vermeyen olgular bildirilmiştir. Biz bu olgu sunumunda indometazin yanıtı olmayan ancak pregabalin tedavisine yanıt veren bir olgudan bahsedeceğiz. Pregabalin indometazine dirençli HC başağrısında bazı hastalar için etkili bir tedavi alternatifi olabilir.
Hemicrania continua (HC) is an uncommon primary headache disorder. It presents some autonomic features (conjunctival injection, ptosis, eyelid edema, lacrimation, nasal congestion, rhinorhea) including. Response to indomethacin treatment is the mandatory criteria for the diagnosis of HC. However, there are some reported cases who did not respond the indomethacin in the literature. In this case report we will present a patient who had a the indomethacin resistance but with pregabalin response. However, the patient had a response to pregabalin. Pregabalin may be effective treatment for hemicrania continua in some patients indomethacin resistance.

8.Who is Responsible for the Postoperative Nerve Injury? Anesthesia? Orthopedics? Trauma?
Ebru Kelsaka, Fuat Güldoğuş, Murat Erdoğan, Eyüp Çağatay Zengin
PMID: 25205414  doi: 10.5505/agri.2014.72621  Pages 141 - 144
Periferik sinir hasarının patogenezinde; mekanik, basınç, vasküler ve kimyasal nedenler rol oynar. Periferik sinir bloğu uygulamalarında kullanılan iğneye ve intrafasiküler enjeksiyonlara bağlı mekanik hasar olabilir. Özellikle humerus kırıklarında sinirlerin cerrahi alana komşuluğu ve cerrahi ekartasyonlar ile girişimler sonucunda sinir hasarı meydana gelebilir. Ayrıca travma da posttravmatik sinir hasarına yol açabilir.
Bu sunumda, humerus distal fraktürü nedeniyle opere olan olgumuzda postoperatif görülen sinir hasarının nedenlerini tartıştık.
In the pathogenesis of peripheral nerve injury, mechanical,vascular, pressure and chemical reasons play a role. In the applications of peripheral nerve block, there can be mechanical injury due to the type of needle and intrafasicular injections. In humerus fractures, nerve injury can be seen due to the surgical retractions and close proximity of the nerves with the bone. And also trauma may be the reason for posttraumatic nerve injury.
In this presentation, we discussed the causes of postoperative nerve damage which is seen after the operation of the distal humerus fracture.

9.Ultrasound Guided Posterior Femoral Cutaneous Nerve Block
İsmet Topçu, İnan Aysel
PMID: 25205415  doi: 10.5505/agri.2014.26122  Pages 145 - 148
The posterior femoral cutaneous nerve (PFCN) is a branch of the sacral plexus. It needs to be implemented as a complementary block for anesthesia or in the surgeries necessitating tourniquet in the suitable cases. We consider target oriented block concept within the PFCN block in the anesthesia implementations with the emergence of ultrasonic regional anesthesia in the practice and with the better understanding of sonoanatomy.

LETTER TO THE EDITOR
10.Take a hint: Multiple Sclerosis and headache
Hasan Hüseyin Kozak, Ali Ulvi Uca
PMID: 25205416  doi: 10.5505/agri.2014.99815  Pages 149 - 150
Editöre Mektup olduğu için özeti yok.
Editöre Mektup olduğu için özeti yok.



   
Copyright © 2024 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.