ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 36  Issue: 1   Year: 2023
  Ağrı: 36 (1)
Volume: 36  Issue: 1 - 2024
Hide Abstracts | << Back
FRONT MATTER
1.Front Matter

Pages I - XI

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.Effects of continuous and pulsed radiofrequency applied for 120 and 240 seconds to rats' sciatic nerve
Güray Özkumur, Esma Kırımlıoğlu, Ergi Kaya, Necdet Demir, Mehmet Arif Yeğin
PMID: 38239120  doi: 10.14744/agri.2022.97957  Pages 1 - 12
Amaç: Radyofrekans (RF) ağrı tedavisi için yıllardır kullanılmaktadır. RF’in sinirler üzerindeki etkisi ve etki mekanizması halen net olarak ortaya konulmamıştır. Bu çalışmanın amacı; Pulsed RF (P-RF) ve Devamlı RF (C-RF)’nin oluşturduğu etkiyi ışık ve elektron mikroskobisi aracılığıyla incelemek ve farklılıklarını ortaya koymaktır.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 60 adet Rattus Norvegicus cinsi rat 6 gruba ayrılarak kullanılmıştır. Kontrol grubu alınmamıştır. Sham grubunda elektrotlar yerleştirilmiş ancak akım uygulanmamıştır. P-RF 120 saniye (sn), P-RF 240 sn, C-RF 120 sn, C-RF 240 sn, 42 ˚C’de diğer gruplara uygulanmıştır. Siyatik sinir kesitleri alınmış, ışık ve elektron mikroskopunda incelenmiştir.
Bulgular: Sham, P120 ve C120 grupları normal sınırlarda tespit edilmiştir. P240 grubunda bir takım morfolojik değişiklikler izlense de bütün örnekler incelendiğinde bu durumun ihmal edilebilir olduğu sonucuna varılmıştır. C240 grubunda ise hem miyelinli hem de miyelinsiz sinir liflerinde, ışık ve elektron mikroskopunda ağır deformasyon izlenmiştir. Schwann hücrelerinde dramatik yapısal bozukluklar gözlemlenmiştir.
Sonuç: P120, P240 ve C120 tedavileri siyatik sinirde herhangi bir deformiteye yol açmamıştır. C-RF 240 saniye uygulanması ise sinir yapısında patolojik değişikliklere yol açmaktadır.
Objectives: Radiofrequency (RF) has been used for many years for pain treatment. The effects of RF on nerves and the underlying mechanism of these effects are not clearly understood. The aim of this study is to show the effects of Pulsed (P-RF) and Continuous (C-RF) RF in light and electron microscopy, and to determine the differences between them.
Methods: In this study, a total of 60 Rattus norvegicus rats were used in 6 groups. No procedure was performed on the control group. In the Sham group, the electrodes were placed but no current was applied. P-RF for 120 seconds, P-RF for 240 seconds, C-RF for 120 seconds, and C-RF for 240 seconds at 42 °C were applied respectively to the other groups. Sections obtained from sciatic nerves were examined with light and electron microscopy.
Results: Examinations of the Sham, P120, and C120 groups were normal. In P240, some morphological changes were observed, but when all samples were examined, these abnormalities were evaluated as negligible. In C240, severe deformation of both myelinated and non-myelinated nerve fibers was observed under an electron and light microscope. Dramatic structural deformities in Schwann cells were observed.
Conclusion: P120, P240, and C120 treatments did not produce any deformities in the sciatic nerve. The application of C-RF for 240 seconds produced pathological alterations in the nerve structure.

INTERVENTIONAL TREATMENT
3.Effect of erector spinae plane block on postoperative intravenous morphine consumption in open subcostal nephrectomy: A prospective randomized clinical trial
Erkan Atıcı, Zehra İpek Arslan, Hasan Yılmaz
PMID: 38239121  doi: 10.14744/agri.2022.71602  Pages 13 - 21
Amaç: Erektör spina plan bloğunun (ESPB), açık subkostal nefrektomiye giren hastalarda postoperatif morfin tüketimini azaltacağı hipotezinden yola çıktık.
Gereç ve Yöntem: Etik kurul onayı ve bilgilendirilmiş hasta onamı alındıktan sonra çalışmamıza; ASA I-II, 18-65 yaş aralığında, elektif şartlarda anterior subkostal kesi ile nefrektomi operasyonu planlanan 46 hasta dahil edildi. Hastalar kapalı zarf yöntemiyle rastgele ESPB ve Kontrol olmak üzere iki gruba ayrıldı. ESPB grubuna, ameliyathane odasına alınmadan önce blok köşesinde T10 seviyesinden 20 ml %0.25 bupivakain ile erektör spina plan bloğu yapıldı. Her iki gruba da intravenöz morfin ile hasta kontrollü analjezi yöntemi uygulandı.
Bulgular: ESPB grubunda intraoperatif remifentanil tüketimi Kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak belirgin şekilde azdı (1069.5±211.54 µg vs 1471.4±202.21 µg) (p<0.001). Hastaların postoperatif morfin tüketimleri de ESPB grubunda azdı (16.8±4.13 mg vs 33.65±6.91 mg) (p<0.001). ESPB grubundaki hastaların Numerik Derecelendirme Skalaları kontrol grubuna kıyasla daha düşüktü (p<0.001). Hastaların ek analjezik ihtiyacı ESPB grubunda daha azdı (%35 vs %95, p<0.001). ESPB grubunda hasta memnuniyeti Kontrol grubuna kıyasla daha fazlaydı (p=0.009). Bulantı, ESPB grubunda Kontrol grubuna kıyasla azdı (p=0.007).
Sonuç: Nefrektomi operasyonu geçiren hastalarda preemptif ESPB uygulanması güvenli ve faydalı bir analjezik yöntemdir.
Objectives: We began with the hypothesis that the erector spinae plane block (ESPB) would decrease postoperative morphine consumption in patients scheduled for open subcostal nephrectomy.
Methods: After obtaining ethics committee approval and informed patient consent, American Society of Anesthesiologists I-II, 46 patients between the ages of 18 and 65 who were scheduled for elective nephrectomy with an anterior subcostal incision were included in this study. Patients were randomly divided into two groups, the ESPB and the control group, using the sealed envelope technique. In the ESPB group, ESPB was applied with 20 mL of 0.25% bupivacaine at the T10 level at the block corner before being taken to the operating room. Patient-controlled analgesia with intravenous morphine was applied to both the ESPB and the control groups.
Results: Intraoperative remifentanil consumption in the ESPB group was statistically significantly less than in the control group (1069.5±211.54 micrograms versus 1471.4±202.21 micrograms) (p<0.001). Postoperative morphine consumption of the patients was also lower in the ESPB group (16.8±4.13 milligrams versus 33.65±6.91 milligrams) (p<0.001). The numeric rating scales of the patients in the ESPB group were lower than in the control group (p<0.001). The additional analgesic requirements of patients were less in the ESPB group (35% vs 95%, p<0.001). Patient satisfaction was higher in the ESPB group compared to the control group (p=0.009). Nausea was lower in the ESPB group than in the control group (p=0.007).
Conclusion: Preemptive administration of ESPB is a safe and beneficial analgesic method in patients undergoing open subcostal nephrectomy.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
4.The relationship between disability and depression, anxiety, and sleep quality in patients with coccydynia
Emel Güler, Hanzade Aybüke Ünal
PMID: 38239122  doi: 10.14744/agri.2023.23865  Pages 22 - 28
Amaç: Bu çalışmada, koksikodinili hastalarda uyku kalitesi ile anksiyete, depresyon ve özürlülük arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif kesitsel çalışmada, koksikodini tanısı almış 60 hasta değerlendirildi. Hastaların klinik ve demografik özellikleri kayıt altına alındı. Görsel Analog Skala (VAS), Oswestry Özürlülük İndeksi (ODI), Beck Depresyon Envanteri (BDI), Beck Anksiyete Envanteri (BAI) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PSQI) değerlendirme araçları kullanılarak hastalar değerlendirildi.
Bulgular: Koksidinili 60 hastanın 47’sinde (%78.3) depresif semptomlar ve 49’unda (%81.6) anksiyete tespit edildi. Ayrıca, 46 hasta (%76.7) düşük uyku kalitesine sahipti. Uyku kalitesi ile anksiyete ve depresif semptomlar arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki bulundu (p<0.001); özürlülük indeksi değerleri ile ise istatistiksel olarak zayıf pozitif bir korelasyon saptandı.
Sonuç: Koksidinili hastalarda özürlülük arttıkça depresif semptomlar, anksiyete ve düşük uyku kalitesi de artmaktadır. Koksikodini daha önce nevrotik bozukluklarla ilişkilendirilmiş olsa da, düşük uyku kalitesine yol açan mekanizmalar net değildir.
Objectives: In this study, our aim was to investigate the relationship between sleep quality, anxiety, depression, and disability in patients with coccydynia.
Methods: This prospective cross-sectional study evaluated 60 patients diagnosed with coccydynia. Clinical and demographic characteristics of the patients were recorded. Outcome measures included the Visual Analogue Scale (VAS), Oswestry Disability Index (ODI), Beck Depression Inventory (BDI), Beck Anxiety Inventory (BAI), and Pittsburgh Sleep Quality Index (PSQI), which were analyzed.
Results: Depressive symptoms and anxiety were detected in 47 (78.3%) and 49 (81.6%) of the 60 patients, respectively. Additionally, 46 (76.7%) patients were identified as poor sleepers. Our results demonstrated a statistically significant positive correlation between the quality of sleep and anxiety and depressive symptoms scores (p<0.001); there was also a statistically weak positive correlation with disability index values.
Conclusion: Depressive symptoms, anxiety, and poor sleep quality are exacerbated by disability in coccydynia. While coccydynia has been previously associated with neurotic disorders, the mechanisms underlying poor sleep quality remain unclear.

5.Additional contribution of phonophoresis and low-level laser therapy to exercise in the treatment of carpal tunnel syndrome: A clinical, electrophysiological, and ultrasonographic evaluation
Nazlı Karaman, Zeliha Ünlü, Deniz Selçuki, Lale Cerrahoğlu
PMID: 38239124  doi: 10.14744/agri.2023.00878  Pages 29 - 37
Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS), en sık görülen periferik sinir sıkışma sendromudur. Bu çalışma, fonoforez ve düşük seviyeli lazer tedavisinin (LLLT) orta dereceli KTS’nin tedavisinde tendon ve sinir kaydırma egzersizlerine ek katkısını elektrofizyolojik, ultrasonografik ve klinik olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Gereç ve Yöntem: Örneklem, orta dereceli KTS’li 45 hastadan oluşmakta ve üç gruba randomize edilmiştir. Grup 1’e fonoforez ve egzersiz, Grup 2’ye LLLT ve egzersiz, Grup 3’e ise sadece egzersiz uygulandı. Katılımcılar tedavi öncesi ve tedavi sonrası 6. ve 12. haftalarda elektrofizyolojik, klinik ve ultrasonografik olarak değerlendirildi.
Bulgular: Tedavi sonrası 6. ve 12. haftalarda tüm gruplarda klinik parametrelerde (Boston Fonksiyonel Durum Skalası, Boston Semptom Şiddet Skalası, istirahat vizüel analog skalası ve aktivite vizüel analog skalası) düzelme saptandı (p<0.05). Tedavi sonrası 12. haftada tüm gruplarda ultrasonografik parametrede (kesit alanı) düzelme saptandı (p=0.017).
Sonuç: Fonoforez ve LLLT, egzersiz tedavisine ek bir etki sağlamamaktadır. Egzersiz tedavisi, orta derecede KTS’nin tedavisinde ultrasonografik ve klinik sonuçlara olumlu katkı sağlayabilir.
Objectives: Carpal Tunnel Syndrome (CTS) is the most common peripheral nerve compression syndrome. This study aims to evaluate the additive contribution of phonophoresis and low-level laser therapy (LLLT) to tendon and nerve gliding exercises electrophysiologically, ultrasonographically, and clinically in the treatment of moderate CTS.
Methods: The sample consisted of 45 patients with moderate CTS, randomized into three groups. Group 1 received phonophoresis and exercise, Group 2 received LLLT and exercise, and Group 3 received exercise alone. Participants were evaluated electrophysiologically, clinically, and ultrasonographically before treatment and at the 6th and 12th weeks after the treatment.
Results: An improvement was observed in clinical parameters (Boston Functional Status Scale, Boston Symptom Severity Scale, visual analog scale at rest, and visual analog scale during activity) for all groups at the 6th and 12th weeks after the treatment (p<0.05). An improvement was also noted in the ultrasonographic parameter (cross-sectional area) for all groups at the 12th week after the treatment (p=0.017).
Conclusion: Phonophoresis and LLLT do not provide additional effects to exercise therapy. Exercise therapy alone may positively contribute to ultrasonographic and clinical outcomes in the treatment of moderate CTS.

6.Evaluation of the efficacy of pulsed radiofrequency therapy in patients with lumbosacral radicular pain: An analysis of single-center data
Gökhan Yıldız, Şeref Çelik, Erkan Yavuz Akçaboy, Şaziye Şahin, Samet Sancar Kaya, Müge Baran, Hamit Göksu
PMID: 38239116  doi: 10.14744/agri.2022.60234  Pages 38 - 44
Amaç: Lumbosakral radiküler ağrı (LRA), nöropatik ağrının en sık sebeplerinden biridir ve genellikle dorsal kök gangliyonu (DRG) veya spinal sinirlerdeki inflamasyon sonucu ortaya çıkar. Kronik LRA durumunda, tüm tedavi yöntemlerine rağmen başarı oranları genellikle yüksek değildir. DRG’ye uygulanan pulsed radyofrekans (PRF) tedavisi sıkça tercih edilir, ancak etkinliği üzerine çeşitli araştırmalar mevcuttur. Çalışmamızın amacı, kliniğimizde yaygın olarak uyguladığımız PRF tedavisinin 154 hastanın verileri üzerinden etkinliğini ortaya koymaktır.
Gereç ve Yöntem: Üç aydan uzun süren LRA’sı olan ve PRF tedavisi uygulanan hastalar incelendi. Tedavinin etkinliğini değerlendirmek için 1. ay ve 6. ay kontrollerinde nümerik ağrı skorları (NRS) değerlendirildi.
Bulgular: Tedavi öncesine göre 4. hafta ve 6. ay kontrollerinde NRS’ler anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0.001). Ancak, 4. hafta ile 6. aydaki ortalama NRS’ler arasında fark bulunamadı.
Sonuç: Girişimsel ağrı yöntemlerinde başarı, ağrı skorlarında en az %50’lik bir düşüş olarak kabul edilir. Literatürde LRA’da PRF tedavisinin başarı oranları %30 ile %60 arasında değişmektedir, bu da çalışmamızdaki 4. hafta ve 6. aylık sonuçlarla uyumludur. PRF tedavisi, düşük yan etki profili ve uzun vadede düşük maliyetiyle yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla birlikte, uygulama süresi gibi prosedürel konularda tam olarak standartlaştırılmış bir uygulama henüz yoktur ve geniş katılımlı prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Objectives: Lumbosacral radicular pain (LRP) is one of the most common causes of neuropathic pain. This pain often arises from inflammation in the dorsal root ganglia (DRG) or spinal nerves. Despite various treatment modalities, success rates are not very high in chronic LRP cases. Pulsed radiofrequency (PRF) therapy, frequently applied to the DRG, is widely used, but its effectiveness is often questioned in various studies. The primary aim of our study is to evaluate the effectiveness of PRF treatment in 154 patients.
Methods: Patients with LRP for longer than 3 months, treated with PRF, were included in this study. To assess the efficacy of PRF treatment, numerical rating scale (NRS) scores were evaluated at the 4th-week and 6th-month follow-ups.
Results: The NRS scores were significantly lower at the 4th-week and 6th-month follow-ups compared to pre-treatment levels (p<0.001). However, there was no significant difference between the mean NRS scores at the 4th week and 6th month.
Conclusion: Success in interventional pain procedures is often considered as at least a 50% reduction in pain scores. The success rate for PRF treatment for LRP in the literature varies between 30% and 60%, which is similar to our findings at the 4th week and 6th month. PRF treatment is widely used due to its low side-effect profile and cost-effectiveness in the long term. There is no fully standardized practice regarding procedural aspects, such as the duration of the application, and prospective studies with larger participation are needed.

7.Perioperative use of fascial plane blocks; anesthesiology and reanimation physicians' approach in Türkiye: A national survey study
Onur Balaban, Ali Eman
PMID: 38239123  doi: 10.14744/agri.2023.67674  Pages 45 - 52
Amaç: Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanlarının trunkal/fasyal plan bloklarının (FPB) çeşitli ameliyatlarda kullanımına yaklaşımlarını değerlendirmekti. FPB’lerin perioperatif yönetimini değerlendirmek için bir anket tasarladık.
Gereç ve Yöntem: Türkiye’deki çeşitli hastanelerde çalışan Anesteziyoloji ve Reanimasyon uzmanları ve asistanlarına gönüllü katılımlı bir anket uyguladık. Katılımcılarla 1 Haziran – 10 Eylül 2022 tarihleri arasında e-posta ve akıllı telefon mesajlaşma uygulamaları kullanarak iletişime geçtik. FPB’lerin perioperatif yönetimi ile ilgili bir anket formu doldurmalarını istedik.
Bulgular: Ankete 242 anesteziyoloji uzmanı ve asistan yanıt verdi. Katılımcıların çoğu (%42.3) 3. basamak (eğitim ve araştırma veya üniversite) hastanelerde anestezi uzmanı olarak çalışmaktaydı. Katılımcıların %90’ı bu blokları klinik uygulamalarında kullanmaktaydı. Öncelikli olarak kullanılan gövde bloğu erektör spina planı (ESP) bloğuydu (629 yanıt).
Sonuç: Türkiye’deki anestezi ve reanimasyon uzmanları FPB’lere oldukça aşinadır ve bu blokları klinik uygulamada sıklıkla kullanmaktadır. Anestezistlerin öncelikli tercih ettiği blokların ESP ve TAP bloğu olduğu tespit edildi. Ekipman eksikliği, FPB’lerin uygulanmamasının önemli bir nedenidir. Bu bloklar için ek eğitim ve öğretim ihtiyacı vardır.
Objectives: Our aim was to assess the approach of Turkish Anesthesiology and Reanimation Specialists to the perioperative use of truncal/fascial plane blocks (FPB) in various surgeries. A survey was designed to evaluate the perioperative management of FPBs.
Methods: Anesthesiology and Reanimation specialists and residents in various hospitals in Türkiye were surveyed on a voluntary basis. We contacted them between June 1 and September 10, 2022, using email and smartphone messenger applications. They were asked to complete a questionnaire form regarding the perioperative management of FPBs.
Results: A total of 242 anesthesiology specialists and residents responded to the survey. Most participants (42.3%) were anesthesiology specialists in 3rd level (academic, teaching, or university) hospitals. 90% of the participants use these blocks in their clinical practice. The primarily used FPBs were the erector spinae plane (ESP) (629 responses in all categories).
Conclusion: The anesthesia and reanimation specialists in Türkiye are reasonably familiar with FPBs and use these blocks frequently in clinical practice. The primarily preferred blocks seem to be ESP and TAP blocks. Lack of equipment is a major reason for the non-performance of FPBs. There is still a lack/need for additional education and training for these blocks.

8.Comparison of the efficacy of continuous radiofrequency thermocoagulation, pulsed radiofrequency denervation applications, and TENS therapies for lumbar facet syndrome: A single-blind randomized controlled trial
Atilla Seçgin, Sibel Eyigor, Can Eyigör, Bora Uzuner, İdris Şevki Köken, Meltem Uyar
PMID: 38239113  doi: 10.14744/agri.2022.37108  Pages 53 - 63
Amaç: Bu çalışmanın amacı, lomber faset eklem sendromu (LFS) olan hastalarda, fizik tedavi kliniklerinde uygulanan TENS (Transkütanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu) ile algoloji kliniklerinde uygulanan konvansiyonel radyofrekans termokoagülasyon (CRF) ve pulse radyofrekans denervasyon (PRF) tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ile Algoloji Bilim Dalı polikliniklerine, en az 3 aydır devam eden ve medikal tedaviye yanıt vermeyen lomber faset eklem sendromuna bağlı ağrı şikâyeti ile başvuran hastalar arasından seçilenler dahil edildi. Toplam 60 hasta, her bir grupta 20 hasta olacak şekilde üç gruba ayrıldı. İlk gruptaki hastalara konvansiyonel RF işlemi, ikinci gruptakilere 15 gün boyunca günde 30 dakika TENS, üçüncü gruptakilere ise PRF uygulandı. Hastalar başlangıçta, birinci ve altıncı ay sonunda olmak üzere toplamda üç kez değerlendirildi.
Bulgular: Her üç tedavi grubunda da, ağrı skorları, Oswestry Engellilik İndeksleri, el-yer mesafesi ölçümleri, 20 metrelik yürüme süreleri, 6 dakikalık yürüme mesafeleri, Beck Depresyon Envanteri ve SF-36 skorlarındaki değişimler 1. ve 6. aylarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Tedavi grupları karşılaştırıldığında, herhangi bir değerlendirme parametresinde bir grubun diğer bir gruba üstünlüğü saptanmadı (p>0.05).
Sonuç: Lomber faset eklem sendromu olan hastalarda, CRF ve PRF gibi daha invaziv prosedürlerden önce non-invaziv bir tedavi yöntemi olan TENS'in kullanılmasının daha uygun olabileceği sonucuna varılmıştır. Ancak, daha büyük hasta örneklemi içeren ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu belirtilmiştir.
Objectives: We aimed to compare the effectiveness of TENS, used in physical therapy departments, and continuous radiofrequency thermocoagulation (CRF) and pulsed radiofrequency denervation (PRF), used in algology departments, in patients with lumbar facet syndrome (LFS).
Methods: Subjects were selected from patients with LFS visiting outpatient clinics of physical therapy and algology departments at Ege University School of Medicine, whose pain was refractory to medical treatment for at least 3 months. Subjects were randomized into 3 groups. A total of 60 patients, with 20 in each group, were enrolled. The first group received CRF, the second group received TENS for 30 minutes a day for 15 days, and the third group received PRF. Patients were assessed at baseline, at the end of the first and sixth months, for a total of three times.
Results: Improvements at month 1 and month 6 were found to be statistically significant in all three treatment groups with respect to their pain scores, Oswestry Disability Indexes, hand-floor distance measurements, 20-meter walking times, 6-min walking distances, Beck Depression Inventory, and most of the SF-36 domain scores (p<0.05). A comparison of the treatment groups showed no superiority of any group over the others in any assessment parameters (p>0.05).
Conclusion: We suggest that it might be more appropriate to use TENS, a non-invasive treatment, before trying more invasive procedures like CRF and PRF in these patients. However, it has been stated that further studies involving a larger patient sample are needed.

CASE REPORTS
9.Gabapentinoids and lactation: Review of the literature
Burcu Özalp Horsanalı, Hüsnü Yımaz, Meltem Uyar, Can Eyigör
PMID: 38239114  doi: 10.14744/agri.2021.55531  Pages 64 - 67
Gabapentinoid grubuna ait olan gabapentin ve pregabalin ilaçları, ağrı tedavisinde gösterdikleri etkinlikler nedeniyle, özellikle nöropatik ağrı tedavisinde günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Gabapentinoid kullanımını kısıtlayan ek hastalıklar ve semptomlar çoğunlukla literatürde net olarak tanımlanmış olmakla birlikte, bu ilaçların emzirme dönemindeki kullanımına ilişkin çok az veri bulunmaktadır. Kliniğimize 33 yaşında bir kadın hasta, sezaryen operasyonu sırasında uygulanan spinal anestezi esnasında başlayan, sol alt ekstremitede nöropatik nitelikte ağrı ve kas gücü kaybı şikayetiyle başvurmuştur. Emzirme dönemindeki ve nöropatik ağrısı devam eden hastamıza uygulanan gabapentin tedavisini, literatür bilgileri eşliğinde sunmayı amaçladık.
Gabapentin and pregabalin, which belong to the gabapentinoid drug family, are widely used, especially in neuropathic pain treatment, due to their effectiveness in pain management. Although many of the comorbidities and symptoms that limit the use of gabapentinoids are clearly described in the literature, there is limited data on their use during lactation. A 33-year-old female patient was admitted to our clinic with neuropathic pain and muscle weakness in her left lower extremity following spinal anesthesia for a cesarean section. We aimed to present the gabapentin treatment of a breastfeeding patient with persistent neuropathic pain in light of a literature review.

10.Isolated bilateral tinnitus after spinal anesthesia: A case report
Kadir Arslan, Hale Çetin Arslan
PMID: 38239117  doi: 10.14744/agri.2021.74317  Pages 68 - 70
Spinal anestezi sonrasında nadiren dural membranın delinmesi ve beyin omurilik sıvısı basıncının azalması sonucunda endolenfatik hidrops meydana gelebilir. Bu durum, tinnitus ve işitme kaybı gibi işitsel komplikasyonlara yol açabilir. Tinnitusa baş ağrısı ve işitme kaybı eşlik edebilir. Bu olgu sunumunda, spinal anestezi altında bilateral tüp ligasyonu operasyonu geçiren hastada, intraoperatif erken dönemde ortaya çıkan ve spontan olarak gerileyen izole bilateral tinnitus sunulmuştur.
Rarely, endolymphatic hydrops may occur after spinal anesthesia due to the perforation of the dural membrane and a decrease in cerebrospinal fluid pressure. Consequently, auditory complications such as tinnitus and hearing loss may arise. Tinnitus can be accompanied by headache and hearing loss. In this case report, isolated bilateral tinnitus, which occurred in the early intraoperative period and spontaneously regressed in a patient who underwent bilateral tubal ligation under spinal anesthesia, is presented.

11.An atypical survey in a cluster headache patient: A case report
Gökhan Özkan, Ali Akyol
PMID: 38239118  doi: 10.14744/agri.2021.86658  Pages 71 - 74
Küme başağrısı, hipotalamik disfonksiyon veya uyku döngüleri ile ilişkili nadir görülen şiddetli bir başağrısıdır. Uluslararası Başağrısı Bozuklukları Sınıflaması’nda (ICHD-3-2018) primer başağrısı grubunda yer alır. Bu olgu sunumunda, ortalama yılda 2–3 küme atak periyodu geçiren, dental implant tedavisinden sonra küme başağrısı ataklar arası beş kat daha uzun remisyon gösteren ve kardiyak stent tedavisinden sonra iki yıldan fazla bir süredir atak geçirmeyen 62 yaşında bir erkek hastayı sunuyoruz.
Cluster headache is a rare, severe headache associated with hypothalamic dysfunction or sleep cycles. It is classified in the primary headache group in The International Classification of Headache Disorders-3-2018 (ICHD-3-2018). In this case report, we present a 62-year-old male patient whose cluster headache showed a five times longer remission interval after dental implant treatment and ceased for more than two years following cardiac stent therapy.

12.Ultrasound-guided greater auricular nerve block for surgical anesthesia of the external ear
Mete Manici, Ilayda Kalyoncu, Hüseyin Erdoğan, Muzaffer Ozan Altuntaş, Yavuz Gürkan
PMID: 38239119  doi: 10.14744/agri.2022.93798  Pages 75 - 76
Bu olgu raporunda, kulak cerrahisi geçirecek olan hastada ultrason eşliğinde Nervus Auricularis Magnus sinir bloğu deneyimimizi paylaşmak istedik. Sinir bloğu; 71 yaşında, sağ dış kulakta basal hücreli karsinomu bulunan hastaya uygulandı. Hastanın birçok komorbiditesi vardı (kalpte stent, hipertansiyon gibi). Bu nedenle bölgesel anestezi tercih edildi.
The Greater Auricular Nerve (GAN), a branch of the cervical plexus, is used to provide anesthesia or pain relief in the ear and neck region. This case report details the use of a GAN block in a 71-year-old male patient with basal cell carcinoma on his right auricular helix. Due to multiple comorbidities (myocardial infarction resulting in a cardiac stent, hypertension), regional anesthesia was preferred. We aim to share our experience with the GAN block for ear surgery.

LETTER TO THE EDITOR
13.The anterior axillary nerve approach: A novel technical for shoulder surgery
Dexter Kerry Salazar Flores, Carlos H Salazar Zamorano, Luis Humberto Reyes Esparza, Karla Espinoza Morales, Ece Yamak Altınpulluk, Ruth Liceth Jara Pacheco, Podaru Radu, Mario Fajardo Perez
PMID: 38239126  doi: 10.14744/agri.2023.90197  Pages 77 - 78
Abstract | Full Text PDF

14.Rib tip technique (RTT) to rhomboid block: A novel approach
Mete Manici, Barış Küçükerdem, Doğa Şimşek, Yavuz Gürkan
PMID: 38239125  doi: 10.14744/agri.2023.39112  Page 79
Abstract | Full Text PDF

15.Serratus anterior plane block analgesia for surgical restoration of brachial plexus birth palsy: A different approach for acute pain management
Emine Aysu Şalvız, Emre Sertaç Bingül, Meltem Savran Karadeniz
PMID: 38239115  doi: 10.14744/agri.2023.59375  Pages 80 - 82
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2024 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.