ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 32  Issue: 4  Year: 2020
 

Attention: These articles have been accepted for publication; however, this list does not indicate the order in which articles will be published. As new articles are accepted, the order displayed here will change.

Ağrı: 26 (4)
Volume: 26  Issue: 4 - 2014
Hide Abstracts | << Back
1.Comparison of the postoperative analgesic efficacy of an ultrasound-guided fascia iliaca compartment block versus 3 in 1 block in hip prosthesis surgery
Süleyman Deniz, Abdulkadir Atım, Mustafa Kürklü, Tuncer Çaycı, Ercan Kurt
PMID: 25551810  doi: 10.5505/agri.2014.76993  Pages 151 - 157
Amaç: Bu çalışmada, kalça kırığı sonucu kalça protezi ameliyatı geçirecek hastalarda ultrason rehberliğinde fasiya iliyaka kompartman bloğu ve 3-1 bloğun ameliyat sonrası analjezik etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Elektif şartlarda kalça protezi ameliyatı olacak, 20 ve 80 yaş arası 70 hasta, yerel etik komite onayını aldıktan sonra bu randomize, ileriye yönelik, kontrollü çalışmaya dahil edildi. PCA ve vizüel analog skala (VAS) hakkında bilgi verildi. Tüm hastalar rastgele üç gruba ayrıldı. Anestezi indüksiyonu tüm gruplar için standardize edildi. Ultrason rehberliğinde fasiya iliyaka kompartman bloğu (FICB) ilk gruba ve 3-1 blok ise ikinci gruba anestezi indüksiyonu öncesi uygulandı. Kontrol grubu için bir blokaj uygulanmadı. Tüm hastalara cerrahi kesi sonrası 20 mg tenoksikam ve 1 mg/kg tramadol intravenöz yoldan enjekte edildi. Ameliyat sonrasında IV tramadol hasta kontrollü analjezi (PCA) rutin olarak tüm hastalara başlandı. Çalışmamızda Kortizol ve ACTH düzeyleri, hemodinamik parametreler, bulantı ve sedasyon varlığı araştırıldı.
Bulgular: Çalışmamızda ultrason rehberliğinde uygulanan FICB ve 3-1 bloğun kontrol grubuna göre, VAS değerleri ve opioid tüketimini azalttığını, bulantı ve sedasyon üzerine hiçbir yan etkisinin olmadığını ve stres hormonlarını baskıladığını tespit ettik.
Sonuç: Kalça protez operasyonlarında ultrason eşliğinde uygulanan 3-1 blok ve FICB’nin ameliyat sonrası analjezi sağlamak amacıyla multimodal analjezik tedavinin bir parçası olması ve bu yöntemlerin güvenli bir yol olarak belirtilmesi gerektiğine inanmaktayız.
Objectives: In this study, we aimed to compare the postoperative analgesic efficiency of an ultrasound-guided fascia iliaca compartment block and a 3 in 1 block in patients who underwent hip prosthesis surgery as a result of hip fracture.
Methods: With approval from the local ethics committee, 70 patients, aged 20 to 80, undergoing hip prosthesis surgery under elective conditions were included in this randomized, prospective, controlled study. They were informed of the patient-controlled analgesia (PCA) device and visual analog scale (VAS). All patients were separated randomly into three groups. Anaesthesia induction was standardized for all groups. An ultrasound guidance fascia iliaca compartment block (FICB) was applied to the first group before anaesthesia induction. For the second group, a 3 in 1 block was applied, while for the control group no block was applied. After incision on all patients, 20 mg tenoxicam and 1 mg/kg tramadol were injected intravenously. Following surgery, IV tramadol PCA was begun on all patients routinely. In our study, the presence of cortisol and ACTH levels, hemodinamical parameters, nausea and sedation were determined.
Results: We observed a decrease in VAS values and opioid consumption, no adverse effects on nausea and sedation, and a suppression of stress hormones in both the ultrasound-guided FICB and 3 in 1 block groups.
Conclusion: We believe that the safe and efficient application of the ultrasound-guided 3 in 1 block and the FICB is necessary in multimodal analgesic treatment in order to enable postoperative analgesia in hip prosthesis surgery.

2.The effects of sufentanil added to low-dose hyperbaric bupivacaine in unilateral spinal anaesthesia for outpatients undergoing knee arthroscopy
Nezih Sertöz, İnan Aysel, Meltem Uyar
PMID: 25551811  doi: 10.5505/agri.2014.51422  Pages 158 - 164
Amaç: Bu çalışmada günübirlik diz artroskopisi uygulanan hastalarda düşük doz hiperbarik bupivakaine sufentanil eklenmesinin tek taraflı spinal anesteziye etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır.
Gereç ve Yöntem: 20-50 yaş arasında ASA fiziksel durumu I-II olan ve diz artroskopisi yapılması planlanmış 62 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar iki gruba randomize edildi. 1 ml %0.5 hiperbarik bupivakain ile unilateral spinal anestezi Grup B’ye (n=33) ve 0.5ml (2.5µg) sufentanilin 1 ml hiperbarik bupivakaine eklenmesi ile yapılan unilateral spinal anestezi Grup BS’ye (n=29) uygulandı.
Bulgular: İki grup arasında sosyodemografik değişkenler, hemodinamik parametreler, maksimum duysal, sempatik ve motor blok seviyeleri, motor blok çözünme zamanı ve taburculuğa kadar geçen süre açısından istatistiksel anlamlı farklılık gözlenmedi (p>0.05). İki grup arasında iki segment gerileme zamanı (Grup B: 52 dk, Grup BS: 59dk), ambulasyon zamanı (Grup B: 147 dk, Grup BS: 157 dk) ve ürinasyon zamanı (Grup B: 136 dk, Grup BS: 149 dk) açısından istatistiksel anlamlı farklılıklar vardı (p<0.05). Bu çalışmada Grup B’de kaşıntı gözlenmezken, Grup BS’de yedi hastada ameliyat sonrası kaşıntı gözlendi (p<0.05).
Sonuç: Günübirlik artroskopi uygulanan tüm hastalara taburculuk süresini uzatmaksızın düşük doz hiperbarik bupivakaine sufentanil eklenmesi ile tek taraflı spinal anestezi başarıyla uygulanmıştır. Ancak, artroskopi gibi günübirlik girişimlerde, tek başına düşük doz hiperbarik bupivakain uygulamasının da yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
Objectives: The aim of this study is to examine the effects of sufentanil added to low-dose hyperbaric bupivacaine in unilateral spinal anaesthesia for outpatients undergoing knee arthroscopy.
Methods: Sixty two patients (ASA I-II) aged 20 to 50 who were planning on undergoing a knee arthroscopy were enrolled in this study. Patients were randomly divided into two groups. Unilateral spinal anaesthesia with 1ml 0.5% hyperbaric bupivacaine was administered to Group B (n=33); and unilateral spinal anaesthesia with 0.5ml (2.5μg) sufentanil added to 1ml hyperbaric bupivacaine was administered to Group BS (n=29).
Results: There were no statistically significant differences observed between the groups in terms of demographic data, hemodynamic parameters, maximum sensorial, sympathetic and motor block levels, time to motor block resolution, and time of discharge (p>0.05). There were statistically significant differences between the groups in terms of two segments regression time (Group B=52 min., Group BS=59 min.), ambulation time (Group B=147 min., Group BS=157 min.) and urination time (Group B=136 min., Group BS=149 min.) (p<0.05). In this study, no itching was observed in Group B, whereas seven patients in Group BS were observed as having postoperative itching (p<0.05).
Conclusion: All patients were successfully given unilateral spinal anaesthesia with sufentanil added to low-dose hyperbaric bupivacaine for an outpatient knee arthroscopy, without affecting the time of discharge. However, for one-day interventions such as arthroscopy, it was concluded that administration of only low-dose hyperbaric bupivacaine was sufficient.

3.Effects of triple shoulder injection accompanied by fluoroscopy on pain experienced by patients with chronic shoulder pain
Abdulkadir Yektaş, Aslıhan çelik, Funda Gümüş, Ayşin Alagöl
PMID: 25551812  doi: 10.5505/agri.2014.16588  Pages 165 - 170
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kronik omuz ağrısı olan hastalarda floroskopi eşliğinde yapılan üçlü omuz enjeksiyonunun kısa, orta ve uzun dönemde VAS değerleri üzerine etkinliğini belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, 01 Ocak 2011-31 Ağustos 2012 tarihleri arasında floroskopi eşliğinde 40 mg metiprednizolon ve 25 mg bupivakainle üçlü omuz enjeksiyonu uygulaması yapılan kronik omuz ağrılı 92 hastanın dosyalarının geriye dönük olarak incelenmesiyle yapıldı. Üçlü omuz enjeksiyonu uygulanan hastaların birinci hafta, bir-altıncı ay ve birinci yıl VAS değerleri bazal VAS değerleriyle karşılaştırıldı.
Bulgular: Hastaların birinci hafta, bir-altıncı ay ve birinci yıl VAS değerleri bazal VAS değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı düşüktü (p<0.001). Ancak altıncı ay ve birinci yıl VAS değerleri birinci hafta ve birinci ay VAS değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksekti (p<0.001).
Sonuç: Floroskopi eşliğinde yapılan üçlü omuz enjeksiyonu kronik omuz ağrısı olan hastalarda kısa, orta ve uzun dönemde etkindir ancak orta ve uzun dönemdeki etkinliği kısa dönemdeki etkinliğine göre daha düşüktür.
Objectives: This study aimed at determining the short-, mid- and long-term effects of a triple shoulder injection accompanied by fluoroscopy on Visual Analogue Scale (VAS) values in patients with chronic shoulder pain.
Methods: The study was conducted by retrospective investigation of the files of 92 patients experiencing chronic shoulder pain, and on whom a triple shoulder injection with 40 mg methylprednisolone and 25 mg bupivacaine accompanied by fluoroscopy was applied between January 01, 2011 and August 31, 2012.
Results: 1st week, 1st - 6th month, and 1st year VAS values were significantly lower when compared to the basal VAS values from a statistical point of view (p<0.001). However, VAS values corresponding to the 6th month and 1st year were significantly higher than the VAS values corresponding to the 1st week and 1st month when considered statistically (p<0.001).
Conclusion: Triple shoulder injection accompanied by fluoroscopy applied on patients with chronic shoulder pain is effective in short-, mid- and long-term, but its mid- and long-term effectiveness is less than its short-term effectiveness.

4.Comparison of hemodynamics, recovery profile and postoperative analgesia of unilateral spinal anaesthesia with combined sciatic-femoral nerve block in knee arthroscopy
Muhammed Murat Kurnaz, Ayşın Ersoy, Aysel Altan, Zekeriya Ervatan, Nurdan Ünlü
PMID: 25551813  doi: 10.5505/agri.2014.18189  Pages 171 - 178
Amaç: Bu randomize, kontrollü, tek kör çalışmada; diz artroskopilerinde levobupivakain ile yapılan kombine siyatik-femoral sinir bloğu; etkinlik, derlenme özellikleri, hasta ve cerrah memnuniyeti ile erken dönem ameliyat sonrası ağrı üzerine etkileri açısından tek taraflı spinal anestezi ile karşılaştırılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya alınan olgular iki gruba ayrıldı. Grup I’deki olgulara (n=20)toplam %0.5’lik 40 cc levobupivakain ile kombine siyatik-femoral sinir bloğu uygulandı. Grup II’deki olgulara (n=20) lateral dekübit pozisyonda 7.5 mg levobupivakain ile tek taraflı spinal anestezi (ULSA) uygulandı. Olgular anestezi düzeyi T12 olana kadar (maksimum 10 dk.) bu pozisyonda bekletildi. Cerrahi anestezi düzeyine ulaşmak için geçen zaman, iki taraflı duyusal ve motor blok düzeyleri kaydedildi. Postanestezik derlenme skoru ≥12 olması için geçen süre kaydedildi. Ameliyat sonrası dönemde, ameliyat sonrası analjezi (VAS) değerleri, motor blok seviyeleri, yan etkiler, hastanın ve cerrahın memnuniyeti 1., 3., 6. ve 12. saatlerde kaydedildi.
Bulgular: Cerrahiye hazır olma süresi Grup II’de istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kısa bulundu. Hasta ve cerrah memnuniyetleri arasında iki grup arasında istatistiksel açıdan fark bulunamadı: İlk altı saatteki VAS değerleri grup I’de grup II’ye göre belirgin olarak düşüktü (p<0.05).
Sonuç: Kombine siyatik-femoral sinir bloğu, düşük doz uygulanan tek taraflı spinal anesteziyle aynı klinik profille beraber yeterli anestezik etkiyi gösterirken, ameliyat sonrası ilk altı saatlik dönemde VAS değerleri açısından daha başarılı bir analjezi sağlamıştır.
Objectives: In this randomized, controlled, blind study, a combined sciatic-femoral nerve block with levobupivacaine was compared with a unilateral spinal anaesthesia with respect to effectiveness, patient and surgeon satisfaction, and the effect on postoperative pain in arthroscopic knee surgery.
Methods: Patients were randomly divided into two groups. Group I (n=20) received a combined sciatic-femoral nerve block with levobupivacaine 0.5% totalling 40 ml. In group II (n=20), a spinal anaesthesia in the lateral decubitus position (ULSA) with 7.5mg levobupivacaine 0.5% was performed, and patients were kept in the same position to achieve an anaesthesia level of T12 (maximum 10 minutes). The development of motor and sensorial block on both sides and onset time to surgical anaesthesia were recorded. The time required for the postoperative recovery score to be ≥12 was recorded. In the postoperative period, postoperative analgesia (VAS), motor block, side effects, and patient and surgeon satisfaction were recorded at the 1st, 3rd, 6th and 12th hours.
Results: Time of readiness for surgery was significantly shorter in Group II (p<0.05). All patients were satisfied with both techniques. There were no differences in judgement between the groups. VAS scores at the 6th hour were significantly lower in group I than in group II (p<0.05).
Conclusion: Combined sciatic-femoral nerve block for outpatient arthroscopic knee surgery offers satisfactory anaesthesia, with a clinical profile similar to that of low-dose spinal anesthesia. Sciatic-femoral nerve blocks are associated with significantly lower pain scores during the first 6 postoperative hours.

5.Effects of a thoracic paravertebral block on postoperative analgesia in patients undergoing modified radical mastectomy
Özgür Yılmaz, Ayten Saraçoğlu, Olgaç Bezen, Türker Şengül
PMID: 25551814  doi: 10.5505/agri.2014.65982  Pages 179 - 183
Amaç: Meme cerrahisinden sonra hastaların %50’sinde kronik ameliyat sonrası ağrı geliştiği gösterilmiştir. Çalışmalarda paravertebral bloğun meme cerrahisi için hem etkili bir anestezi hem de analjezi yöntemi olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmadaki amacımız 150 mg levobupivakain ile tek doz torakal paravertebral blok uygulanan mastektomi hastalarında ameliyat sonrası analjezi ve opioid kullanımını araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Meme kanseri tanısı olan ve modifiye radikal mastektomi ve aksiller disseksiyon uygulanan 20-65 yaş arası 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar kontrol grubu (Grup K, n=20) ve torakal paravertebral grup (Grup T, n=20) olarak iki ayrı gruba ayrıldı. Hastalar ameliyat sonrası 0, 1, 6, 12 ve 24. saatlerde istirahat sırasında ağrı için 0-10 mm’lik Vizüel Analog Skala (VAS) ile sorgulandı. Ameliyat sonrası kullanılan ek tramadol miktarları (1.5 mg/kg iv infüzyon) kaydedildi.
Bulgular: Kontrol grubundaki hastaların postoperatif 0, 1, 6, 12 ve 24. saat VAS skorları torakal paravertebral blok uygulanan gruptan anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.01). Grupların ameliyat sonrası 0. saat VAS skorlarına göre 1, 6, 12 ve 24. saat VAS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş gözlendi (p<0.01). Grup T’de ek tramadol kullanımı anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.01).
Sonuç: Genel anestezi öncesinde tek doz 150 mg levobupivakain ile yapılan paravertebral blok modifiye radikal mastektomi ve aksiler lenf disseksiyonu uygulanan hastalarda ameliyat sonrası 24 saat boyunca düşük ağrı skorları sağlamış ve ek analjezik ihtiyacını azaltmaktadır.
Objectives: Following mastectomy, 50% of patients have chronic postoperative pain. Studies have shown that a paravertebral block is an effective method of analgesia as well as anaesthesia. The aim of this study is to compare postoperative pain values and opioid consumption after a single dose of 150 mg levobupivacaine with a thoracic paravertebral block in patients undergoing mastectomy.
Methods: Enrolled in the study were forty patients, aged 20 to 65, diagnosed with breast cancer, and undergoing modified radical mastectomy and axillary dissection. Patients were randomized into two groups, as control group (group K, n=20) and thoracic paravertebral group (Group T, n=20). Postoperative pain values were recorded at 0, 1st, 6th, 12th and 24th hour at rest, using a 0-10 mm Visual Analogue Scale (VAS). Additional quantities of postoperative tramadol (1.5 mg/kg, iv infusion) were recorded.
Results: Postoperatively, at 0, 1st, 6th, 12th and 24th hour, patients in the control group had significantly higher VAS values than the group treated with a thoracic paravertebral block (p<0.01). Compared to VAS scores at postoperative 0 h, there was a statistically significant decrease in VAS scores at 1st, 6th, 12th and 24th hour in both groups (p<0.01). Additional use of tramadol was significantly lower in group T (p<0.01).
Conclusion: A paravertebral block with a single dose of 150 mg levobupivacaine before general anaesthesia in patients undergoing modified radical mastectomy and axillary lymph node dissection decreases postoperative pain values and the need for analgesics during the postoperative 24 hours.

CASE REPORTS
6.Ultrasound-guided infraclavicular and sciatic block for a patient who had surgery simultaneously for sindactili of the right hand and polydactilia of the right foot: Case report
Yavuz Gürkan, Can Aksu, Kamil Toker, Mine Solak
PMID: 25551815  doi: 10.5505/agri.2014.50490  Pages 184 - 186
Ultrasonun (US) büyük avantajlarından birisi başarılı blok için gereken lokal anestetik (LA) miktarındaki azalmadır. Azalmış LA gereksinimi, birden fazla ekstremitesinden ameliyat olacak hastaya çoklu blok yapılırken LA toksisitesi riskini azaltır. Otuz sekiz yaşında kadın hasta, sağ ayağında polidaktili, sağ elinde sindaktili için elektif ameliyatı planlanmış. Siyatik sinir bloğu ve infraklavikular blok, hastaya, US rehberliğinde yapıldı. Siyatik blok, pron, “figure of four” pozisyonunda, popliteal seviyede uygulandı. İnfraklavikular blok için lateral sagital teknik kullanıldı. İki blok da başarılı oldu ve hasta blok uygulamalarından 30 dakika sonra operasyona hazırdı. Operasyon süresince hastanın herhangi bir ek anestetik ve analjezik ihtiyacı olmadı. Operasyon her iki ekstremitede sorunsuz olarak gerçekleştirildi. Bu, literatürdeki, kol ve bacak olarak, iki farklı ekstremitede çoklu blok uygulanan ilk olgu sunumudur. Sonuç olarak bizim olgu sunumumuz, farklı ekstremitelerde çoklu blokların, US rehberliğinde düşük doz LA kullanılarak, başarılı ve güvenli bir şekilde uygulanabildiğini gösteren güzel bir örnektir.
A major advantage of ultrasound (US) has been reduction in the amount of local anaesthetic (LA) needed for successful blocks. Reduced LA requirement reduces the risk of LA toxicity when multiple blocks are to be done for surgery of more than one extremity in the same patient. The 38-year-old female was scheduled for elective surgery of polydactilia in her right foot and syndactili in her right hand. A sciatic nerve block and an infraclavicular block were applied to the patient, with ultrasound guidance. The sciatic block was performed at the popliteal level in figure of four position in prone position. The lateral sagital technique was used for the infraclavicular block. Both blocks were successful, and the patient was ready for surgery 30 minutes after block performances. The patient didn’t need any additional anaesthetic or analgesic during the operation. Surgery was performed uneventfully on both extremities. This is the first case report in the literature in which multiple blocks were applied to two different extremities, the leg and arm. In conclusion, our case report is a good example of multiple blocks in different extremities being performed successfully and safely according to US guidance and using low doses of local anaesthetics.

7.Complex regional pain syndrome type 1 after fracture of distal phalanx: case report
Ahmet Boyacı, Ahmet Tutoğlu, Fatıma Nurefşan Boyacı, Şaban Yalçın
PMID: 25551816  doi: 10.5505/agri.2014.63825  Pages 187 - 190
Kompleks bölgesel ağrı sendromu (KBAS), genellikle ekstremitelerde ağrı, şişlik, kısıtlı eklem hareket açıklığı, vazomotor instabilite ve yamalı kemik demineralizasyonu ile karekterize bir hastalıktır. Bu olgu sunumunda sol el dördüncü parmak distal falanks kırığından iki ay sonra sol elinde şişlik, ağrı, hareket kısıtlılığı şikayetleri başlayan, yapılan değerlendirmeler sonucunda KBAS tip 1 tanısı alan 46 yaşındaki kadın hasta sunulmuştur. Hastanın tedavisinde kalsitonin, gabapentin, kalsiyum ve D3 vitamini, retrograd ödem masajı, kontrast banyo, konvansiyonel TENS, kesikli ultrason, desensitizasyon ve eklem hareket açıklığı egzersizi ile şikayetlerinde azalma kaydedilmiştir. Üst ekstremite ağrılarının ayrıcı tanısında distal falanks kırığından sonra gelişen KBAS tip 1 akılda tutulmalıdır.
Complex Regional Pain Syndrome (CRPS) is a disease characterized especially by pain, swelling, limited range of motion, vasomotor instability and patchy bone demineralization in the extremities. In this case, we report a 46-year-old woman diagnosed with CRPS type 1, whose complaints, such as swelling in the left hand, pain, and limitation of movement, started 2 months after a fracture of the distal phalanx in the left 4th finger. Her complaints were reduced with treatment of calcitonin, gabapentin, calcium and vitamin D3, retrograde edema massage, contrast baths, conventional TENS, pulsed ultrasound, desensitization and exercise with range of joint motion. CRPS type 1 should be considered in the differential diagnosis of upper limb pains which start after a fracture of the distal phalanx.

8.Regional anaesthesia in a Duchenne muscular dystrophy patient for upper extremity amputation
Mehmet İlke Büget, İlker Eren, Süleyman Küçükay
PMID: 25551817  doi: 10.5505/agri.2014.34713  Pages 191 - 195
Duchenne musküler distrofisi, (DMD) nöromusküler hastalıklar arasında en sık görülen rahatsızlıktır. Ciddi kardiyak rahatsızlıklar, yüksek rabdomyoliz gelişme ihtimali ve genel anestezinin hayati risk olasılığı yüksek komplikasyonlarıyla, DMD, anestezistler için genellikle sıkıntı oluşturmaktadır. Genel anesteziyle ilşkili muhtemel morbiditeden kaçınmak için hastamızda supraklaviküler blok uyguladık. Bu raporda, masif rabdomyosarkomu olan ve amputasyon endikasyonu mecut olan, 17 yaşındaki Duchenne’li bir hastayı sunmayı amaçladık. Ameliyat sonrası dönemde, kısa süre içinde geçen, malign hipertermi benzeri bir reaksiyon gelişimini tespit ettik. Biz ortopedik cerrahi geçirecek DMD’li hastalarda genel anesteziye güvenli bir alternatif olarak rejyonel anestezi uygulamalarını önermekteyiz.
Duchenne muscular dystrophy (DMD) is the most common of the neuromuscular disorders. DMD is usually a challenge for the anaesthesiologist, with poor cardiac function, a high risk of developing rhabdomyolysis, and the probable life-threatening complications of general anaesthesia. To avoid possible morbidity associated with general anaesthesia, we applied a supraclavicular blockade. In this report, we present a 17-year-old DMD patient with a massive rhabdomyosarcoma, for whom a left arm amputation was indicated. In the post-operative period, a malignant hyperthermia-like reaction occurred, which resolved in a short time. We suggest a regional blockade as a safer alternative to general anaesthesia for the management of high risk DMD patients during orthopedic procedures.

LETTER TO THE EDITOR
9.Alternative anaesthetic management in ankylosing spondylitis
Şule Turgut Balcı, Ayda Türköz, Özlem Çınar, Hüseyin Yüce Bircan, Ümit Sekmen
PMID: 25551818  doi: 10.5505/agri.2014.57689  Pages 196 - 197
Patients with ankylosing spondylitis (AS) present challenges for anesthesiologists particularly about airway management because of the limited or no cervical spine mobility, fixed flexion deformity of thoracolomber spine and possible temporomandibular joint disease.[1,2] We describe an alternative method to prepare these patients for ventral hernia repair.



   
Copyright © 2020 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.