ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 1  Year: 2020
  Ağrı: 14 (1)
Volume: 14  Issue: 1 - 2002
Hide Abstracts | << Back
YAYıN KURALLARı / GUIDELINES FOR PUBLICATION
1.Guidelines for Publication

Page 4
Abstract

YAYıN KURULU / EDITORIAL BOARD
2.Editorial Board

Page 5
Abstract

EDITÖRDEN / EDITORIAL
3.Editorial

Page 6
Abstract

DERLEME / REVIEW
4.Discogenic pain
M. Hammer
Pages 7 - 16
Bel ağrıları, en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Bel ağrılı hastaların % 40’ını diskojenik bel ağrıları oluştururken, %15’i faset eklemler ve %21’i de sakroiliak eklemlerden kaynaklanmaktadır. İnternal disk lezyonları bel ağrısının en sık rastlanan nedeni olup, tanıda diskografinin büyük önemi vardır. Ağrıyı tetikleyerek yapılan provokatif diskografi ile ağrının diskojenik olduğu kesinleştirilebilir. BT/diskografi ile daha detaylı sonuç elde etmek mümkündür. Son yıllarda yapılan çalışmalarla manyetik rezonans ve kantitatif diskomanometrinin diskojenik ağrı tanısındaki önemi ortaya konmuştur. Disk innervasyonu ve yansıyan ağrı mekanizması ile ilgili bilgilerin giderek ivme kazanmasına karşılık, farklı blok uygulamalarının tedavideki yeri ile ilgili farklı sonuçlar bulunmaktadır.
Low back pain is the most common cause of disability. The prevalence of low back is substantial. Discogenic pain is responsible for 40 % of the low back pain cases. Zygapophyseal joint pain is present in 15 %, and sacroiliac joint pain is found in 21 % of low back pain patients. Internal disc disruption (IDD) is the single most common cause of low back pain. Pain on discography provides the anatomical basis for diagnosing back pain. Provocative diagnostic test to determine disc as "pain generator", detects presence of painful annular tears. CT/discography reveals IDD. The diagnosis of IDD relies upon provocation discography that reproduces pain and CT discography that reveals the IDD. A recently released study was the first to correlate MRI and discomanometry in determining lumbar disc disease. Despite increasing knowledge of disc innervation and referred nociceptive pathways, blocking these structures have not demonstrated long term therapeutic effects in uncontrolled clinical trials.

5.Peripheral and central mechanisms in neuropathic pain
A. Yücel
Pages 17 - 22
Ağrılı nöropatik rahatsızlıklar, periferik veya merkezi sinir sistemindeki bir lezyona ya da disfonksiyona eşlik edebilir. Ağrılı nörapatilerin karakteristik özelliği spontan ya da anormal stimulusla ortaya çıkan ağrıdır. Hiperaljezi, normalde ağrılı olan bir uyarıya cevabın artmasıdır. Ağrılı nöropatiler genellikle parestezi ve dizestezi gibi, spontan veya uyarıyla ortaya çıkan, ağrısız sensoryal fenomenlerle ilişkilidir. Bazı deneysel insan ve hayvan modelleri, nöropatik ağrının, periferik sinir sistemindeki bir dizi değişikliğin son basmağı olduğunu göstermektedir. Ancak insanlarda ve hayvanlarda etkili olduğu gösterilmiş ilaçların birçoğu etkisini santral mekanizmalarla göstermektedir. En önemli amaç güvenilir ve tatmin edici tedavi yöntemlerini geliştirmektir. Nöropatik ağrı tedavisindeki gelişmeler, temel bilimler ile klinik çalışmalar arasında kuvvetli işbirliği kurulmasına bağlıdır.
Painful neuropathic conditions may accompany a lesion or dysfunction of peripheral or central nervous system. Painful neuropathies are caracterized by spontaneous or abnormal stimulus evoked pain. Evoked pain is defined as allodynia when caused by normally innoxious stimuli. Hyperalgesia is defined as increased pain intensity evoked by normally painful stimuli. Painful neuropathies are also often associated with nonpainful abnormal spontaneous or and evoked sensory phenomena such as paresthesia and dysestesia. Several animal and human experimental models demonstrate that neuropathic pain is the culmination of a number of changes in the peripheral nervous system. However, many of the drugs that are effective in patients and in animals have effects through central targets. The ultimate goal is to develop satisfactory, and reliable treatment modalities. Help for neuropathic pain patients will require close cooperation among clinicians and scientists.

GİRİŞİMSEL YÖNTEMLER / INTERVENTIONAL THERAPIES
6.Percutaneous invasive techniques in cervical pain
İ. Yegül
Pages 23 - 37
Servikal ağrı insanoğlunun en sık karşılaştığı sorunlardan birisidir. Birçok insan yaşamının bir döneminde, değişik etiyolojik nedenlere bağlı servikal ağrı çeker. Servikal ağrı faset eklemlerinden ya da intervertebral disklerden kaynaklanabilir. Etiyolojide dejeneratif değişiklikler bulunabilir, bulunmayabilir. Kas spazmları, sempatik tutulum, nöropati veya psikososyal faktörler servikal ağrıya neden olabilir. Bu derlemede servikal ağrı tedavisinde kullanılan invazif yöntemler gözden geçirilmiştir. Konservatif tedavi yöntemleri yetersiz ya da etkisiz kaldığında seçilebilecek bir alternatif olan invazif girişimler doğru endikasyonlarla, deneyimli hekimler tarafından ve donanımlı merkezlerde uygulanmalıdır.
Cervical pain is one of the most common problems of the human beings. Most people suffer a period of cervical pain in their lives, which may be due to various etiological reasons. Cervical pain may originate from the facetal joints or the intervertebral discs. This may or may not be caused by degenerative changes. Muscular spasms, sympathetic involvement, neuropathy, and psychosocial factors may cause cervical pain. This review implies the invasive techniques of the cervical pain management. The invasive techniques, should be recognized when conservative therapy is insufficient and applied with right indications by experienced physicians in well equipped centers.

7.Evidence-based medicine: botulinum toxin A in migraine and tension-type headache
H. Göbel, A., Heinze, K. Heinze-kuhn, W. H. Jost
Pages 38 - 42
Botulinum toksininin başağrılarında etkisi rastlantısal olarak incelenmiştir. Toksinin etki mekanizması, kolinerjik kemodenervasyon, migren ve diğer tip başağrılarının patofizyolojik mekanizmaları ile uyuşmadığı için, bu yeni endikasyon ilk başlarda şüphe ile karşılanmıştır. Ancak takip eden süreçte, gerilim tipi başağrısı ve migren tedavisinde botulinum toksininin etkili olduğunu belirten ve kullanımını tavsiye eden birçok çalışma yayınlanmıştır. Kanıta dayalı tıp kriterlerine göre I. derece kanıt gösterilmiştir. Ayrıca botulinum toksininin küme tipi başağrılarında ve sekonder başağrılarında kullanımı tartışılmışitır. Uzun dönem etkinliğin gösterilebilmesi için geniş ölçekli çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
The therapeutic effect of botulinum toxin in headache was observed coincidentally. The rationale for this new indication initially met with a great deal of scepticism, because the toxin’s mechanism of action, cholinergic chemodenervation, does not fit the pathophysiological concept of migraine and other forms of headache. Meanwhile a fair number of studies have been published which indicate efficacy for botulinum toxin and recommend its use for the treatment of tension headache and migraine. According to the evidence-based medicine criteria, grade I evidence has been demonstrated. In addition the use of botulinum toxin for cluster-headache and secondary headache is discussed. Further large scale studies will be regarded to demonstrate the long-term efficacy..

KLİNİK KAVRAM VE YORUM/ CLINICAL CONCEPTS AND COM
8.Diagnostic nerve blocks
N. S. Özyalçın
Pages 43 - 50
Ağrının ayırıcı tanısında son derece yararlı ipuçları sağlayan diyagnostik sinir blokları, diğerlerini etkilemeden sadece bir yolağın iletisinin kesilmesi esasına dayanır. Ağrı tamamen subjektif bir kavram olduğundan olaya katılan nöral yapıları ayırt edebilmek için objektif testlere gereksinim bulunmaktadır. Ancak diyagnostik sinir blokları ayrıntılı anamnezin, fizik muayenenin, uygun laboratuvar ve radyoloji incelemelerinin ya da psikolojik muayenenin yerini almamalıdır. Diyagnostik sinir blokları özellikle belirgin bir sebebi bulunmayan, tedaviye dirençli ağrısı olan hastalarda yararlıdır. Diyagnostik sinir blokları klinik ağrının patofizyolojisinin, nosisepsiyon bölgesinin ve afferent sinyallerin iletiminde yer alan nöral yolağın aydınlatılmasını sağlar. Elde edilen bilgiler ışığında tedavi yöntemi (farmakolojik tedavi, nöroablatif yöntemler, cerrahi tedavi, vs.) belirlenir. Bu yöntemin birçok merkezdeki klinik başarısına rağmen, diyagnostik ve prognostik bir araç olarak kullanımını kısıtlayan faktörler de bulunmaktadır. Elde edilen verilerin doğruluğu ve klinik kullanılabilirliği açısından, doğru yöntem ve tekniklerin seçimi kadar bu faktörlerin kavranması da önemlidir.
Diagnostic blockade is clinically the selective blockade of one modality without blocking others that represent an extremely useful diagnostic tool. Because pain is a totally subjective phenomenon, some objective test is needed to diagnose the neural pathway subserving it as diagnostic neural blockade. However diagnostic neural blockade is not intended to replace a detailed history, a complate physical examination, and appropriate laboratory, and radiologic tests, or psycological assessment. Diagnostic neural blockade has been particularly useful in patients who have intractable pain with no apperent cause. Diagnostic blocks are used to determine the pathophysiology of clinical pain, the site of nociception, and the pathway of afferent neural signals. By the information gained from these blocks, the clinicans decide the choice of medicine, therapeutic blocks as neuroablative therapies, and surgical therapy. Although the clinical success of this modality in many centers, there are many limitations that weaken the theroretic basis for neural blockade as a diagnostic and prognostic tool. The validity of results achieved with diagnosic neural blockade has become conraversial for two main reasons: The changes in understanding factors that determine the process of nerve conduction and blockade are believed by some invalidate the concept of diagnostic/differential neural blockade, and the changes in understanding of the complexity of chronic pain and the physiological, anatomical, and psychosocial factors involved are believed to limit the diagnostic utility of these blocks. For evaluating both the validity and the usefulness of these blocks in the diagnose of pain mechanisms, it is essential to understand the basis of this controversy.

KLİNİK KAVRAMLAR VE YORUMLAR / CLINICAL CONCEPTS
9.Current status in chronic low back pain
A. Ketenci
Pages 51 - 54
Bel ağrısı, endüstriyel toplumlarda hızla büyüyen, önemli bir sağlık sorunudur. Toplumun % 70-85’i hayatlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı çekmektedir. Bu kadar yaygın bir toplum sağlığı sorunu olmasına karşın bel ağrısı tedavisinde tam anlamıyla oturmuş bir tedavi algoritması bulunmamaktadır. Bunun başlıca sebebi, bel bölgesinde ağrıya neden olabilecek birçok yapının bulunmasıdır. Bel ağrılı hastanın tedavisinde multidisipliner yaklaşım temel yapı taşıdır, ancak hala değişik ve birbirinden bağımsız tedavi protokollerini uygulayan pek çok branş, bel ağrılı hasta için kimi zaman ciddi tehdit oluşturmaktadır. Tedavi yöntemlerinden biri olan cerrahi girişim, sonuçları ve riskleri göz önüne alındığında, son dekatta sınırlı sayıda vakada tercih edilir hale gelmiştir. Multidisipliner yaklaşımın genellikle uygulanmadığı, konuyla ilgili ulusal programların bulunmadığı gelişmekte olan ülkelerde, bel ağrısının tek tedavi yöntemi cerrahi olarak görülmektedir. Ancak son dönemlerde ciddiyeti ortaya çıkan bir problem olan "başarısız bel cerrahisi sendromu" konuyla ilgili hekimlerin kabusu haline gelmiştir. Burada sunulan vaka ile tekrarlayan cerrahi girişimin doğurduğu problemler ve sonuçta esas amaçtan ne kadar uzak düşüldüğü vurgulanmak istenmiştir.
Low back pain is an important health problem increasing rapidly in industrialised countries. 70 to 85 % of the people suffer from the low back pain in a certain period of their lives. There is no any apparent treatment algorithm for low back pain, such a common social problem. The basic reason of this fact is there are many resources that may lead to pain in lumbar region. Several national and international low back pain treatment guides propose that the patients with low back pain should be treated with multidisciplinary programmes. But, various scientific branches nowadays are a burden for the patients with low back pain, with their different treatment programmes. The surgical interference, as one of the treatment approaches, have been preferred in limited number of patients in the last decade when their results and risks were taken into account. In developing countries where multidisciplinary approaches are less frequently applied and there is no any national programme on the issue, the surgical operation is assumed to be the only solution for low back pain. However, the failed back surgery syndrome, a newly born problem has been the nightmare of the doctors involved in conservative treatments. We hereby present the following case to the readers in order to demonstrate the problems caused by repeated operations and how far the treatment team has been eventually fallen apart from their purposes.

DENEYSEL VE KLİNİK ÇALIŞMALAR / EXPERIMENTAL STUD.
10.Functional endoscopic sinus surgery under sphenopalatine block or general anaesthesia: effects on postoperative pain
O. N. Aydın, S. Başak, F. Ünal
Pages 55 - 59
Çalışmanın amacı, great palatine (oral) yolla oluşturulan sfenopalatin ganglion blokajıyla veya genel anstezi ile gerçekleştirilen fonksiyonel endoskopik sinüs cerrahisi sonrası, hastalarda postoperatif ağrı skorlarını ve analjezi ihtiyaçlarını karşılaştırmaktır. Bu çalışma Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurulu onayı sonrası gerçekleştirildi. Sfenopalatin ganglion blokajı Grup 1’de lidokain, Grup 2’de bupivakain ile gerçekleştirildi. Grup 3’de ise genel anestezi uygulandı. Ağrı, operasyon öncesi ve operasyondan 2, 4, 6 saat sonra Visuel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi. Analjezik madde ihtiyacı operasyon sonrası iki gün süreyle saptandı. VAS değeri, postoperatif 2. saatte Grup 3’de istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti. Olguların analjezik ihtiyaçları, Grup 3’de regional gruptaki olgulara göre iki kat fazla idi. Operasyon sonrası olgular daha az ağrı duyduklarından ve analjezik maddelere ihtiyaçları daha az olduğundan, fonksiyonel endoskopik sinus cerrahisi operasyonlarında rejyonal anestezi genel anesteziye tercih edilebilir.
The aim of this study is to compare the postoperative pain scores and analgesic requirements in patients who underwent functional endoscopic sinus surgery after general anesthesia or sphenopalatin ganglion blockade performed by the great palatine (oral) route. The study was approved by the Ethics Committee of Adnan Menderes University Medical Faculty. Sphenopalatine ganglion blockade was applied with lidocaine in Group 1 and bupivacaine in Group 2. General anesthesia was administered in Group 3. Pain was evaluated with Visual Analogue Scale (VAS) preoperatively and 2, 6, 24 hours after the surgery. Analgesic requirements were documented postoperatively for two days. VAS scores were significantly higher in Group 3 at the second hour. The patients’ analgesic requirements were almost two times higher in Group 3 than the regional groups. Regional anesthesia may be preferred to general anesthesia in functional endoscopic sinus surgery operations because patients experience less pain and require less analgesics postoperatively.

11.Determination of risks and benefits of intrathecal tramadol hydrochloride in rabbits
S. Gürsoy, H. Kafalı, N. Kunt, F. Göze
Pages 60 - 67
Tramadol hidroklorid, tavşanlara intratekal uygulanarak risk ve faydaları araştırıldı. Çalışma aynı yaşta, 35 adet erkek, Albino tipi Yeni Zelanda tavşanı ile yapıldı. Tavşanlar biri kontrol olmak üzere beş gruba ayrıldı. A,B,C ve D gruplarına sırasıyla 1, 2, 4 ve 8 mg/kg tramadol hidroklorid tek doz intratekal yoldan uygulandı. Kontrol grubuna da serum fizyolojik intratekal tek doz olarak uygulandı. 5, 15, 30, 60 ve 120’nci dakikalarda ağrı eşiği, konvülzyon gelişip gelişmediği, solunum depresyonu, motor zayıflık ve sedasyon dereceleri değerlendirildi. Ayrıca nörotoksisite gelişip gelişmediği histopatolojik olarak araştırıldı. Doza bağlı, orta derecede, hızlı başlayan, kısa süren analjezik etkinlik tespit edildi. Motor zayıflık ve konvülziyon görülmedi. Yüksek dozlarda hafif sedasyon ve solunum depresyonu gelişti. Kontrol grubu dışındaki diğer gruplarda nörotoksik bulgular oluştu. İntratekal tramadol hidrokloridin, orta derecede ve kısa süreli analjeziye ve düşük yan etki profiline sahip olduğu, ancak medulla spinalis için toksik olabileceği kanısına varıldı.
The risks and benefits of intrathecal tramadol hydrochloride application in rabbits has been studied. In this study 35 male, Albino type New Zelland rabbits were used. The rabbits were divided into 5 groups. A, B, C and D groups were administered intrathecally single dose 1, 2, 4 and 8 mg/kg tramadol hydrochloride respectively and also single dose of saline was given intrathecally to the control group. Pain treshold, whether the seizures improved or not, respiratory depression, motor disfunction and sedation grade were evaluated at the intervals of 5, 15, 30, 60 and 120th min. Additionally neurotoxicity was searched histopathologically. It has been detected that tramadol has moderate analgesic potential which starts rapidly, lasts for a short time and depends on the dose. Motor disfunction and seizures were not observed. Light sedation and respiratory depression were observed at high doses. Neurotoxicity was found in all groups except the control group. Intrathecal tramadol hydrochloride has moderate analgesics effects which lasts for a short time and low incidence of side effects. It is assumed that it has toxic effect on the spinal cord.

ABSTRACTS
12.Abstracts

Pages 68 - 71
Abstract

KITAP TANıTıMı
13.
Kitap tanıtımı

Page 72
Abstract

TOPLANTı TAKVIMI
14.
Toplantı Takvimi

Page 73
Abstract



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.