ISSN: 1300-0012 | E-ISSN: 2458-9446
Cilt : 21 Sayı : 4 Yıl : 2026
Hızlı Arama



CLOCKSS system has permission to ingest, preserve, and serve this Archival Unit

Ağrı Dergisi - Ağrı: 21 (4)
Cilt: 21  Sayı: 4 - 2009
DERLEME
1. 
Nörolitik bloklar: Ne zaman, Nasıl, Niçin
Neurolytic blocks: When, How, Why
Serdar Erdine
Sayfalar 133 - 140
Girişimsel teknikler nöroablatif ve nöromodülatör işlemler olarak iki gruba ayrılırlar. Nöroablasyon, cerrahi, kimyasal veya ısı uygulamalarıyla ağrı yolaklarında fiziksel iletinin kesilmesidir. Nöromodülasyon, stimülasyon uygulamasıyla veya intraventriküler ya da intraspinal uygulanan opioidler ve diğer ajanlarla ağrı yolaklarının dinamik ve fonksiyonel inhibisyonudur. Nöroablatif teknikler kanser tedavisinde yüzyıldan fazla zamandır kullanılmaktadır. Fluroskopi gibi görüntüleme araçlarındaki gelişmelerle nöroablatif uygulamalar daha doğru ve etkili bir şekilde gerçekleştirilmektedir.

DENEYSEL VE KLINIK ÇALIŞMALAR
2. 
İntraperitoneal levobupivakain uygulamasının laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı üzerine etkisi: Prospektif, randomize, çift-kör çalışma
Effects of intraperitoneal levobupivacaine on pain after laparoscopic cholecystectomy: a prospective, randomized, double-blinded study
Işık Alper, Sezgin Ulukaya, Volkan Ertuğrul, Özer Makay, Meltem Uyar, Taner Balcıoğlu
Sayfalar 141 - 145
Amaç: İntraperitoneal levobupivakain uygulamasının laparoskopik kolesistektomi sonrası ağrı üzerine etkisinin randomize, çift kör, plasebo-kontrollü çalışma olarak araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Tüm hastalara trokar giriş yerlerine levobupivakain %0.25’lik (toplam 15 mL) infiltrasyonu ile birlikte, pnömoperiton sonrası, randomizasyon şemasına göre, intraperitoneal olarak hepatodiyafragmatik alana ve safra kesesi üst lojuna toplam 40 mL %0.25’lik levobupivakain (Grup LB, n=20) veya 40 mL normal salin (Grup NS, n=20) uygulandı. İki grubun intraoperatif özellikleri, postoperatif ağrı durumu ve ek analjezik gereksinimi, yan etkiler ve hasta memnuniyeti ilk 24 saatlik dönemde karşılaştırıldı.
Bulgular: Postoperatif ağrı skoru, postoperatif ilk 30. dk’da, Grup LB’de Grup NS’ye göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05). Omuz ağrısı sıklığı iki grupta benzerdi (Grup LB’de %10 ve Grup NS’de %15). Ek analjezik (meperidin) gerektiren hasta sayısı ve ortalama dozu Grup LB’de Grup NS’ye göre daha azdı (p<0.05). Levobupivakain grubunda normal salin grubuna göre, postoperatif kusma daha az ve hasta memnuniyeti daha tatmin edici bulundu (p<0.05).
Sonuç: Çalışmamızda, laparoskopik kolesistektomilerde operasyonun başında uygulanan intraperitoneal 40 mL %0.25’lik levobupivakainin postoperatif ağrıyı ve ek analjezik ihtiyacını yan etkileri artırmadan azalttığı ve postoperatif hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin daha iyi olduğu bulunmuştur.

3. 
Karpal tünel sendromlu hastalarda elektrodiyagnostik tanı ile Washington Nöropatik Ağrı Ölçeği arasındaki ilişki
The relationship between electrodiagnostic severity and Washington Neuropathic Pain Scale in patients with carpal tunnel syndrome
Çağatay Öncel, L. Sinan Bir, Engin Sanal
Sayfalar 146 - 148
Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) olan hastaların, Washington Nöropatik Ağrı Ölçeği (NAÖ) ile değerlendirdiğimiz klinik semptomları ile elektrodiyagnostik sınıflamaları arasındaki ilişki olup olmadığını saptamayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Tek taraflı KTS’si olan seksen hasta çalışmaya alındı. Elektromiyografik olarak KTS tanısı konduktan sonra, hastalar 10 soru içeren NAÖ’yü yanıtladılar.
Bulgular: NAÖ’nün toplam değeriyle KTS’nin şiddeti arasında istatiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulundu (p=0.013, r=0.276).
Sonuç: Çalışmamızda, NAÖ’nün KTS’li hastaların klinik gidişini değerlendirmede yararlı olduğu sonucuna varıldı.

4. 
“Dört pozisyonu” popliteal fossada siyatik sinirin görünürlüğünü arttırmaktadır
“Figure of four” position improves the visibility of the sciatic nerve in the popliteal fossa
Yavuz Gürkan, Hasan Tahsin Sarısoy, Çiğdem Çağlayan, Mine Solak, Kamil Toker
Sayfalar 149 - 154
Amaç: Hasta pozisyonunun popliteal bölgede siyatik sinirin ultrason (US) incelemesi sırasında görünürlüğü üzerine etkisi araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Popliteal katlantı (PK) ile PK’nın 4 ve 8 cm yukarısında pron pozisyonda 7-12 MHz geniş band linear US probu kullanarak kör bir uygulayıcı tarafından mümkün olan en iyi görüntü hedeflenerek 24 siyatik sinir incelemesi yapıldı. İncelemeler nötral pron pozisyonda (Grup N), ayak altına silikon rulo konularak (Grup R) ve “dört pozisyonunda” (Grup D). “Dört pozisyonu” incelenen bacak diğer ayağın üstünde olacak şeklide fleksiyon ve addüksiyon pozisyonu olarak tarif edildi. Siyatik sinir için aşağıdaki gibi bir görünürlük skoru tariflendi: Skor I: Sinir tanınabilir ancak sınırları net değildir. Skor II: Sinir tanınabilir. Sinirin sınırları diğer yapılardan kolaylıkla ayırt edilebilir. Üç ya da daha az fasikül görülebilir. Skor III: Sinir tanınabilir. Sinirin sınırları diğer yapılardan kolaylıkla ayırt edilebilir. Dört ya da daha fazla fasikül görülebilir.
Bulgular: Sinirlerin PK’dan ayrılma mesafesi 6.9±1.6 cm idi. Grup D’de elde edilen görüntü skoru (2.6±0.6 ve 1.7±0.8) PK’da, PK’dan 4 cm (2.3±0.5 ve 1.6±0.8) ve 8 cm (2.3±0.7 ve 1.4±0.7) yukarısında Grup N’den daha iyiydi (p<0.001).
Sonuç: “Dört pozisyonu” siyatik sinirin görünürlüğünü iyileştirmektedir ve klinik öneme sahip olabilir.

5. 
Postoperatif hasta kontrollü analjezide bir kliniğin deneyimleri
A clinic’s experiences in postoperative patient controlled analgesia
Abdulkadir Atım, Süleyman Deniz, Mehmet Emin Orhan, Ali Sızlan, Ercan Kurt
PMID: 20127536  Sayfalar 155 - 160
Amaç: Cerrahi girişim sonrası uygulanacak postoperatif analjezi yöntemi, uygulanan cerrahiye, hastaya, anesteziste ve koşullara göre değişmektedir. Hasta kontrollü analjezi (HKA) özellikle postoperatif ağrının giderilmesinde kullanılan etkili yöntemlerden birisidir. Bu çalışmada, HKA uygulamasında gereksinim, tercih ve karar verme konularında hasta profilinin ve uyguladığımız postoperatif HKA tedavisinin güvenilirlik ve etkinliğinin ortaya konulması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmada, kliniğimizde iki yılda uygulanan HKA protokolleri, HKA uygulanan girişimlerin genel dağılımı ve ağrı timinin çalışma prensipleri sunuldu.
Bulgular: HKA uygulanan operasyonlar, diz protezi, sezaryen, kalça protezi, alt ekstremite travması cerrahisi, ağrısız doğum, gastrointestinal sistem cerrahisi, çoklu travma cerrahisi, torakotomi, histerektomi, laminektomi ve ürogenital cerrahi olarak tespit edilmiştir. Postoperatif HKA’nın hastaların %89’unda tek başına başarı ile uygulandığı, %6’sında ise kurtarıcı analjezik ajan ilavesi ile başarılı olunduğu saptanmıştır, başarılı HKA uygulamamızın %95 düzeyinde olduğu bulunmuştur.
Sonuç: Kliniğimizde postoperatif analjezi amacıyla uygulanan epidural ve intravenöz HKA protokollerinin güvenilir ve etkin olduğu kanısındayız.

6. 
Remifentanile bağlı gelişen postoperatif hiperaljezinin önlenmesinde lornoksikamın etkisi
The effects of lornoxicam in preventing remifentanil-induced postoperative hyperalgesia
Sema Tuncer, Naime Yalçın, Ruhiye Reisli, Yosunkaya Alper
PMID: 20127537  Sayfalar 161 - 167
Amaç: İntraoperatif remifentanil kullanımında akut opioid toleransına bağlı olarak postoperatif ağrı, opioid tüketimi ve insizyon çevresinde hiperaljezi artmaktadır. Bu çalışmada amacımız, remifentanile bağlı gelişen postoperatif hiperaljezinin önlenmesinde lornoksikamın etkiliğini değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: Olgular randomize olarak iki gruba ayrıldı. Cerrahi başlamadan 15 dk önce Grup I’e (n=22, kontrol) serum fizyolojik, Grup II’ye (n=20, lornoksikam) 16 mg lornoksikam i.v uygulandı. Anestezi indüksiyonu 1 µg/kg remifentanil, 1.5-2 mg/kg propofol, idamesi 0.5 minimum alveolar konsantrasyon (MAC) desfluran ve 0.4 µg/kg/dk remifentanil ile sağlandı. Desfluran konsantrasyonu otonomik cevaplara göre titre edildi. Bütün olgulara cerrahi sonlanmadan 30 dk önce 0.15 mg/kg morfin i.v verildi. Cerrahinin sonunda olgulara i.v hasta kontrollü analjezi cihazı ile morfin uygulandı. Ağrı skoru, morfin isteği ve sunumu postoperatif 2., 4., 6., 12. ve 24. saatlerde değerlendirildi. Total morfin tüketimi 24. ve 48. saatte kaydedildi. Periinsizyonel hiperaljezi operasyon öncesi ve postoperatif 24. ve 48. saat algometre ile ağrı eşiği ölçülerek değerlendirildi.
Bulgular: Ağrı skorları ve toplam morfin tüketimi lornoksikam grubunda kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p<0.05). Ağrı eşiği 24. ve 48. saatlerde kontrol grubunda daha yüksekti (p<0.05). Yan etkiler açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0.05).
Sonuç: Preemtif olarak uygulanan lornoksikam remifentanile bağlı gelişen hiperaljeziyi önlemektedir.

7. 
Migren türü baş ağrılarının zamansal özellikleri
Temporal characteristics of migraine-type headaches
Murat Alemdar, Hamit Macit Selekler, Sezer Şener Komsuoğlu
PMID: 20127538  Sayfalar 168 - 174
Amaç: Migren ataklar halinde giden baş ağrıları ve değişik organ sistemlerine ait belirtilerle kendini gösterir. Akut migren ataklarının tedavisinde kullanılacak uygun ilacın reçete edilmesi için baş ağrısının zamansal özellikleri bilinmelidir. Bu çalışmamızda, üçüncü basamak bir sağlık kuruluşuna başvuran migrenlilerde baş ağrılarının zamansal özelliklerini ortaya koymayı ve bu özelliklerin hasta alt gruplarında değişkenlik gösterip göstermediğini araştırmayı hedefledik.
Gereç ve Yöntem: Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Baş ağrısı Polikliniği’ne ardı sıra başvuran erişkin migrenliler çalışmaya alındı. Demografik bilgileri, tıbbi öyküleri ve baş ağrılarının zamansal özellikleri sorgulandı.
Bulgular: Çalışmaya alınan 153 erişkin migren hastasının 30’u (%19.6) kronik günlük baş ağrısına sahipti. Hastaların 34’ünde (%22.2) ağrı ilk 2 saatte zirve şiddetine ulaşıyordu ve 87 (%56.9) hastada ağrı 24 saatten uzun sürüyordu. Baş ağrıları 24 saatten uzun süren hastaların yaş ortalaması kısa olanlara kıyasla daha yüksekti (sırasıyla 40.8±12.4 ve 36.2±11.4; p=0.019). Baş ağrıları 24 saatten uzun süren migrenlilerin hastalık yaşları da diğerlerine kıyasla daha büyüktü.
Sonuç: Bizim çalışmamız erişkin migrenlilerde baş ağrılarının zamansal özelliklerinin hasta alt gruplarında değişkenlik gösterebildiğini ortaya koymaktadır. Bu bulguların doğrulanması ve hangi alt gruplarda hangi zamansal özelliklerin ön planda olduğunun saptanabilmesi için daha geniş hasta sayısını içeren ileri çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.

OLGU SUNUMU
8. 
Motor tutulumla başlayan herpes zoster radikülopati olgusu
Herpes radiculopathy case presenting first with motor involvement
Saffet Meral Çınar, Semra Bilge, Fazilet Hız, Leman Erkutlu
PMID: 20127539  Sayfalar 175 - 177
Herpes zoster, esas olarak posterior kök ganglionlarını ve duysal sinir liflerini tutar, deride veziküler döküntüler, radiküler ağrı, etkilenen ganglionun dağılımında duysal bozukluklara yol açar. Bununla beraber motor tutulum da gözlenir. Klasik kütanöz lezyonlar olduğunda herpes zostere bağlı motor parezi kolaylıkla tanımlanır. Fakat, güçsüzlüğün deri lezyonları ve duysal yakınmalardan önce olduğu durumlarda tanı zorlaşır. Bu yazıda, herpes zostere bağlı servikal segment radikülopatide motor güçsüzlüğün majör klinik semptom ve bulgu aldığı olgu sunuldu.