ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 36  Issue: 1   Year: 2023
  Ağrı: 22 (4)
Volume: 22  Issue: 4 - 2010
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.Efficacy of intraarticular hyaluronic acid injection through a lateral approach under fluoroscopic control for advanced hip osteoarthritis
Can Eyigör, Alihan Pirim, Sibel Eyigör, Meltem Uyar
PMID: 21153931  Pages 139 - 144
Amaç: Hyaluronik asit (HA) kalça osteoartriti (OA) tedavisinde intraartiküler olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, floroskopik lateral yaklaşımla intraartiküler HA enjeksiyonunun, ileri evre kalça OA’lı hastalarda etkinliğini saptamaktır.
Gereç ve Yöntem: İleri evre kalça OA’lı 21 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara lateral yaklaşımla floroskopi kılavuzluğunda birer hafta ara ile 3 kez 2.5 ml HA enjeksiyonu yapıldı. Hastaların tedavi öncesi ve son enjeksiyondan sonra 1., 3. ve 6. aylarda özürlülük
(Lequesne indeks), ağrı (Vizuel analog scale-VAS) skorları ve analjezik tüketimleri değerlendirildi.
Bulgular: Lequesne indeksi ve VAS ağrı skorları 1., 3., ve 6. aylarda başlangıç değerlerine göre istatiksel olarak anlamlı azaldı (p<0.001). Analjezik tüketimi 1. ve 3. aylarda başlangıç değerine göre istatistiksel olarak azalırken (p<0.05), 6. ayda analjezik tüketiminde fark saptanmadı (p>0.05). Herhangi bir yan etki gözlenmedi.
Sonuç: Sonuç olarak, floroskopi eşliğinde, şiddetli kalça OA’sında lateral yaklaşımla HA enjeksiyonu etkili ve emniyetli bir uygulamadır.
Objectives: Hyaluronic acid (HA) is used for intraarticular treatment of hip osteoarthritis (OA). The objective of this study was to determine the efficacy of intraarticular injection of HA through a lateral approach under fluoroscopic control for advanced hip OA.
Methods: The study included 21 patients with advanced hip OA. All patients received 2.5 ml HA injection once a week for 3 weeks by lateral approach under fluoroscopic control. Disability (Lequesne index), pain scores (visual analog scale-VAS) and analgesic use of patients were assessed before treatment and 1, 3 and 6 months after the treatment.
Results: Lequesne index and VAS pain scores measured 1, 3 and 6 months after treatment were significantly lower compared to baseline scores (p<0.001). Although analgesic use was significantly reduced 1 and 3 months after treatment compared to baseline (p<0.05), no difference was determined in analgesic use at the 6th month (p>0.05). No side effect was observed.
Conclusion: In conclusion, intraarticular HA injection through a lateral approach under fluoroscopic control was shown to be a safe and effective method for patients with advanced hip OA.

2.The efficiency and duration of the analgesic effects of musical therapy on postoperative pain
Hüseyin Şen, Ömer Yanarateş, Ali Sızlan, Emre Kılıç, Sezai Özkan, Güner Dağlı
PMID: 21153932  Pages 145 - 150
Amaç: Bu çalışmanın amacı, birincil olarak müzik ile tedavinin postoperatif ağrıdaki etkisi ve ikincil olarak postoperatif ağrıdaki etkinlik süresini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, 20-40 yaş arası, genel anestezi planlanmış 70 elektif sezaryen ameliyatı olan hasta alındı. Her grupta 35 hasta olmak üzere hastalar bilgisayar yardımıyla iki gruba ayrıldı. Grup 1’de hastalar kulaklık ile ameliyattan sonra bir saat boyunca hoşlandıkları müziği dinlediler. Grup 2’de ise hastalara aynı dönemde herhangi bir müzik dinletilmedi. Postoperatif bakım ünitesinde hastalara intravenöz hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazı bağlandı. HKA cihazı, tramadol 3 mg ml-1 ile hazırlandı ve bolus 20 mg, kilitli kalma süresi 15 dk ve 4 saatlik maksimum doz 150 mg olarak ayarlandı ve 24 saat devam ettirildi. Visual Analog Skala (VAS) skorları ile tramadol tüketimleri 4., 8., 12., 16., 20. ve 24. saatlerde kayıt edildi.
Bulgular: Grup 1’de HKA cihazındaki alım sayıları ve tramadol tüketim miktarları postoperatif 4. saatte anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). 24 saatlik total tramadol tüketim miktarları ve ek analjezik tüketim miktarları Grup 1’de, Grup 2 ile kıyaslandığında anlamlı olarak düşüktü (p<0.05). Tüm VAS değerleri Grup 1’de, Grup 2 ile kıyaslandığında anlamlı olarak düşüktü.
Sonuç: Sonuç olarak, postoperatif müzik ile tedavi ilk dört saat analjezik tüketimini ve 24 saat süresincede postoperatif ağrı şiddetini azaltmaktadır.
Objectives: The aim of this study was first to find out the effect of music therapy on postoperative analgesia and second to determine the duration of its effect.
Methods: Seventy patients who were undergoing elective cesarean delivery were enrolled. The patients were randomly allocated into two groups as follows: In Group 1, patients listened to music through a headphone for one hour after surgery, while in Group 2, patients did not listen to any music during the same period. In the postanesthesia care unit, patients were connected to a Patient Controlled Analgesia (PCA) device. The PCA device (tramadol 3 mg/ml) was set to deliver a bolus of 20 mg, with a lockout interval of 15 min and 4-hour maximal dose of 150 mg. Postoperative pain was assessed with a visual analog scale (VAS) and consumption of tramadol was recorded at 4, 8, 12, 16, 20 and 24 hours.
Results: There was a significant decrease in Group 1 with respect to PCA delivery frequency at the 4th hour postoperatively (p<0.05). Concerning the postoperative tramadol consumption, values measured at the 4th hour were significantly lower in Group 1 (p<0.05). The total amount of tramadol consumption and additional analgesic use in the postoperative 24 hours were again lower in Group 1 when compared with Group 2 (p<0.05). All VAS values were lower in Group 1 when compared with Group 2 (p<0.05).
Conclusion: We suggest that music therapy given after surgery decreases postoperative pain in the first 24 hours and the analgesic consumption during the first four hours.

3.Assessment of the effect of intrathecal levobupivacaine combined with fentanyl or morphine on postoperative analgesia in patients undergoing cesarean section
Pınar Acar, Emine Özyuvacı, Şule Vatansever, Naile Toprak, Onat Akyol
PMID: 21153933  Pages 151 - 158
Amaç: Prospektif, randomize, çift-kör çalışmamız sezaryen için intratekal levobupivakaine ilave edilen fentanil ve morfinin postoperatif ağrı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı.
Gereç ve Yöntem: Hastanemiz etik kurul onayı ve hastaların yazılı onayları alındıktan sonra sezaryen ameliyatı geçirecek ASA I-II grubunda, spinal anestezinin kontrendike olmadığı ve lokal anestezik duyarlılığı olmayan 60 olgu çalışmaya alındı. Hastalar 2 gruba ayrıldı. I. gruba (Grup M, n=30) intratekal 10 mg %5 levobupivakain + 0.1 mg morfin, II. guruba (Grup F, n=30) intratekal 10 mg %5 levobupivakain + 20 mcgr fentanil uygulandı. Postoperatif ilk analjezi gereksinimine kadar geçen efektif analjezi süresi, modifiye Bromage skalasına göre motor bloğun tamamen ortadan kalkma süresi, hastaların ek analjezik ihtiyacı, kullanılan ek analjezik miktarı, yan etkiler ve postoperatif hasta memnuniyeti değerlendirilerek kaydedildi.
Bulgular: Morfin grubunda ek analjezi istem süresi fentanil grubuna göre anlamlı derecede daha uzun olarak belirlendi (p<0.001). Morfin grubunda intraoperatif ve postoperatif komplikasyon sıklığı fentanil grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Fentanil grubunda istenen ilaç miktarı, sunulan ilaç miktarı ve kullanılan analjezik miktarı değerleri morfin grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0.001). Morfin grubunda hasta memnuniyeti ve başkasına tavsiye etme fentanil grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi (p<0.01).
Sonuç: Çalışmamızda sezaryenlerde intratekal levobupivakaine eklenen morfin ve fentanilin yan etki insidansının morfin grubunda fentanil grubundan daha yüksek olmasına rağmen postoperatif ek analjezi ihtiyacının çok daha az olduğunu ve uzun süreli ağrısız geçirilen postoperatif dönemin anneler için tercih sebebi olduğu sonucuna vardık.
Objectives: Our prospective, randomized, double-blind study aimed to detect the effect of intrathecal levobupivacaine combined with fentanyl or morphine on the postoperative analgesia in patients undergoing cesarean section.
Methods: After approval by the hospital ethics committee and obtaining written informed consent, ASA I-II parturients undergoing elective cesarean section were enrolled in this study. None of the patients had any contraindication for spinal anesthesia or sensitivity to local anesthetics. Patients were randomly assigned in a double-blinded fashion to receive either intrathecal 10 mg 5% levobupivacaine + 0.1 mg morphine (Group M, n=30) or 10 mg 5% levobupivacaine + 20 mcg fentanyl (Group F, n=30). The onset of sensorial block and anesthesia, interval of effective analgesia until the first analgesic requirement, disappearance of motor block according to modified Bromage scale, duration of spinal analgesia, additional analgesic requirement, amount of additional analgesic, adverse effects, and postoperative patient satisfaction were recorded.
Results: The additional analgesic requirement period was significantly longer in Group M than Group F (p<0.001). Intraoperative and postoperative complications were significantly higher in Group F than Group M (p<0.05). Intended, delivered and total analgesic amount values were significantly higher in Group F than Group M (p<0.001). Patient satisfaction and presentation elsewhere were significantly higher in Group M than Group F (p<0.01).
Conclusion: Despite more adverse effects, additional analgesic requirement is lower in Group M, and the long-term painless postoperative period accounts for the choice by mothers.

4.Evaluation of postoperative pain in root canal treatment
Tülin Ertan, Güneş Şahinkesen, Yaşar Meriç Tunca
PMID: 21153934  Pages 159 - 164
Amaç: Kök kanal tedavisinin başarısında postoperatif ağrının varlığı ve kontrolü oldukça önemlidir. Bu çalışmada, endodontik tedavi sırasında ve sonrasında oluşabilecek postoperatif ağrı sıklığı ve yoğunluğunu etkileyen faktörler araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 128 hasta dahil edildi. Dişler tiplerine, lokalizasyonlarına ve vitalitelerine göre gruplandırıldı. Kanallar Hero-shaper ile crown-down yöntemiyle genişletildi ve lateral kondanzasyon tekniği ile dolduruldu. Hastaların postoperatif 12. saat ve 1., 3., 7. ve 15. günlerde Visual Analogue Scale (VAS) skorları alınıp kaydedildi ve istatistiksel olarak değerlendirildi.
Bulgular: Tedavi sonrası duyulan postoperatif ağrı skorlarında, tüm zamanlarda, devital dişlerde vital dişlere göre istatistiksel olarak anlamlı bir yükseklik vardı. VAS ağrı skoru, tedavi başlangıcında anterior ve molar dişler arasında (p=0.012), tedaviden 3, 7 ve 15 gün sonra ise premolar ve molar dişler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösteriyordu (sırasıyla p=0.002, p=0.006, p=0.048). Diş lokalizasyonlarına göre ise postoperatif 3., 7. ve 15. günlerde VAS skorları dişi mandibulada yer alanlarda daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0.014, p=0.036, p=0.023).
Sonuç: Postoperatif ağrı değerlendirmelerinde diş tipi, lokalizasyonu ve vitalitesinin önemli olduğu sonucuna varıldı. Ayrıca tedavi yaklaşımları esnasında etkili olan faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi hasta memnuniyeti, iş yükü ve maaliyetler
üzerine olumlu katkılar sağlayacaktır.
Objectives: The control of postoperative pain is very important for the success of root canal treatment. The aim of this study was to research the factors that affect pain periods and pain intensity during and after endodontic treatment.
Methods: The study included 128 patients. The teeth were grouped according to their type, location and vitality. Root canals were prepared by Hero-shaper and crown-down methods, and filled by lateral condensation. The postoperative 12th hour and postoperative 1st, 3rd, 7th and 15th day Visual Analog Scales (VAS) scores of the patients were recorded and analyzed by statistical methods.
Results: After treatment, the postoperative pain scores were statistically higher in devital than vital teeth. VAS pain score demonstrated statistical differences at the beginning of the treatment between anterior and molar teeth (p=0.012) and also at 3, 7 and 15 days after treatment between premolar and molar teeth (p=0.002, p=0.006, p=0.048, respectively). According to the localization of teeth, on the 3rd, 7th and 15th postoperative days, VAS scores were the highest in the mandibular teeth (p=0.014, p=0.036, p=0.023).
Conclusion: In postoperative pain evaluation, type, localization and vitality of teeth were determined as important. In addition, analysis of the factors that affect treatment as a whole will positively impact the issues of patient satisfaction, workload and cost.

CASE REPORTS
5.Combined femoral and sciatic nerve block in a cachectic progressive systemic sclerosis case with gastrointestinal and cardiac involvement
Berit Gökçe Ceylan, Sinem Sarı Ak, Özlem Özorak, Lütfi Yavuz, Füsun Eroğlu
PMID: 21153935  Pages 165 - 169
Progresif sistemik sklerozis etyolojisi belli olmayan multisistemik bir hastalıktır. Sistemlere ait fonksiyonel bozukluklar anestezi uygulamasında güçlüklere sebep olmaktadır. Ayak amputasyonu planlanan gastrointestinal ve kardiyak tutulumu mevcut progresif sistemik sklerozisli ağır kaşektik olguda kombine femoral siyatik sinir bloğu uygulayarak stabil bir hemodinami ile operasyon sağlamayı amaçladık. Yaygın dolaşım bozukluğu sebebiyle sol ayak amputasyonu için operasyon planlanan 63 yaşındaki kadın olgunun, gastrointestinal tutulumu nedeniyle ileri derecede kaşektik (22 kg), kardiyak tutulumu nedeniyle atriyoventriküler tam bloğu ve pulmoner ek hastalıkları vardı. Ağız açıklığı kısıtlı olan olguda olası havayolu güçlüğü, aspirasyon ve hipotansiyon riskleri nedeni ile genel veya santral blok uygulanamadı ve kombine siyatik femoral blok planlandı. Gerekli preoperatif değerlendirme yapıldıktan sonra altında önce Labat tekniği ile 3 mL %7.5’luk levobupivakain, 1 mL %2’lik lidokain ve 11 mL %0.09’luk NaCl eklenerek toplam 15 mL volüm ile siyatik sinir bloğu, aynı dozlarda femoral sinir bloğu gerçekleştirildi. Operasyonda ek analjezik desteği gerekmedi, hemodinami stabil seyretti. Postoperatif 8. saatte ağrısı başlayan hastaya hasta kontrollü analjezi aygıtı ile tramadol infüzyonu uygulandı. Hasta 10 gün sonra taburcu edildi. Genel anestezi veya santral blok uygulamalarının kontrendike olduğu, olgumuzda olduğu gibi gastrointestinal ve kardiyak tutulumu mevcut, ileri derecede kaşektik yüksek riskli sistemik sklerozisli olgularda kombine femoral siyatik sinir bloğun alternatif bir anestezi tekniği olabileceğini düşünüyoruz.
Scleroderma is a multisystemic disease of unknown etiology. The systemic disturbances cause difficulties in anesthesia practice. We present a successfully combined sciatic femoral block performed in a multisystemic scleroderma case who was planned for foot amputation. Combined sciatic-femoral block was planned for the patient, for whom left foot amputation was decided by the Orthopedics Department, with related physical weakness, probable difficult airway, and accompanying cardiac and pulmonary diseases. Following the required preoperative evaluation, sciatic and femoral block was performed with a total 15 ml volume consisting of 3 ml levobupivacaine 7.5% and 1 ml lidocaine 2% added to 11 ml NaCl 0.09% subsequently. Additional analgesic treatment was not required perioperatively, and the patient was hemodynamically stable. Tramadol infusion was applied with Patient Controlled Analgesia device at the 8th hour. The patient was discharged on the postoperative 10th day. We think that in high-risk severe cachectic systemic scleroderma cases, general anesthesia and central blocks are contraindicated. If gastrointestinal and cardiac involvements are present, as in our case, combined femoral-sciatic block may be considered as an alternative anesthetic technique.

6.Epidural blood patch treatment in a patient with chronic headache related to spontaneous intracranial hypotension
Figen Gökçay, Can Eyigör, Ece Bayam, İlknur Dönmez, Meltem Uyar
PMID: 21153936  Pages 170 - 174
İntrakraniyal hipotansiyon ortostatik baş ağrısı ile ortaya çıkan, orta yaş bireylerde görülen beyin omurilik sıvısı (BOS) basıncı düşüklüğü ile karakterize, kraniyal manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile pakimenengial-dural kalınlaşmanın saptanabildiği bir klinik tablodur. Etyolojik faktörler; lomber ponksiyon, spinal anesteziye sekonder veya spinal travmalar sonrası BOS sızmasına neden olan dural yırtılmalar, genel olarak dehidratasyon, üremi, diyabetik koma gibi metabolik tablolar sonucu gelişebilen BOS’un az yapımı veya fazla geri emilimi ve hiçbir etyolojik faktörün bulunamadığı idiyopatik grup olarak sıralanabilir. Ayrıca bağ dokusu hastalıkları da spontan dura yırtılmaları sonucunda BOS sızıntısı riskini taşır. Boyun ağrısı, tinnitus, bulantı kusma ve diplopi baş ağrısına eşlik edebilmektedir. BOS kaçağı bilgisayarlı tomografi miyelografi, BOS akım MRG’si ve radyonükleid sisternografi gibi görüntüleme yöntemleri ile saptanabilir. BOS bakısında her zaman eşlik eden açılış basıncı yüksekliği yanında protein yüksekliği, lenfositoz ve ksantokromi bulunabilir. Tedavi yöntemleri arasında öncelikle yatak istirahati, sıvı replasmanı, kafein, teofilin ve non-steroid antienflamatuvar ilaçlar kullanılmaktadır, ancak genellikle analjezik tedaviye dirençlidir. Özellikle dirençli olgularda girişimsel olarak epidural salin veya kan yaması tedavisi uygulanmaktadır. Bu olguda, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği’nde intrakranyal hipotansiyon baş ağrısı tanısı konulan hastada algolojik yaklaşımların sonucunu değerlendirdik.
Intracranial hypotension is usually seen in middle-aged adults and appears with orthostatic headache. It is characterized by low cerebrospinal fluid (CSF) pressure and pachymeningeal-dural thickening on magnetic resonance imaging (MRI). Lumbar puncture, dural rupture with CSF leakage secondary to spinal anesthesia or spinal traumas, and under-production or over-absorption of CSF due to some metabolic events such as dehydration, uremia and diabetic coma are the main etiologic factors. It is sometimes considered as idiopathic when no etiologic factor is present. In addition, some connective tissue disorders have risk of CSF leakage due to spontaneous dural rupture. Neck pain, tinnitus, nausea and vomiting, and diplopia may accompany headache. 
CSF leakage can be identified by computerized tomography (CT) myelography, CSF-flow MRI, and radionuclide cisternography. Bed rest, fluid resuscitation, caffeine, theophylline, and non-steroidal antiinflammatory drugs (NSAIDs) are important treatment options. In patients resistant to therapy, interventional measures such as epidural saline or blood patch can be applied. In this case report, we evaluated the results of pain treatment options in a patient having headache due to intracranial hypotension who was hospitalized in the Neurology Department of Ege University Hospital.

7.“Figure of four” position and long-axis sciatic nerve scan with ultrasound facilitates sciatic perineural catheter placement
Levent Şahin, Yavuz Gürkan
PMID: 21153937  Pages 175 - 177
Pediatrik hastalarda cerrahi sonrası devamlı pleksus ve periferik sinir blokları daha hızlı fonksiyonel iyileşme ve uzamış analjezi için faydalıdır. Biz bir pediatrik olguda devamlı mid-femoral siyatik sinir bloğu için kontrollü perinöral kateter yerleştirilmesini, yeni bir hasta pozisyonu ve uzun aks ultrasonografi görüntüsü ile uygulanabileceğini rapor ettik. Biz çocukta perinöral kateter yerleştirilmesi sırasında ultrasonografi ile siyatik sinirin uzun aks görüntüsünün etkili bir teknik olduğunu düşünüyoruz.
Continuous plexus and peripheral nerve blocks offer the potential benefits of prolonged analgesia and faster functional recovery after surgery in pediatric patients. We report the feasibility of a new patient position and long-axis nerve scan with ultrasound (US) for controlling perineural catheter placement for continuous mid-femoral sciatic nerve block in a pediatric case. We think that long-axis view of the sciatic nerve with US during placement of perineural catheters in a child is an effective technique.



   
Copyright © 2024 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.