ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 36  Issue: 3   Year: 2024
  Ağrı: 20 (4)
Volume: 20  Issue: 4 - 2008
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Nöropatik ağrı tedavisinde non-opioid ve opioid ajan kullanımı
Meltem Uyar, Can Eyigör
PMID: 19117151  Pages 6 - 16
Nöropatik ağrı tedavisi yeni tedavilere rağmen hala zordur ve tüm sorunlar ve altta yatan mekanizmaları için işe yarayan tek bir tedavi bulunmamaktadır. Etkin nöropatik ağrı tedavileri için giderek artan kanıtlar göz önüne alınacak olursa, klinisyenin ağrıyı rahatlatmada hangi ilaçların en etkili olduğunu ve ilaçlarla ilişkili en az sayıdaki advers etkileri bilmesi önem kazanmaktadır ve nöropatik ağrı durumlarının tedavi edilmesi için
kanıta dayalı bir algoritmaya ihtiyaç duyulmaktadır. İdealde, böyle bir algoritmada non-opioid ve opioid ilaç seçimleri için gereken kanıtlar bir ilacın hem etkinlik
hem de yan etkiler açısından diğerleriyle doğrudan bir şekilde karşılaştırılmasına dayalı olmalıdır. Bugün için mevcut olan bu tür doğrudan karşılaştırmalar az sayıdadır.
Treatment of neuropathic pain is difficult despite new treatments and there is no single treatment that Works for all conditions and their underlying mechanisms. Given the increasing evidence for effective treatments of neuropathic pain, it is important for the clinician to know which drugs are most effective neuropathic pain relieving pain and associated with the fewest adverse effects and there is a need for an evidence-based
algorithm to treat neuropathic pain conditions. Ideally, the evidence for the non-opioids and opioids choices in such an algorithm would be based on direct comparisons of one drug with another, for both efficacy and side effects. There are very few such direct comparisons available.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.Comparison of analgesic activity of intraarticular lornoxicam, bupivacaine and saline after knee arthroscopy
Meltem Eren, Kemalettin Koltka, Gül Köknel Talu, Mehmet Aşık, Süleyman Özyalçın
PMID: 19117152  Pages 17 - 22
Günübirlik yapılan artroskopik diz operasyonlarında ağrı taburcu olmayı ve erken rehabilitasyonu önleyen önemli bir engeldir. Bu çalışmada diz artroskopisi operasyonlarından sonra intraartiküler uygulanan lornoksikam, bupivakain ve serum fizyolojiğin postoperatif ağrı üzerine olan etkileri karşılaştırılmıştır. Etik komitenin izni ve hastaların onamları alındıktan sonra yaşları 18-65 arasında değişen ve ASA değeri I-II olan, artroskopik menisektomi uygulanacak 90 hasta bu randomize, tek kör, prospektif çalışmaya alındı. Hastalar üçe ayrıldı (her grupta 30 hasta): Grup L’de (GL) hastalara 8 mg lornoksikam; Grup B’de (GB) hastalara 50 mg bupivakain ve Grup S’de (GS) hastalara serum fizyolojik 20 mL intraartiküler olarak uygulandı. Postoperatif analjezide ilk 4 saat boyunca intravenöz tramadol hidroklorit 50 mg uygulanırken çalışmanın kalanı boyunca parasetamol 500 mg ve kodein 7.5 mg preparatı uygulandı. Sayısal ağrı skalası (SAS) kullanılarak 4, 12, 24 ve 48. saatlerdeki istirahat, aktif ve pasif hareketler sırasındaki ağrı düzeyleri, ilk 4 saatteki tramadol tüketimi, 48 saat sonundaki toplam analjezik tüketimi (tablet olarak) kaydedildi. Tramadol gereksinimi olan hastalar açısından GS ile GL ve GS ile GB arasında anlamlı farklar olduğu (p<0.05 ve p<0.05) görüldü. GL’deki hastaların 48 saatteki analjezik tüketimi GB’den ve GS’den azdı (p<0.001 ve p<0.05). GL’deki hastaların tüm ölçüm zamanlarında SAS değerleri diğer gruplardan daha düşük bulundu; ama bu sadece belli zamanlarda istatistiksel açıdan anlamlı idi. Diz artroskopilerinde postoperatif analjezi amacı ile lornoksikamın intraartiküler uygulanmasının bupivakain ve serum fizyolojikten daha iyi bir analjezi sağladığı sonucuna varılmıştır.
Postoperative pain is an important factor for discharge and rehabilitation in daycase arthroscopic knee surgery. This study compared the efficacy of intraarticular application of lornoxicam, bupivacaine and placebo on postoperative pain after arthroscopic knee surgery. With the approval of the local ethics committee and informed consent of the patients, 90 patients (ASA score I-II), aged between 18-65 years undergoing arthroscopic meniscectomy were included in this randomized, blinded, prospective study and were divided into three groups (30 patients each): 8 mg lornoxicam were applied to Group L (GL), 50 mg bupivacaine to Group B (GB) and normal saline to Group S (GS) in 20 mL volume intraarticularly. Postoperative analgesia was maintained by intravenous tramadol-HCl 50 mg/h at the first 4 h and then paracetamol 500 mg plus codeine 7.5 mg preparation as needed. The numeric rating scale (NRS) values were evaluated at rest and at active-passive motion at 4, 12, 24 and 48 h, total analgesic consumption were recorded. There were statistically significant differences between GS and GL and GS and GB in term of tramadol consumption (p<0.05 and p<0.05). The analgesic consumption of GL patients at the end of 48 h were lower than GB and GS (p<0.001 and p<0.05). The NRS values of GL were always lower than the other groups with statistical significance at certain times. We concluded that intraarticular lornoxicam provided better pain control than bupivacaine and saline in arthroscopic knee surgery.

3.The effect of three different lornoxicam administration on postoperative analgesia
İskender Kara, Lütfi Yavuz, Berit Gökçe Ceylan, Füsun Eroğlu
PMID: 19117153  Pages 23 - 29
Bu çalışmada preoperatif lornoksikamın PO, İM ve İV uygulamasının postoperatif ağrıyı önlemedeki etkisini araştırdık.
ASA I-II grubuna giren, 18-65 yaş arası 40 olgu randomize dört gruba ayrıldı. 8 mg lornoksikam operasyondan 1 saat önce oral, İM, veya İV (Grup PO, Grup İM, Grup İV) verildi. Kontrol grubuna (Grup K) analjezi yapılmadı. Postoperatif ilk analjezik gereksinimi zamanı, tüketilen ilaç miktarları, VAS ve VRS ağrı skorları kaydedildi. VAS ≥ 3 olduğu zaman lornoksikam infüzyonu HKA cihazı ile verildi.
Grup K’da, diğer gruplara göre postoperatif ağrı başlama süresinin daha kısa; postoperatif 2. saatte VAS ve VRS skorları daha yüksek ve total lornoksikam tüketiminin ise daha fazla olduğu saptandı. Grup PO, İM ve İV arasında ağrı başlama süresi ve total lornoksikam tüketimi açısından anlamlı fark bulunmadı.
Preoperatif 8 mg lornoksikam kullanmı postoperatif ağrı başlama süresini uzatmakta ve analjezik ihtiyacını azaltmaktadır. PO, IM, İV uygulamalar arasında analjezik etki açısından fark saptanmamıştır.
In this study we evaluated the postoperative analgesic efficacy of lornoxicam PO, IM and IV administration preoperatively. Fourty patients, aged between 18-65 years, ASA I-II class, were randomized to four groups. Lornoxicam 8 mg was administired PO, IM, IV (Group PO, Group IM, Group IV) 1 hour before the operation. Analgesia was not performed in control group (Group C). First analgesic requirement time, analgesic consumption and the VAS and VRS pain scores were recorded postoperatively. When VAS 3 patient controlled analgesia with lornoxicam was begun. We found that first analgesic requirement time was shorter, postoperative 2nd hour VAS and VRS scores and drug consumptions were higher in Grup C cases according to the other groups. There was no significant difference in first analgesic requirement time and analgesic consumption. Preoperative administration of 8 mg lornoxicam delayed the first analgesic requirement time and decreased total analgesic requirement. There was no difference on analgesic effect between PO, IM, and IV administrations.

4.Comparison of Epidural Ropivacaine 0.2% and Ropivacaine 0.2% in Combination with Sufentanil 0.75 µg mL-1 for Postcaesarean Analgesia
Tahsin Kaya, Ünase Büyükkoçak, Hülya Başar, Nevin Sağsöz
PMID: 19117154  Pages 30 - 37
Sezaryen operasyonları sonrası uygulanacak analjezi teknikleri, annelerin bebeklerinin bakımına izin verecek erken mobilizasyon ile birlikte etkin analjezi sağlamalıdır. Bu çalışmada, hasta kontrollü epidural analjezide (HKEA) kullanılan yalnız %0.2 ropivakain ve %0.2 ropivakain+0.75 µg mL-1sufentanilin karşılaştırılması amaçlandı.
50 kadın olgu (ASA I) çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara kombine spinal-epidural anestezi uygulandı. Duyu bloğu 2 dermatom gerileyince analjezik solüsyonların infüzyonuna başlandı. Hastalar randomize olarak 2 gruba ayrıldı (n=25). Grup-I’de %0.2 ropivakain ve 0.75 µg mL-1sufentanil, Grup II’ de yalnız %0.2 ropivakain kullanıldı (yükleme 1.25 mL, kilit süresi 30 dakika, 2.5 mL saat-1 infüzyon ile). Ameliyat sonrası 24 saat süresince ağrı (vizuel analog skala), motor blok (bromaj skalası) ve sedasyon (four-point skala) değerlendirildi. Hemodinamik ve solunumsal parametreler, yan etkiler, total ilaç tüketimi ve ek analjezik gereksinimi kaydedildi. İstatiksel analizde student-t, chi-square ve Mann Whitney U testleri kullanıldı.
Demografik veriler, sedasyon skalaları, hemodinamik ve solunumsal parametrelerde gruplar arasında fark saptanmamıştır. Motor blok ve ağrı skorları 2 ve 4. saatte Grup-II’de anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Total ilaç tüketiminin Grup-I’de 65.24±4.20 mL, Grup II’de 81.1±6.44 mL olduğu gözlenmiştir (P<0.05). Grup-I’de 4 hasta, Grup-II’de 21 hasta ek analjezik kullanmıştır. Kaşıntı Grup-I’de daha fazla gözlenmiştir.
Sezaryen sonrası HKEA’de %0.2 ropivakaine 0.75 µg mL-1 sufentanil eklenmesi ropivakaine göre, özellikle erken postoperatif dönemde daha etkin analjezi ve daha az motor blok sağlamıştır.
Analgesic techniques after c-section must be effective producing early mobilisation to enable mothers to care effort their babies. In this study, the comparison of ropivacaine 0.2% alone, with ropivacaine 0.2%+sufentanil 0.75 µg mL-1 for patient controlled epidural analgesia (PCEA) was aimed.
Fifty women (ASA-I) were enrolled in the study. All patients had combined spinal-epidural anaesthesia. Infusion of analgesic solutions was started when sensory level decreased by two dermatome levels. The patients randomly assigned, into two groups (n=25). In Group-I, ropivacaine 0.2% and sufentanil 0.75 µg mL-1, in Group-II, ropivacaine 0.2% alone were applied (bolus 1.25 mL, lockout 30 min, with 2.5 mL h-1 background infusion). Pain, motor blockage and sedation were evaluated during 24 hours after Caesarean, using the scales of visual analogue, bromage, and four-point, respectively. Haemodynamic and respiratory parameters, side effects, total drug consumption and additional analgesic need, were recorded. Statistical analysis included student-t, chi-square, and Mann Whitney U tests.
There was no difference in demographic data, sedation scores, haemodynamic and respiratory parameters, between the groups. Motor block and pain scores were significantly higher in Group-II than in Group-I at 2 and 4. h. Total drug consumption was 65.24±4.20 mL for Group-I and 81.1±6.44 mL for Group-II, (P<0.05). Four patients in Group-I and 21 patients in Group-II received additional analgesic. Pruritus was observed more frequently in Group-I.
The addition of sufentanil 0.75 µg mL-1 to ropivacaine 0.2% for PCEA after Caesarean led to more effective analgesia and less motor weakness when compared to ropivacaine 0.2% alone, especially during early postoperative period.

5.Pain Treatment Practice According to the WHO Analgesic Ladder in Cancer Patients: Eight Years Experience of a Single Center.
Mehmet Emin Orhan, Ferruh Bilgin, Atilla Ergin, Kamer Dere, Mustafa Erdal Güzeldemir
PMID: 19117155  Pages 38 - 44
Bu çalışmada, anesteziyoloji ağrı bölümüne kabul edilen kanser hastalarının ağrı tedavisinde uygulanan Dünya Sağlık Örgütünün analjezik basamak tedavisi ve diğer tedavi yöntemlerinin sonuçlarını değerlendirdik. Hasta özellikleri, hastaların kanser patolojilerine göre dağılımı, analjezik basamak tedavisine göre ilk ve son dağılımları, diğer invaziv ve noninvaziv tedavi yöntemleri, tedaviye bağlı yan etkiler ve diğer veriler incelenmiştir. 475 hastanın 416’sı (% 87.5) WHO analjezik basmak tedavisi ile, 57 hasta ise (% 12) invaziv girişimlerle tedavi edildi. 1. basamakta 49 (% 11.77), II. basamakta 307 (% 73.79), III. basamakta ise 60 (% 14.42) hasta başarı ile tedavi edilmiştir. 416 hastanın 181’i (% 43.50) antikonvülsan veya nöroleptik, 341 (%81.97) hasta ise antideprasan kullanmıştır. 31 (%7.5) hastada, analjezik basamak tedavisinin etkinliğini artırmak için non invaziv veya invaziv tedavi yöntemleri basamak tedavisine eklendi. Tüm çalışma sürecinde hastaların % 17’si yan etki bildirdi. Hastaların ortalama takip süreleri 42 ± 109.7 gün, ortalama görüşme sayıları 5.6±7.6 kez, en uzun takip süresi 1380 gün, aynı hasta ile en çok görüşme sayısı ise 68 oldu.
Sonuç olarak, Dünya sağlık örgüyü analjezik basamak tedavisine sadık kalınarak, uygun hasta için uygun analjezik ve adjuvanların uygun oral dozlarının verilmesi ile hastaların büyük çoğunluğu başarı ile tedavi edilebileceği kanısındayız.
In this study we evaluated the results of pain treatment practices according to the World Health Organization analgesic ladder treatment. and other treatment modalities in cancer patients who were admitted to an anesthesiology-based pain service. Patient characteristics, distribution of the patients according to the primary pathologic sites, initial and last distribution of the patients according to analgesic ladder treatment, other invasive or non-invasive treatment modalities, side effects, and other data related with the patients were examined. 416 of 475 (87.5%) patients were treated using the WHO analgesic ladder treatment, 57 patients (12 %) were treated by invasive techniques. The number of successfully treated patients in step I, II and III were 49 (11.77%), 307 (73.79%) and 60 (14.42) respectively. 181 of 416 (43.50%) patients used anticonvulsants or neuroleptics, 341 of 416 (81.97%) patients used antidepressants. In 31 of 416 patients (7.5%), non-invasive or invasive treatment modalities had become necessary to augment the WHO analgesic ladder treatment. Over the entire treatment period, side effects were reported in 17.05% of the patients. The follow-up time for the patients was 42 ± 109.7 days, the mean interview number was 5.6±7.6, the longest follow-up time was 1380 days, and the maximum number of the interviews made by the same patient was 68. In conclusion, we think that, using the World Health Organization analgesic ladder treatment and administering appropriate analgesics and adjuvants in appropriate oral doses determined for appropriate subjects could successfully treat a great number of these patients.

INTERVENTIONAL TREATMENT
6.A case of Horner’s Syndrome following lateral sagittal infraclavicular block
Tülay Hoşten, Yavuz Gürkan, Mine Solak, Kamil Toker
PMID: 19117156  Pages 45 - 48
Horner sendromu cerrahi, ilaçlar (çoğunlukla yüksek konsantrasyonda lokal anestezikler) bölgesel bası (hematom veya tümör) ya da peroperatif uygunsuz hasta pozisyonu sonucu aynı taraftaki servikal sempatik zincirin (stellat gangliyon) felci sonucu oluşur. Horner Sendromu brakiyal pleksusunun interskalen bloğuyla % 100 oranında görülür ve aynı zamanda diğer supraklavikular blok tiplerinde de görülebilir.
Horner sendromu önemli klinik sonuçları olmaması nedeniyle istenmeyen bir yan etki olarak tanımlanabilir. Bu nedenle anesteziyolojistler bu sendromdan haberdar olmalı ve görüldüğü takdirde hastaya güven verilerek yakından takip edilmelidir. Biz bu yazımızda yeni tanımlanan bir teknik olan lateral sagittal infraklavikular blok (LSİB) sonrası gelişen Horner sendromu vakasını sunduk.
Anahtar kelimeler: Horner sendromu, brakiyal pleksus bloğu, lateral sagittal infraklavikular blok.
Horner’s syndrome results from paralysis of the ipsilateral sympathetic cervical chain (stellate ganglion) caused by surgery, drugs (mainly high concentrations of local anesthetics), local compression (hematoma or tumor), or inadequate perioperative positioning of the patient. It occurs in 100 % of the patients with an interscalene block of the brachial plexus and can also occur in patients with other types of supraclavicular blocks.
Horner's syndrome may be described as an unpleasant side effect because it has no clinical consequences in itself. For this reason anesthesiologists should be aware of this syndrome and if it occurs patients should be reassured and monitored closely. In this case report, we presented a case of Horner’s Syndrome following lateral sagittal infraclavicular block (LSIB), a newly described technique.
Keywords: Horner’s syndrome, brachial plexus block, lateral sagittal infraclavicular block.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
7.Caudal Epidural Anesthesia for a 2-Year Old Child with Congenital Myasthenia Gravis
Esra Çalışkan, Aysu Koçum, Mesut Şener, Nesrin Bozdoğan, Anış Arıboğan
PMID: 19117157  Pages 49 - 52
Miyastenya gravis nöromüsküler kavşakta asetilkolin reseptörlerine karşı antikor oluşumuyla karakterize otoimmün bir hastalıktır. Çeşitli anestezik ajanlarla etkileşiminden dolayı anestezistler için özel bir ilgi alanı oluşturur. Literatürde miyastenya gravisli çocuk hastalarda erişkin miyastenik hastalardan farklı olarak, anestezik yaklaşımla ilgili çok az bilgiye rastlanmıştır ve mevcut bilgilerin çoğunluğu timektomi için yapılan uygulamalarla ilgilidir. Buna ek olarak kaudal anestezi pediyatrik hastalarda oldukça yaygın kullanılan bir teknik olmakla beraber miyastenik hastalarda kullanımına ilişkin bir bilgiye rastlanmamıştır.
Biz bu olgu sunumunda 2 yaş, 12 kg ağırlığında miyastenya gravisli erkek hastada kaudal anestezi uygulamasını sunduk. Orşiyopeksi ameliyatı planlanan hastada konjenital miyastenya gravis nedeniyle jeneralize güçsüzlük, solunum sıkıntısı ve göz kapaklarında düşüklük mevcuttu. Operasyon odasında rutin monitorizasyonu takiben hasta 1mg midazolam ve 10 mg ketamin ile sedatize edilerek, 1 mL.kg-1 % 0.25 bupivakain ile kaudal blok yapıldı. Lokal anestezik enjeksiyonunu takiben 17 dakika sonra operasyon başladı ve 45 dakika sürdü. Hastada intraoperative ek analjezik ihtiyacı olmadı ve postoperatif takip sorunsuz geçti.
Miyastenya gravisli hastalarda respiratuar ve istemli kas aktivitesinin korunmasına özel bir önem gösterilmelidir. Kaudal anestezi miyastenya gravisli hastalarda kas gevşetici ve endotrakeal entübasyon olmadan havayolunun kontrolüne izin verir.
Sonuç olarak, biz kaudal anestezinin miyastenik pediyatrik hastalarda uygun ve güvenli bir teknik olduğunu ve bu hastalarda genel anesteziye alternatif olarak uygulanabileceğini düşünüyoruz.
Myasthenia gravis is an autoimmune disease with antibodies directed against the acetylcholine receptor at the neuromuscular junction. Anesthetists have a special interest in myasthenia gravis because of its interaction with various anesthetic agents. Unlike adult myasthenic patients; very little report has been written about the anesthetic management in children, other than in relation to thymectomy. Although the use of caudal anesthesia in pediatric patients is common, have not seen any report concerning its use in a myasthenic child.
In this case report, we represented a 2 year-old boy was performed caudal anesthesia for orchiopexy operation. He had presented difficulty in breathing, generalized weakness and droopy eyes due to congenital myasthenia gravis. In the operating room, following the routine monitoring, the patient was sedated with intravenous 1mg midazolam and 10 mg ketamine. Then caudal block was performed. 17 minutes later from the local anesthetic injection; operation was started and lasted 45 minutes. The patient did not require intraoperative supplemental analgesia and postoperative course was uneventful.
Specific attention should be paid to voluntary and respiratory muscle strength in myasthenia gravis patients. Caudal anesthesia allowed airway control of myasthenia gravis patients without endotracheal intubations and muscle relaxant.
In conclusion, we think that caudal anesthetic technique may be considered as a safe and suitable for the myasthenic child and it may represent a valid alternative to general anesthesia for these patients.

ABSTRACTS
8.Abstracts

Pages 53 - 56
Abstract | Full Text PDF

BOOK REVIEW
9.Book review: Regional nerve blocks and infiltration therapy: Textbook and color atlas- Danilo Jancovic
Gül Köknel Talu, Selçuk Dinçer
Pages 57 - 58
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2024 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.