ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 34  Issue: 2  Year: 2022
  Ağrı: 34 (2)
Volume: 34  Issue: 2 - 2022
Hide Abstracts | << Back
CONTENTS
1.Frontmatters

Pages I - XI

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.Attitude changes toward chronic pain management of pain physicians in Turkey during the COVID-19 pandemic
Gülçin Gazioğlu Türkyılmaz, Şebnem Rumeli
doi: 10.14744/agri.2019.01878  Pages 77 - 83
Amaç: Koronavirüs hastalığı (COVID-19) pandemisi bütün dünyada kronik ağrı hastalarının ayaktan tedavi ve elektif girişim-sel prosedürlerinin azaltılmasına veya kesintiye uğratıl-masına neden oldu. Bu çalışmada, pandemi döneminde Türkiye’deki algolog hekimlerin kronik ağrı hastalarının tedavilerindeki tutum değişiklikleri ve bu değişikliklerin yayımlanan kılavuzlara uygunluklarının araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Türkiye’de çevrim içi olarak ulaşım sağlanabilen 113 algoloji hekimine isteğe bağlı doldurulmak üzere anket gönderildi.
Bulgular: Anketin ulaştırıldığı ağrı hekimlerinin %61’i (n=69) anketi cevapladı. Hiçbir girişimsel işlem öncesi hastalarından CO-VID-19 polimeraz zincir reaksiyonu testi istemeyen hekimlerin oranı %48 (n=33) idi. Opiyoid reçetelerken immünsüpresif etkiyi önemsemeyen ve opiyoid dozunu azaltmayan hekimlerin oranı %42 (n=29) idi. Girişimsel işlemlerde uyguladıkları kortikosteroid dozunu azaltmayan hekimlerin oranı %61 (n=42) idi. Pandemi döneminde faset eklem median dal radyofrekans denervasyon uy-gulayan hekimlerin %49,1’inin (n=28) pandemi öncesine göre uyguladıkları tanısal blok sayısını azalttığı belirlendi. Bu dönemde geniküler sinir radyofrekans denervasyon uygulayan hekimlerin %51’inin (n=24) hiç tanısal blok uygulamadıkları tespit edildi.
Sonuç: Ülkemizdeki ağrı hekimlerinin çoğunun pandemi döneminde kronik ağrı hastalarının tedavisinde kullandıkları opiyoid ve kortikosteroid ilaçların doz ve/veya türlerindeki tercihlerini değiştirmedikleri ancak faset eklem median dal radyofrekans denervasyon/geniküler sinir radyofrekans denervasyon girişimleri öncesi uyguladıkları tanısal blok sayılarını azaltma eğilimin-de oldukları saptandı.
Objectives: The coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic has led to a decrease or interruption of outpatient and elective interventional procedures of patients with chronic pain worldwide. This study aims to investigate the attitude changes of pain physicians in Turkey in the treatment of chronic pain patients and the compliance of these changes with the published guidelines.
Methods: A total of 113 pain physicians were sent an online questionnaire forms to be completed voluntarily.
Results: The questionnaire was completed by 61% (n=69) of the total physicians to whom it was sent to. The rate of physicians who did not request the COVID-19 polymerase chain reaction test from their patients before any interventional procedure was 48% (n=33). The rate of physicians who ignored the immunosuppressive effect and while prescribing opioids and did not reduce the opioid dose was 42% (n=29). The rate of physicians who did not reduce the corticosteroid dose they used in their interventional procedures was 61% (n=42). It was determined that 49.1% (n=28) of physicians who applied facet joint medial branch radiofrequency denervation (RFD) during the pandemic period decreased the number of diagnostic blocks they ap-plied compared to the pre-pandemic period. It was found that 51% (n=24) of the physicians who applied genicular nerve RFD during this period did not perform any diagnostic blocks.
Conclusion: It was found that the majority of physicians did not change their preferences in the dose and/or type of opioid and corticosteroid drugs, but they tended to reduce the number of diagnostic blocks they applied before facet joint medial branch/genicular RFD procedures.

3.Physical activity and health anxiety in people with and without spinal pain during the COVID-19 lockdown: A comparison study
Gamze Yalçınkaya, Müge Kırmızı, Yeşim Salık Şengül
doi: 10.14744/agri.2021.90692  Pages 84 - 90
Amaç: Koronavirüs hastalığı (COVID-19) salgınında, kas-iskelet ağrısı için yaygın risk faktörleri olan fiziksel inaktivite ve sağlık anksiyetesi, katı önlemler ve izolasyon nedeniyle yaygınlaşmıştır. Bu nedenle, COVID-19 kapanması sırasında omurga ağrısı yaşayan ve yaşamayan kişilerde fiziksel aktivite, sağlık kaygısı ve spinal ağrı öyküsünün karşılaştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, bir vaka kontrol çalışması olarak tasarlanmıştır. Nordik Kas-İskelet Sistemi Anketi (NKİA), Ulusla-rarası Fiziksel Aktivite Anketi-kısa form ve Sağlık Anksiyetesi Ölçeği-kısa formu içeren değerlendirmeler, COVID-19 kilitlenmesi sırasında Google Formlar kullanılarak çevrim içi bir anket aracılığıyla gerçekleştirildi. Çalışma için 494 gönüllüye ulaşıldı ve 348’i dışlama kriterlerine göre elendi. Katılımcıların 156’sı NKİA’ya göre omurga ağrısı grubu (n=70) ve asemptomatik grup (n=86) olarak sınıflandırıldı.
Bulgular: Omurga ağrısı grubunda toplam fiziksel aktivite miktarının asemptomatik gruba göre daha az olduğu saptandı (p<0,05). Spinal ağrı grubu, asemptomatik gruba göre daha yüksek düzeyde sağlık anksiyetesine sahip bulundu (p<0,05). Ayrıca son bir yıl içinde spinal ağrı deneyimleme oranı, spinal ağrı grubunda daha yüksek tespit edildi (p<0,05).
Sonuç: COVID-19 kapanması sırasında omurga ağrısı yaşayan kişilerin fiziksel olarak daha az aktif oldukları ve sağlıkları hakkın-da daha fazla endişe duydukları tespit edildi. Bu sonuçların, kapanma veya olası pandemik dalga senaryoları sırasında omurga ağrısının yönetimini iyileştirmek için yararlı olabileceği düşünüldü.
Objectives: In the coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic, physical inactivity and health anxiety which are common risk factors for musculoskeletal pain have become widespread due to strict precautions and isolation. Thus, we aimed to com-pare physical activity, health anxiety, and spinal pain history in people experiencing and not experiencing spinal pain during the COVID-19 lockdown.
Methods: This study was designed as a case–control study. Assessments including the Nordic Musculoskeletal Questionnaire (NMQ), the International Physical Activity Questionnaire-Short Form, and the Short Health Anxiety Inventory were performed through an online questionnaire using Google forms during the COVID-19 lockdown. We reached 494 volunteers, and 348 were eliminated by the exclusion criteria. One hundred and fifty-six participants were classified as the spinal pain group (n=70) and the asymptomatic group (n=86) based on the NMQ.
Results: The total amount of physical activity was less in the spinal pain group than the asymptomatic group (p<0.05). The spi-nal pain group had higher levels of health anxiety than the asymptomatic group (p<0.05). Further, the percentage of people who experienced spinal pain in the past year was higher in the spinal pain group (p<0.05).
Conclusion: People experiencing spinal pain during the COVID-19 lockdown were physically less active and more concerned about their health. These results may be useful to improve the management of spinal pain during the lockdown or possible pandemic wave scenarios.

4.Adaptation of the pain management self-efficacy questionnaire into Turkish
Aylin Aydın Sayılan, Feride Eşkin Bacaksız, Ezgi Seyhan Ak, Nurşen Kulakaç, John Rey B. Macindo
doi: 10.14744/agri.2022.35902  Pages 91 - 99
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Ağrı Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeğinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini incemelektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, Eylül-Aralık 2018 tarihleri arasında 214 hemşire ve 248 hemşirelik öğrencisiyle tanımlayıcı ve meto-dolojik olarak yapıldı. Veriler, tanıtıcı özellikler formu ve Ağrı Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplandı.
Bulgular: Ölçeğin Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı 0,90 olarak bulundu. Zaman güvenilirliğini test etmek için tekrarlanan ölçümlerde, iki ölçüm arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (t=0,320, p=0,751), yüksek güç ve pozitif olarak yüksek anlamlı bir ilişki vardı (r=0,997, p<0,001).
Sonuç: Ağrı Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeğinin Türkçe versiyonu klinik hemşireler ve hemşirelik öğrencilerinin ağrı yönetiminde öz yeterliliklerini değerlendirmede geçerli ve güvenilir bir ölçek olarak kullanılabilir.
Objectives: The aim of this study is to examine the Turkish validity and reliability of the Pain Management Self-Efficacy Ques-tionnaire (PMSEQ).
Methods: The study was carried out descriptively and methodologically between September and December 2018 with 214 nurses and 248 nursing students. The data were collected using the descriptive characteristics form and the PMSEQ.
Results: Cronbach’s alpha internal consistency coefficient was 0.90 in the total scale. In repeated measurements to test time reliability, there was no statistically significant difference between the two measurements (t=0.320, p=0.751), and there were a high power and positively highly significant relationship (r=0.997, p<0.001).
Conclusion: Turkish version of the PMSEQ can be used as a valid and reliable scale in assessing the self-efficacy of clinical nurses and nursing students in pain management.

5.The prevalence of scapular dyskinesia in patients with back, neck, and shoulder pain and the effect of this combination on pain and muscle shortness
Gonca Sağlam, Hilal Telli
doi: 10.14744/agri.2022.87059  Pages 100 - 108
Amaç: Bu çalışmada, boyun, sırt ve omuz ağrısı olan hastalarda skapular diskinezi prevalansının değerlendirilmesi ve bu kom-binasyonun neden olduğu klinik parametrelerdeki varyasyonların incelenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Bu prospektif kesitsel çalışmaya boyun, sırt veya omuz ağrısı olan toplam 124 hasta dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik verileri kaydedildi. Görsel analog skalası ile ağrı şiddeti, kas kısalık testleri ile kas kısalığı ve lateral skapular slide testi ile skapular diskinezi varlığı değerlendirildi.
Bulgular: Çalışma popülasyonunda skapular diskinezi prevalansı %41,9 idi. Hastalar değerlendirme için skapular diskinezi olan veya olmayan gruplara ayrıldı ve karşılaştırıldı. Sırt ve omuz ağrısı olan hastalarda skapular diskinezi varlığı anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Skapular diskinezi patolojik tiplerinin dağılımı değerlendirildiğinde, çalışma popülasyonunda en yay-gın tipin, tip 1 olduğu tespit edildi. Gruplar arasında istirahat ve aktivite sırasında ağrı şiddeti açısından anlamlı fark gözlenmezken (p>0,05), skapular diskinezili hastalarda gece görsel analog skala skoru anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,05). Pektoral, la-tissimus dorsi ve rhomboids kas kısalığının skapular diskinezi olan grupta anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05).
Sonuç: Boyun, sırt ve/veya omuz ağrılı hastalarda fizik muayenede skapular diskinezi varlığının değerlendirilmesi ağrıya bağlı sorunların tanı ve tedavisi için yol gösterici olacaktır.
Objectives: The aim of the study was to evaluate the prevalence of scapular dyskinesia in patients with neck, back, and shoul-der pain and examine the variations in clinical parameters cause by this combination.
Methods: A total of 121 patients with neck, back, or shoulder pain were included in this prospective cross-sectional study. De-mographic and clinical data of the patients were recorded. It was evaluated the intensity of pain with the visual analog scale (VAS), the presence of muscle shortness with muscle shortness tests, and scapular dyskinesia with the Lateral Scapular Slide Test.
Results: The prevalence of scapular dyskinesia was 41.9% in the study population. Patients were divided into groups, with or without scapular dyskinesia for evaluation, and compared. The presence of scapular dyskinesia was significantly higher in pa-tients with back and shoulder pain (p<0.05). When the distribution of scapular dyskinesia pathological types was evaluated, it was found that Type 1 was the most common in the study population. No significant difference was observed in pain intensity at rest and during activity between the groups (p>0.05), but the VAS score at night was significantly higher in patients with scapular dyskinesia (p<0.05). The pectoral, latissimus dorsi, and rhomboids muscle shortness were significantly higher in the group with scapular dyskinesia (p<0.05).
Conclusion: The evaluation of the presence of scapular dyskinesia in a physical examination in patients with neck, back, and/or shoulder pain will be a guide for the diagnosis and treatment of pain-related problems.

6.Report on 25 Notalgia paresthetica cases: Clinical features and treatments
Seide Karasel, Dua Cebeci
doi: 10.14744/agri.2022.28159  Pages 109 - 116
Amaç: Notaljia parestetika (NP), sırtta kronik kaşıntı olarak ortaya çıkan nöropatik bir durumdur. Bu retrospektif çalışmanın amacı, NP tanısı alan hastaların özelliklerini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Notaljia parestetikanın spinal veya periferik kökenini belirlemek üzere, yaşları 26-64 arasında (ortala-ma±10.67 yıl; medyan: 47.17 yıl) toplam 25 kadın hasta çalışmaya alındı.
Bulgular: Radyolojik incelemede hastaların %24’ünde diskopati, %32’sinde artroz ve %56’sında dejenerasyon gözlendi. Der-matolojik semptomlar ile manyetik rezonans görüntüleme pozitifliği arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p=0.188). Hastala-rın tedavi programları fizik tedavi (%44), lokal enjeksiyon (%28), egzersiz tedavisi (%16) veya fizik tedavi ve kinezyoterapi (%12) şeklindeydi. Ağrı için subjektif ölçümler, ortalama bir görsel analog skala (VAS) ile doğrulandı ve nöropatik ağrıyı taramak için “Douleur Neuropathique 4” (DN4) anketi kullanıldı. Hastaların tedavi öncesi VAS skoru 7, tedavi sonrası VAS skoru 2 idi. Ortala-ma DN4 skoru tedaviden önce 7, tedaviden sonra 2 idi.
Sonuç: NP nadir göriülen bir sendromdur. Bu çalışmada NP klinik özelliklerini ve tedavilerini derledik.
Objectives: Notalgia paresthetica (NP) is a neuropathic condition that manifests as a chronic itch on the back. The aim of this retrospective study was to examine the characteristics of patients diagnosed with NP.
Methods: A total of 25 female patients, aged 26–64 years (mean±10.67 years; median 47.17 years), were studied to determine the spinal or peripheral origin of NP.
Results: On radiological examination, discopathy was observed in 24% of the patients, arthrosis in 32%, and degeneration in 56%. There was no significant relationship found between dermatological symptoms and magnetic resonance imaging posi-tivity (p=0.188). The patients’ treatment programs were based on either physical therapy (44%), local injection (28%), exercise therapy (16%), or physical therapy and kinesiotherapy (12%). Subjective measures for pain were validated with an average visual analog scale (VAS), and the “Douleur Neuropathique 4” (DN4) questionnaire was used to screen for neuropathic pain. The VAS score of the patients before treatment was 7, and after treatment was 2. The mean DN4 score was 7 before treatment and 2 after treatment.
Conclusion: NP is a rare syndrome of unknown etiology. We aim in this study to analyse NP clinical properties and treatment.

CLINICAL CONCEPTS AND COMMENTARY
7.The Turkish form of psychometric properties of opioids questionnaire
İrem Yılmaz, Neriman Akansel
doi: 10.14744/agri.2021.01033  Pages 117 - 130
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Türkçe karşılığı “Hemşirelerin Opiyoidlere Yönelik Zihinsel Modellerinin Psikometrik Özellikleri” olan İngilizce ölçeğin psikometrik çalışmasını Türkçede yapmaktır.
Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, cerrahi kliniklerde çalışan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 86 hemşirenin katılımıyla ger-çekleştirilen bir geçerlilik çalışmasıdır. Veriler, hemşirelerin demografik özellikleri (10 madde) ile ölçek sorularından oluşan (14 madde) bir form kullanılarak toplandı.
Bulgular: Bu çalışmada, sınıflar arası korelasyon katsayısı (ICC) 0,80 olarak hesaplandı. Maddelerin uygunluğu uzman görüşleri kullanılarak değerlendirildi ve iç tutarlılığı Cronbach alfa değeri dikkate alınarak incelendi. Ölçekte yer alan maddeler için Cron-bach alfa değeri 0,78 ile 0,81 arasında değişmekteydi. Ölçekte yer alan 14 maddenin tamamı için bu değer 0,81 ve güvenilirliği yüksek olarak değerlendirildi. Ölçeğin Türkçe formu, “Hemşirelerin Opiyoid İlaçları Uygulamaya Yönelik Algısı” olarak adlandırıldı.
Sonuç: Hemşirelerin Opiyoid İlaçları Uygulamaya Yönelik Algısı ölçeği, Türk hemşirelerin bu konudaki algılarını belirlemede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçektir.
Objectives: This study was performed to conduct The Psychometric Properties of Nurses’ Mental Models About Opioids Ques-tionnaire in the Turkish Language.
Methods: This was a validation study in which the sample consisted of 86 nurses working in surgical clinics and agreed to participate in the study. Data were collected using the data collection form, examining nurses’ demographic characteristics (10 items) and the questionnaire (14 items).
Results: In this study, the interclass correlation coefficient was calculated as 0.80. Items’ suitability was assessed using the experts’ opinions, and the internal consistency was examined considering the Cronbach’s alpha value. Cronbach’s alpha value ranged from 0.78 to 0.81 for the items in the scale. This value was 0.81 for all 14 items on the scale, and the reliability was found to be high. The questionnaire was entitled “Nurses’ Perception of Administering Opioids”in Turkish, believing that this Turkish title would be suitable.
Conclusion: Nurses’ Perception of Administering Opioids was a valid and reliable tool, and the items represented nurses’ per-ceptions of administering opioids in Turkish nurses.

INTERVENTIONAL TREATMENT
8.The effectiveness of conventional radiofrequency ablation for chronic plantar heel pain due to heel spur
Damla Yürük, İlknur Aykurt Karlıbel, Meliha Kasapoğlu Aksoy
doi: 10.14744/agri.2021.82542  Pages 131 - 138
Amaç: Bu çalışmanın amacı, topuk dikenine bağlı kronik plantar topuk ağrısında Konvansiyonel Radyofrekans Ablasyon (CRF) tedavisinin etkinliğini araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, topuk dikenine bağlı topuk ağrısı olan konservatif tedavilere yanıt vermeyen toplam 20 hasta alındı. Ayağın longitudinal düzleminde topuk dikeninin tepe, üst ve altındaki üç noktaya floroskopi klavuzluğunda CRF uygu-landı. Ağrı şiddeti; görsel analog skala (VAS), basınç ağrı eşiği (PPT); basınç algometre ve fonksiyonel durum; Ayak Fonksiyon İndeksi (FFI) kullanılarak değerlendirildi. Tüm ölçümler işlemden önce ve işlemden sonraki bir, üç ve altıncı aylarda yapıldı.
Bulgular: CRF, 16 (%80) kadın ve 4 (%20) erkek olmak üzere toplam 20 hastaya uygulandı. Ortalama yaşları 51.40±8.10 yıl, ortalama VKİ 33.80±5.47 kg/m2, ortalama semptom süresi 18.30±9.02 aydı ve beş hastada (%25) pes planus mevcuttu. CRF’u takiben birinci, üçüncü ve altıncı ayda VAS skoru, PPT ve FFI ölçümlerinde, CRF öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlendi (p<0,001).
Sonuç: CRF, kronik topuk dikeni ağrısı olan hastalarda ağrı şiddetini azaltmak için, kısa (0-3 ay) ve orta vadede (3-6 ay) güvenli, etkili ve minimal invaziv bir yöntemdir.
Objectives: The purpose of this study was to investigate the effectiveness of conventional radiofrequency (CRF) ablation treatment on chronic plantar heel pain due to heel spur.
Methods: A total of 20 patients with heel spur who did not respond to conservative treatments were recruited for the study. Under fluoroscopy guidance, CRF was performed to three points at the top, above, and below the heel spur in the longitudinal plane of the foot. Pain intensity, the pressure pain threshold (PPT), and functional status were assessed using a visual analog scale (VAS), pressure algometers, and the Foot Function Index (FFI). All measurements were taken before the procedure, as well as 1, 3, and 6 months following the procedure.
Results: CRF was applied to 20 patients – 16 (80%) females and 4 (20%) males. Their mean age was 51.40±8.10 years, the mean body mass index was 33.80±5.47 kg/m2, the mean duration of symptoms was 18.30±9.02 months, and pes planus was present in 5 patients (25%). A statistically significant decrease was observed in VAS score and PPT and FFI measurements at the 1st, 3rd, and 6th month following CRF compared to before CRF (p<0.001).
Conclusion: CRF is an effective, safe, minimally invasive method to reduce pain severity in patients with chronic heel pain due to heel spur in the short (0–3 months) and intermediate term (3–6 months).

CASE REPORTS
9.Spinal transient ischemic attack: Rare and treatable cause of transient weakness with radicular pain
Ferda İlgen Uslu, Hilmi Uysal
doi: 10.14744/agri.2020.68889  Pages 139 - 144
Spinal kordun geçici iskemik atağı (TIA-sc) çok nadir görülür ve ani başlangıçlı felç, duyusal kayıp, sırt ağrısı ile karakterizedir. Akut ağrılı paraplejisi olan ve birkaç saat içinde düzelen semptomları olan bir hastayı sunuyoruz. Literatür taramasında 10 has-ta belirledik. Bunların beşi erkekti, ortalama yaş 53.8 idi. Paraparezi / pleji hepsinde mevcuttu. Sadece iki hastada radiküler ağrı yoktu. Vasküler risk faktörleri beş hastada hipertansiyon, beş hastada sigara ve bir hastada diabetes mellitus idi. TIA dönemi 1 dakika-24 saat arasında değişmekteydi. En yaygın etiyoloji aort diseksiyonu idi (n=6). Dört hastada aort trombozu vardı. Altı hasta tıbbi ve cerrahi yöntemlerle tedavi edildi, diğer dördü sadece tıbbi olarak tedavi edildi. Ağrılı kısa süreli/kalıcı akut spinal sendromlarda spinal kord iskemisi ve aorta hastalıkları akılda tutulmalıdır.
Transient ischemic attack (TIA) of spinal cord (SC) is very rare and characterized by sudden onset of paralysis, sensory loss, back pain. We present a patient with acute painful paraplegia and symptoms resolved within a few hours. We identified 10 patients in literature search. Five of them were male, the mean age of patients was 53.8. Paraparesis/pleji was present in all. Only two patients did not have radicular pain. Vascular risk factors were hypertension in five patients, smoking in five and diabetes mel-litus in one. TIA period ranged from 1 min to 24 h. The most common etiology was aortic dissection (n=6). Four patients had aortic thrombosis. Six patients were treated with medical and surgical methods; other four were treated with only medically. SC ischemia and aortic diseases should be kept in mind in short term/persistent acute spinal syndromes with pain.

10.Osteoid osteoma: A pathology that is confused with ankylosing spondylitis
Sibel Süzen Özbayrak, Mustafa Özbayrak
doi: 10.14744/agri.2019.23281  Pages 145 - 147
Osteoid osteoma, tipik olarak 25 yaşından genç erkeklerde görülen küçük ve benign karakterli osteoblastik bir tümördür. Ver-tebrada nadiren görülmesine karşın gece ağrısının eşlik ettiği bel ağrısı olan gençlerde spondiloartropatilerin ayırıcı tanısında düşünülmelidir. Semptomların azaltılması ve skolyoz gibi yapısal deformitelerin gelişiminin engellenmesi açısından erken tanı önemlidir. Burada, ankilozan spondilit ön tanısıyla takip edilen ancak ileri tanısal görüntüleme yöntemleriyle osteoid osteoma tanısı konulan 28 yaşında bir olgu sunulmaktadır.
Osteoid osteoma is a small and benign osteoblastic tumor seen typically in males aged below 25 years. Although it is rarely seen in the vertebrae, it should be considered in the differential diagnosis of spondyloarthropathies, especially for those which occur in young people, along with back and lumbar pain, which increases during the night. Early diagnosis is essential to alle-viate symptoms and prevent the risk of structural spinal deformities, such as scoliosis. Here, we describe the case of a 28-year-old man with vertebral osteoid osteoma that was misdiagnosed as ankylosing spondylitis and provide a detailed account of the radiological investigations.

11.Erector spinae plane block for a pediatric patient undergoing thoracotomy
Mustafa Duran, Volkan Alparslan, Hadi Ufuk Yörükoğlu, Can Aksu, Alparslan Kuş
doi: 10.14744/agri.2019.59219  Pages 148 - 150
Bu olgu sunumunda, altı yaşındaki kız hastanın kist hidatik operasyonundan sonra postoperatif analjezi için erektör spina plan bloku uygulanması ile ilgili tecrübemizi paylaşmayı amaçladık. Erektör spina plan bloku 2016 yılında Forero tarafın-dan tanımlanmış yeni bir interfasiyal bloktur. Pek çok farklı endikasyonda etkin şekilde kullanılabileceği bildirilmiştir. Ultra-son kılavuzluğunda yapılan erektör spina plan bloku torakotomi sonrasında postoperatif analjezi amaçlı uygulanabilecek bir yöntemdir.
We aimed to share our experience with erector spina plan block for postoperative analgesia after hydatid cyst operation in a six-year-old girl. Erector spina plan block is a new interfasial block defined by Forero in 2016. It has been reported that it can be used effectively in many different indications. Ultrasound guided erector spina plan block is a method that can be applied for postoperative analgesia after thoracotomy.

LETTER TO THE EDITOR
12.Orphan muscle of elbow pain: A cite to anconeus’ myofascial trigger point
Fatih Bağcıer, Ozan Volkan Yurdakul, Erkan Özduran
doi: 10.14744/agri.2021.54514  Pages 151 - 152
Abstract | Full Text PDF

13.Ultrasound-guided multisite transversus abdominis plane block for the treatment of scar-caused neuropathic pain in a child
Coşkun Araz, Zeynep Kayhan, Tuğba Acer Demir
doi: 10.14744/agri.2021.69926  Pages 153 - 154
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2022 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.