ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 32  Issue: 3  Year: 2020
 

Attention: These articles have been accepted for publication; however, this list does not indicate the order in which articles will be published. As new articles are accepted, the order displayed here will change.

Ağrı: 27 (4)
Volume: 27  Issue: 4 - 2015
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.Effects of Combined Epidural Analgesia with Total Intravenous Anesthesia on Risky Patients Underwent Major Abdominal Surgery
Tülin Akarsu Ayazoğlu, Aynur Özensoy, Fatih Doğu Geyik, Muhittin Çalım, Uğur Duman, Mehmet Akif Candan
PMID: 26860490  doi: 10.5505/agri.2015.09609  Pages 171 - 180
Özet
Giriş: Bu çalışmanın amacı; farklı klinik parametreler üzerinde sadece total intravenöz anestezi ve total intravenöz anestezi ile kombine epidural analjezinin etkilerini araştırmaktır.
Metod: Bu prospektif, çift kör, randomize çalışmaya major abdominal cerrahi geçirecek yüksek riskli 60 hasta dahil edildi. Anestezi indüksiyonu; IV remifentanil 0.5 mg/kg ve 40 ile 50 arasında bispectral index elde edilecek halde titre edilmiş propofol ile yapıldı. Entübasyon sonrası; Grup E için 0.1% bupivkain and 2 µg/ml fentanil infüzyon hızı 0. 15 ml/kg/h olacak şekilde epidural kataterden başlandı. Grup C’ ye ise aynı hızda serum salin infüzyonu başlandı.
Sonuçlar: Intraoperatif ortalama arter basınçları Grup E de Grup C’ye oranla düşük bulundu (p<0.05). Ekstübasyon süresi, göz açma ve sözel cevap süresi Grup E de Grup C’ye oranla düşük bulundu (p<0.05). Total anestezik ilaç tüketimi Grup C de Grup E’ye gore daha yüksek bulundu (p<0.05).
Tartışma: Düşük doz remifentanil ve propfol kullanımının klinik parametreler üzerine olumlu etkilerine dayanarak; bispektral indeks klavuzluğunda kombine epidural analjezi ve total intravenöz anestezinin tek başına total intravenöz anesteziye oranla daha üstün olduğunu öne sürmekteyiz.
Background and Objectives: The aim of this study is to investigate the effects of combined epidural analgesia with total intravenous anaesthesia and only total intravenous anaesthesia on the different clinical parameters.
Methods: Sixty high risk patients undergoing a major abdominal surgical procedure were included in this prospective, double blind, randomized study. Induction of anaesthesia was performed with IV remifentanil 0.5µg/kg and propofol titrated to achieve bispectral index score between 40 and 50. After intubation; in Group E, 0.1% bupivacaine and 2 µg/mL fentanyl were administered by an infusion rate at 0. 15 ml/kg/h via the epidural catheter and Group C received epidural normal saline as same infusion rate.
Results: In group E, intraoperative MAP values were significantly lower than those in group C (p<0.05). Time of extubation, time of eye opening with audible warning and time of verbal response was significantly lower in group E than those in group C. Total anaesthetic drug consumption was significantly higher in group C than those in group E (p <0.05).
Conclusions: Based on lower requirements for propofol and remifentanil as well as the favourable effects on clinical parameters; we conclude that bispectral index score guided combined epidural with total intravenous anaesthesia is superior to solely total intravenous anaesthesia in this type of surgery.

2.The Effects of Fatigue and Pain on Daily Life Activities in Systemic Lupus Erythematosus
Filiz Özel, Gülümser Argon
PMID: 26860491  doi: 10.5505/agri.2015.38278  Pages 181 - 189
Amaç: Bu araştırma, Sistemik Lupus Eritematozus’lu hastalarda oluşan ağrı ve yorgunluğun günlük yaşam aktivitelerine etkisini belirlemek amacıyla planlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 30 Eylül 2009 -15 Mayıs 2010 tarihleri arasında bir üniversite hastanesi ve iki ilçe hastanesi dahiliye polikliniklerine başvuran Sistemik Lupus Eritematozus hastaları oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından Yorgunluk Şiddeti Ölçeği, Katz’in Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Lawton ve Brody’nin Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, McGill Ağrı Ölçeği ile toplanmıştır.
Bulgular: Araştırmada Yorgunluk Şiddeti Ölçeği puan ortalaması 6,0 (yorgun); Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi puan ortalaması 18,0 (bağımsız); Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi puan ortalaması 24,0 (bağımsız); McGill Ağrı Ölçeği’ne göre sorulan andaki ağrı puan ortalaması 1,56 (rahatsız edici) olarak saptanmıştır. Yorgunluk Şiddeti Ölçeği ile Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeks puanları arasında düşük düzeyde negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yorgunluk Şiddeti Ölçek puanı arttıkça Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeks puanı azalmaktadır (p<0,05, r=-0,298). Yorgunluk ile Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeks puanları arasında düşük düzeyde negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Yorgunluk Şiddeti Ölçek puanı arttıkça Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeks puanı azalmaktadır (p<0,05,r=-0,354). Yorgunluk Şiddeti Ölçeği ile Ağrı Ölçeği puanları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Yorgunluk Şiddeti Ölçek puanı arttıkça ağrı şiddeti puanı da artmaktadır (p<0,05,r=0,478).
Sonuç: Bu araştırma ağrı ve yorgunluğun Sistemik Lupus Eritematozus’lu hastaların günlük yaşam aktivitelerine etki ettiğini göstermiştir. Bu araştırmanın daha büyük örneklemlerde tekrarlanması önerilir.
Objective: The aim of this study was to determine the effects of pain and fatigue on daily life activities of Systemic Lupus Erythematosus patients.
Methods: The study sample included 74 Systemic Lupus Erythematosus patients who presented to outpatient departments of a university hospital and two local hospitals between 30.9.2009 and 15.5.2010. Data was collected using the Fatigue Severity Scale, Katz’s Activity's Daily Living Index, Lawton and Brody’s Instrumental Activities of Daily Living, and the McGill Pain Questionnaire.
Results: The mean scores were 6.0 (fatigue) on the Fatigue Severity Scale, 18.0 (independent) on the Daily Life Activities Index, 24.0 (independent) on the Instrumental Daily Life Activities Index, and 1.56 (discomforting) on the McGill Pain Scale for pain felt at the moment of questioning. A low-level negative relationship was observed between the scores on the Fatigue Severity Scale and the Daily Life Activities Index (p<0.05, r = -0.298), and between Fatigue and Instrumental Daily Life Activities scores (p<0.05, r = -0.354). A medium-level positive relationship was observed between the scores on the Fatigue Severity Scale and the McGill Pain Scale (p<0.05, r = 0.478).
Conclusion: This study determined that pain and fatigue affected the daily lives of Systemic Lupus Erythematosus patients. The study should be repeated on a larger sample.

3.Efficacy of conventional ultrasound therapy on myofascial pain syndrome: A placebo controllled study
Gülis Kavadar, Nil Çağlar, Şeyma Özen, Şule Tütün, Demet Demircioğlu
PMID: 26860492  doi: 10.5505/agri.2015.48569  Pages 190 - 196
Amaç: Miyofasiyal ağrı sendromu(MFAS), çizgili kas içinde tetik noktalar ile karakterize bir kompleks ağrı sendromudur. Çalışmamızda, fizik tedavide kullanılan temel cihazlardan biri olan ultrasonun (US) tetik nokta tedavisindeki etkinliğini araştırmak amaçlandı.

Materyal ve Metod: Trapez kası üst liflerinde saptanan tetik noktalara bağlı MFAS tanısı konulan 59 hasta (49 kadın, 10 erkek) randomize olarak tedavi (n=30) ve kontrol grubu (n= 29) olarak iki gruba ayrıldı. Tedavi grubuna 15 gün boyunca, günde bir kez 6 dakika süreyle 1.5 Watt/cm2 dozunda, 1 MHz devamlı konvansiyonel US tedavisi, kontrol grubuna ise aynı sürede plasebo US tedavisi uygulandı. Tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedaviden üç ay sonra vizüel analog skala ile olguların istirahat ve aktivite sırasındaki ağrı düzeyi, sıfır-beş skalası ile tetik nokta hassasiyeti, algometre ile tetik nokta üzerindeki basınç ağrı eşiği ve Beck depresyon ölçeği ile depresyon düzeyleri, tedavi grubunu bilmeyen bir klinisyen tarafından değerlendirildi.

Bulgular: Olguların yaş ortalaması tedavi grubunda 37.43±9.07, kontrol grubunda 35.83± 5.68 idi. Tedavi öncesi değerlerle karşılaştırıldığında, tedaviden sonra ve üç ay sonraki kontrollerde her iki grupta da ağrı yakınmaları, tetik nokta hassasiyeti ve depresyon düzeyinde anlamlı bir azalma (p < 0,01), basınç ağrı eşiğinde anlamlı artış (p<0,01) saptanmakla birlikte, grupların birbiriyle karşılaştırılmasında ağrı, tetik nokta hassasiyeti ve depresyon düzeyindeki azalma ile basınç ağrı eşiğindeki artışın tedavi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü (p<0,001).

Sonuç: Sonuçlarımız, ultrason tedavisinin miyofasiyal ağrı sendromlu olguların tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir.
Objectives: Myofascial pain syndrome (MPS) is a complex pain syndrome characterized with trigger points (TP) in skeletal muscles. We aimed to assess the efficacy of ultrasound (US) therapy, which is one of the main devices used in physical rehabilitation, for the treatment of TP in MPS.
Materials and Methods: 59 patients (49 females, 10 males) with active TP on the upper trapezius fibers were randomized into the treatment (n=30) and the control groups (n= 29). The treatment group received conventional US therapy for 6 minutes, on 1,5 Watt/cm2 dose with 1 MHz frequency for 15 days whereas a placebo US therapy was administered to the control group. Prior to the treatment, immediately and 3 months later pain severity during rest and physical activity was assessed with visual analog scale (VAS), TP tenderness was measured with 0-5 scale, pressure pain threshold (PPT) was analyzed with algometer and the depression level was evaluated with Beck’s depression questionnaire (BDP) by a clinician blinded to the groups.
Results: The mean age of the patients were 37.43±9.07 and 35.83± 5.68 years, in the treatment and control groups, respectively. Compared to the pre-treatment values VAS, 0-5 scale and BDP scores decreased (p < 0.01) along with an increase in PPT (p < 0.01) in both groups at the follow-up visits. 0-5 scales and BDP scores were significantly lower and PPT was significantly higher in the treatment group, compared to the control group (p<0.001).Our results revealed that US treatment is effective on MPS.

4.Pain Evaluation In Patients With Chronical Renal Failure Undergoing Hemodialysis
Sümeyra Yeşil, Bilge Karslı, Nurten Kayacan, Gültekin Süleymanlar, Fevzi Ersoy
PMID: 26860493  doi: 10.5505/agri.2015.44712  Pages 197 - 204
Amaç: Kronik böbrek yetmezliğinin tedavisinde, hemodiyaliz yaşamsal öneme sahip bir tedavidir. Ağrı ise, kronik böbrek hastalığının her evresinde sık görülen ve klinik tablonun bir parçası olan yakınmadır. Çalışmamızda, hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastalarda ağrıyı ve ağrı nedenlerini araştırmayı ve ağrı tedavisi ile ilgili uygulamaların yeterliliğini saptamayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Hemodiyaliz tedavisi uygulanan 18-60 yaş tüm hastalar çalışmaya dahil edildiler. Ağrı değerlendirmesi, Algoloji Ağrı Değerlendirme Formu ile yapıldı. LANSS kullanılarak nöropatik ağrı semptom ve bulguları değerlendirildi.
Bulgular: 70 hemodiyaliz hastasının 53 tanesinde (%75.7) ağrı yakınmasının olduğu tespit edildi. Ağrı, başağrısı (31 hasta, %58.5), alt ekstremite ağrısı (21 hasta, %39.6) ve kramp şeklinde kasılmalara bağlı ağrılar (28 hasta, %52.8 ) olarak kaydedildi. Hastaların 81.4’ünün günlük işlerini yapabildiğini, ağrının günlük yaşam aktivitesini belirgin olarak değiştirmediğini belirledik. Çalışmada LANSS ≥ 12 puan olan 37 hasta (%71.8) vardı. Çalışmaya dahil ettiğimiz hastalar “Ağrı için tedavi uygulandı mı?” sorusuna, %58.5 (31 hasta) HAYIR, %41.%’i (22 hasta) ise EVET cevabı vermiştir. Bununla birlikte hastaların %54.7 ‘sinin (29 hasta) ağrı için ilaç KULLANDIĞI, %45.3’nün (24 hasta) ise ağrı yakınması için ilaç KULLANMADIĞI belirlenmiştir.
Sonuç: Böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı olan hasta gruplarında, ağrının sorgulanması, değerlendirilmesi ve ağrı tedavisinin de kronik böbrek yetmezliği tedavisi ile birlikte yapılarak hastaların ağrısız yaşamalarının sağlanması gerektiği görüşündeyiz.
Objective: Hemodialysis is a vital therapy in treatment of chronical renal failure. Pain is a complaint seen at every stage of chronical renal failure and is a part of clinical status. We aimed to investigate pain and its causes and the sufficiency of pain treatment in use.
Methods: Patients aged 18 – 60 undergoing hemodialysis were included in this study. Pain evolution was obtained by form of Algology. Neuropathic pain symptoms and signs were evaluated by using LANNS.
Results: 53 patients undergoing hemodialysis (75.7%) complained of pain. The types of pain were recorded to be headache (31 patients, 58.5%), lower extremity pain (21 patients, 39.6%) and pain due to cramps (28 patients, 52.8%). We saw that 81.4% of our patients were capable of doing on their own and that the pain did not affect daily activities of our patients. There were 37 patients (71.8%) who had LANSS score ≥ 12. Patients included in this study answered the question “Did you get any treatment for this pain?” as NO in 58.5% (31 patients) and as YES in 41% (21 patients). Nevertheless, 29 patients (54.7%) stated that they used drugs because of the pain and 24 patients (45.3%) stated that they haven’t used any drugs for pain management.
Conclusion: The patients with chronical diseases like chronical renal failure, we believe that pain should be interrogated and assessed and along with the treatment of chronical renal failure, patients should be treated for pain and a pain-free life must be provided to these group of patients.

5.The donor site pain assessment of the Patients who were reconstructed Split-Thickness Graft
Emine Yüksel Delice, Bahire Ulus
PMID: 26860494  doi: 10.5505/agri.2015.04695  Pages 205 - 209
Amaç: Bu çalışmada doku defekti nedeniyle, kısmi kalınlıkta deri grefti (KKDG) uygulanan hastalarda donör alanı ağrı şiddeti incelendi.
Gereç ve Yöntem: Bu tanımlayıcı çalışma İstanbul’da bir kamu hastanesinin, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniğinde gerçekleştirildi. Örneklem seçimi yapılmadı, 2013 yılında KKDG yapılmış olguların tümü (31) ile çalışıldı. Veri toplama aracı olarak, Hasta Bilgi Formu ve Görsel Ağrı Değerlendirme Ölçeği (VAS) kullanıldı. Verilerin analizinde, yüzdelik, ortalama, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U kullanıldı. Bulgular: Hastaların %38.71 kadın, %61.29 u erkekti. Greftleme uygulamasının en çok alt ekstremite bölgesinde yapıldığı, %61'inin bireysel fonksiyonlarını bağımsız gerçekleştirebildiği, ayrıca; yarı bağımlı olan hastaların ağrı şiddetinin, bağımsız olan hastalardan daha fazla olduğu saptandı. Donör alanı genişledikçe ağrı şiddetinin arttığı gözlendi. Hastaların %64,52’sinde greft donör alanı 10 cm² den daha genişti, Alt ekstremitede KKDG ile onarım yapılan hastaların postoperatif ağrı şiddetinin, üst ekstremite alanında onarım yapılan hastalardan daha yüksek olduğu gözlendi.
Sonuç: KKDG ile onarım yapılan hastaların donör alanı ağrı şiddetinin ameliyat sonrası birinci gün en yüksek, altıncı gün en düşük olduğu gözlendi. Sonuç olarak donör alanı ağrı değerlendirilmesinin özellikle ameliyat sonrası birinci günde hemşireler tarafından mutlaka yapılması gerektiği sonucuna varıldı.
Objective: İn this study we examined the donor site pain intensity of the patients who were reconstructed by split thickness skin graft (STSG) due to tissue defect.
Methods: This descriptive study was performed in a Plastic and Reconstructive Surgery Clinic of a State Hospital in Istanbul. Sampling selection wasn’t made, all (31) cases were studied with STSG in 2013. As data collection forms, we used Patient Information Form and Visual Analog Scale (VAS). In the analysis of the data percentage, Kruskal-Wallis and Mann-Whitney-U tests were used.
Results: 38.71% of the patients were female and 61.29% were male. It was determined that grafting application was mostly made in the lower extremity and 61% of the patients were able to perform individual functions independently. It was observed that pain intensity increased as the donor area expanded. It was also determined that semi-dependent patients’ pain intensity was higher than independent patients’. In 64.52% of the patients graft donor area was wider than 10cm². The postoperative pain intensity of the patients who were reconstructed by STSG in the lower extremity was higher than patients who were reconstructed by STSG in the upper extremity area.
Conclusion: It was observed that the donor area pain intensity of patients was the most severe on the first day after surgery and the least severe on the sixth day after surgery. In conclusion, the pain evaluation of the donor area has to be assessed by the nurse on the first day after surgery.

CASE REPORTS
6.Analgesic Efficacy Of Transversus Abdominis Plane Block In Neonates And Early Infants For Colostomy And Reversal Of Colostomy
Chee Kean Chen, Shu Ching Teo, Vui Eng Phui, Mat Ariffin Saman
PMID: 26860495  doi: 10.5505/agri.2015.66487  Pages 210 - 214
The application of ultrasound-guided transversus abdominis plane (TAP) block in paediatric population is gaining popularity among anaesthetists. We present a case series of ultrasound-guided TAP block in ten neonate and infants undergoing colostomy and reversal of stoma. Classical TAP as described by Hebbard was carried out and a maximum dosage of 1ml/kg of 0.25% levobupivacaine was injected. Pain score was assessed using Neonatal Infant Pain Scale for 24 hours. In all patients, the block was successful with minimal hemodynamic changes intraoperatively and no additional systemic analgesia was needed intraoperative and immediate postoperatively. Ultrasound-guided TAP block has an important role in providing safe and effective analgesia for colostomy creation and reversal of stoma surgeries in paediatric population.

7.The Application Of Epidural anesthesıa in Pregnant Woman With Uncorrected Tetralogy Of Fallot: A Case report
Filiz Alkaya Solmaz, Handan Cuhruk
PMID: 26860496  doi: 10.5505/agri.2015.81994  Pages 215 - 218
Fallot tetralojisi en sık görülen siyanotik konjenital kalp hastalığıdır. Bu hastalarda doğum sonrası meydana gelen ani hemodinamik değişiklikler ciddi, yaşamı tehdit eden multiorgan komplikasyonlarına yol açar. Bu yüzden anestezi seçimi zordur. 33 haftalık düzeltilmemiş fallot tetralojili gebe sezeryan operasyonuna alındı. Sorunsuz bir şekilde epidural anestezi uygulandı. Hastanın vital bulguları ve genel durumu stabil seyretti ve postoperatif yoğun bakımda 4 gün takipten sonra kadın doğum servisine devredildi. Fallot tetralojili gebe hastada epidural anestezi uygulamasında bölünmüş ve artan dozlarda levobupivakain uygulamasının güvenli olduğu kanısındayız. Bununla birlikte, bizim bu verilerimiz klinik uygulama miktarının artırılması ile daha da güçleneceği kanısındayız.
Tetralogy of Fallot is the most common cyanotic congenital cardiac disease. The hemodynamic changes which are present immediately after abdominal delivery may be resulted with serious, life-threatening multiorgan complications. Therefore the choice of anesthesia is very difficult. We describe the case of pregnant, 33 weeks gestation, with uncorrected tetralogy of Fallot who underwent caesarian section. The epidural anesthesia was performed uneventfully. After having stabile vital signs and a good general condition patient was followed up at the intensive care unit for 4 days. She was transferred to the obstetric service. We think that application of epidural anaesthesia with fragmented and increasing doses of slow levobupivacain in pregnant women with tetralogy of Fallot is safe. Nonetheless, this data of ours will grow stronger with the increase of the clinical application amount.
Keys words: Caesarean section, tetrology of Fallot, epidural anaesthesia

8.Painful Ophthalmoplegia: A Case Report And Literature Review
Ferda İlgen Uslu, Mustafa Özkan
PMID: 26860497  doi: 10.5505/agri.2015.67699  Pages 219 - 223
Giriş: ağrılı oftalmopleji periorbital veya hemikranyal başa ağrısı ile beraber ipsilateral okular motor sinir parezileri ile karakterizedir ve birçok değişik etiyoloji sonucu oluşabilir. Tolosa Hunt Sendromu (THS) ağrılı oftalmopatiye neden olabilen, kavernöz sinus, superior orbital fissur ve orbat apeksinin nonspesifik inflamasyonu sonucu oluşan nadir bir hastalıktır.
Olgu sunumu: Burada sol göz ağrısı ve diplopi ile başvuran 45 yaşında kadın hasta sunulmuştur. Muayenesinde periorbital ödem ve sol palpebral semiptoz, sol parsiyel 3. kranyal sinir felci, 4., 6. felci ve 5. sinir oftalmik ve maksiller divizyon alanında hiposetezi saptandı. Kan analizi, postkontrast kranyal ve orbital magnetik resonans görüntülemesi ve BOS incelemesinde patoloji saptanmadı. Klinik tanısı 'THS' kriterlerini dolduruyordu. Steroid tedavisi sonrası semptom ve bulguları tamamen düzeldi.
Tratışma: Ağrılı oftalmopleji THS gibi inflamatuar durumlar ile birlikte olabilir ve bu durumda steroid tedavisine tam aynıtlıdır. fakat mutlaka iyi bir ayırıcı tanı yapılmalıdır. THS tanısı nadiren kullanılması gereken bir tanıdır.
Introduction: Painful ophthalmoplegia consists of periorbital or hemicranial pain with ipsilateral ocular motor nerve palsies. There are many etiologies of painful ophthalmoplegia. Tolosa-Hunt syndrome (THS) is an uncommon disease caused by non-specific inflammation of the cavernous sinus, superior orbital fissure and the apex of the orbit. Case presentation: A 45-year-old female reported episodes of reversible left eye pain and diplopia. Examination showed periorbital oedema and left palpebral semiptosis, paresis of the partial left third nerve palsy with normal pupillary reactions, fourth and sixth left cranial nerves, and hypoesthesia over the first and second division of the left trigeminal nerve. Blood analysis, postcontrast cranial and orbital magnetic resonance (MR) imaging, cranial MR angiography and CSF analysis demonstrated no abnormalities. The clinical diagnosis satisfies the criteria for " Tolosa-Hunt syndrome ". After steroid therapy her symptoms and clinical signs dramatically reverses. Conclusion: Painful ophthalmoplegia with inflammatory conditions such as Tolosa Hunt syndrome is highly responsive to corticosteroids but should be diagnoses of exclusion. The THS diagnosis should be used rarely and with great caution.

LETTER TO THE EDITOR
9.An Overlooked Clinical Entity: Notalgia Paresthetica
Ömer Faruk Elmas, Okan Kızılyel, Mahmut Sami Metin, Mustafa Atasoy, Selin Merih Urlu, Kutsi Tuncer
PMID: 26860498  doi: 10.5505/agri.2015.23540  Pages 224 - 225
Gözden Kaçan Bir Antite: Notaljia Parestetika
An Overlooked Clinical Entity: Notalgia Paresthetica



   
Copyright © 2020 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.