ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 2  Year: 2020
  Ağrı: 33 (2)
Volume: 33  Issue: 2 - 2021
Hide Abstracts | << Back
CLINICAL CONCEPTS AND COMMENTARY
1.Top 100 cited articles on fibromyalgia syndrome: A bibliometric and altmetric analyses study
Fatih Bağcıer, Elem Inal Yorulmaz, Hanife Çağlar Yağcı
doi: 10.14744/agri.2021.53189  Pages 53 - 63
Amaç: Fibromiyalji sendromu küresel bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı atıf yapılan top 100 makaleyi analiz etmektir.
Gereç ve Yöntem: Fibromyalji kelimesi kullanılarak, Web of Science’de 1990 ve 2020 yılları arasında en çok atıf alan top 100 makale belirlendi. Bibliyometrik analiz için makale başlığı, yazar sayıları ve isimleri, atıf indeksi, dergilerin isimleri, etki faktörleri, makalelerin türleri ve fon kaynkaları belirlendi. Otomatik olarak hesap yapan bir yazılımla altmetrik skor kaydedildi.
Bulgular: Top 100 listesinde total atıf sayısı 203 ile 6254 arasındaydı. Makalelerin büyük çoğunluğu Arthritis and Rheumatism (n=24) ve Pain (n=15) dergilerinde yayınlanmıştı. En çok makale üreten ülke Amerika idi ve en çok atıf alan yazar Russel IJ idi. Vaka-Kontrollu çalışmalar top 100 makalelerin büyük kısmını oluşturuyordu (n=36). Klasifikasyon kriterleri, diagnostik kriterler ile ilgili çalışmalar ve epidemiyolojik çalışmalar en çok atıf alan makalelerde ön plana çıkan konulardı. Altmetrik skor yönüyle özellikle egzersiz konusu olmak üzere tedaviye yönelik çalışmalar ön plandaydı.
Sonuç: Bu çalışma, bilim dünyasının ve sosyal medya platformlarının fibromiyalji konusunda en çok atıfta bulunulan makalelere gösterdiği ilgi düzeyine bir bakış sunmaktadır. Ülkeler arasında etkileşimler sunan, daha geniş veri tabanları kullanan ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Objectives: Fibromyalgia syndrome is a global health problem. The aim of this study was to analyze the top 100 cited articles.
Methods: Web of Science database was scanned for the period between 1990 and 2020 using the search term, “fibromyalgia,” and the 100 most cited articles were determined. For the bibliometric analysis, a record was made of the article title, year of publication, number of authors and names, number of citations, citation index, name of the journal in which it was published, impact factor, type of article, and source of funding. The altmetric attention score was recorded from the automatic software calculation.
Results: The total number of citations of the articles in the top 100 list varied between 203 and 6254. The majority of articles were published in arthritis and rheumatism (n=24) and pain (n=15) journals. The country producing the most articles was the US and the most cited author was Russel IJ. Case–controlled studies constituted the largest part of the top 100 (n=36). When the number of citations was examined, studies evaluating classification criteria, diagnostic criteria, and epidemiologic study were at the forefront. In terms of altmetric attention score, treatment studies, especially exercise, were in the first orders.
Conclusion: This study presents a view on the subject of the level of interest shown by the scientific world and on social platforms to the most cited articles on the subject of fibromyalgia. There is a need for further studies which would use more wide-scale databases and offer interactions between countries.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.A mixed method evaluation of cognitive-behavioral group psychotherapy-based relaxation in patients diagnosed with fibromyalgia syndrome
Ayla Hocaoğlu Uzunkaya, Esin Temeloğlu Şen
doi: 10.14744/agri.2020.02259  Pages 64 - 83
Amaç: Fibromiyalji sendromunun (FMS) klinik özellikleri nedeniyle multidisipliner tedavilere yönelik vurgu gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, FMS hastalarında gevşeme odaklı bilişsel davranışçı grup psikoterapisinin etkinliğinin sınanmasıdır. Müdahale sonunda hastaların ağrı yönetimlerinin, işlevsel baş etme stratejilerinin, özetkinliklerinin ve psikolojik iyilik hallerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca gevşeme egzersizi, motivasyonel ve tamamlayıcı bir teknik olarak kullanılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, FMS tanısı almış ve grup psikoterapi sürecini yürütebilecek özelliklere sahip 25 kadınla yürütülmüştür. Ancak çalışmanın son testlerinin alındığı sekizinci seansa, 17 kişi katıldığından analizler bu kişilerin verileriyle yapılmıştır. Çalışmanın veri toplama ve analiz sürecinde, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemlerini içeren karma yöntem kullanılmıştır. Nitel veriler, seanslarda gözlemciler tarafından tutulan yazılı kayıtlar ve terapistlerin gözlemleri aracılığıyla elde edilmiştir. Nicel verilerin toplanmasında, Sosyodemografik ve Klinik Bilgi Formu, Görsel Analog Skalası, Hasta Sağlık Ölçeği-Somatik Anksiyete ve Depresyon Semptomları, Ağrı Özetkinlik Ölçeği-2 ve Ağrıyla Başetme Envanteri kullanılmıştır. Görüşme içeriklerinin nitel analizinde, Tematik Analiz yöntemlerinden faydalanılmıştır. Ölçeklerden elde edilen verilerin analizi ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile gerçekleştirilmiştir.
Bulgular: Nicel analiz bulguları, müdahale sonrasında sonuç değişkenlerin çoğunluğunda gelişim kaydedilmesine rağmen bu gelişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığını göstermektedir. Nitel analiz sonuçlarına göre grup terapi süreci “ağrı ile ilişkili sorunlar”, “duygusal ve sosyal sorunlar” ve “grup terapi sürecine uyum” olarak ele alınmıştır. Katılımcıların temaların alt kodlarında gelişme kaydettikleri görülmüştür.
Sonuç: Sonuçlar, müdahalenin etkinliğinin gösterilmesinde nicel ve nitel desenlerin bir arada kullanılmasının önemine işaret etmektedir. Gelecek çalışmalarda, müdahalenin daha geniş örneklemde sınanmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Objectives: The main purpose of this study is to examine the effectiveness of relaxation-oriented cognitive-behavioral group psychotherapy in FMS patients. It was aimed to improve the pain management, functional coping strategies, self-efficacy, and psychological well-being of the patients at the end of the intervention. Furthermore, relaxation exercise was used as a motivational and complementary technique.
Methods: The study was conducted with 25 women who were diagnosed with FMS and had the characteristics to carry out the group psychotherapy process. Mixed method including both quantitative and qualitative research methods was used in the data collection and analysis process of the study. Qualitative data were obtained through written records kept by the observers in the sessions and the observations of the therapists. In collecting quantitative data, Sociodemographic and Clinical Information Form, Visual Analog Scale, Patient Health Questionnaire-Somatic Anxiety and Depression Symptoms, Pain Self-Efficacy Questionaire-2, and Pain Coping Inventory were used. Thematic Analysis methods were used in the qualitative analysis of the interview contents. The analysis of the data obtained from the scales was carried out with the Wilcoxon Signed-Ranks Test.
Results: According to the qualitative analysis results, the group therapy process was considered three themes as “pain related problems,” “emotional and social problems,” and “adherence with the group therapy process.” It was seen that the participants made improvements in the subcodes of the themes.
Conclusion: Results indicate the importance of using quantitative and qualitative patterns together in demonstrating the effectiveness of the intervention.

3.Intravascular escape during lumbar transforaminal anterior epidural steroid injection: A retrospective study
Sinem Sarı, Saliha Yeter Amasyalı, Mehmet Emre Yılmaz, Yasemin Turan, Ali Yılmaz, Ali Akyol, Ömer Faruk Kutsi Köseoğlu, Osman Nuri Aydın
doi: 10.14744/agri.2020.54280  Pages 84 - 88
Amaç: Üç boyutlu anjiyografi (3BA) ve floroskopi ile yapılan lomber transforaminal anterior epidural steroid enjeksiyonu (TAESI) sırasında istenmeyen intravasküler enjeksiyonun gösterilmesi.
Gereç ve Yöntem: Ocak 2016 ile Eylül 2016 tarihleri arasında 20 (9 erkek, 11 kadın) hastaya (toplam 40 seviye) lomber dördüncü intervertebral seviyeden bilateral transforaminal anterior epidural steroid enjeksiyonu (TAESI) işlemi yapıldı. TAESI işlemi sırasında eş zamanlı olarak çekilen, 3BA ve fluroskopi görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların ortalama yaş ve vücut kitle indeksi sırasıyla 47.9±2.72 yıl ve 26.95±1.21 idi. Hastaların onunda lomber disk hernisi, yedisinde spinal dar kanal,ve üçünde başarısız bel cerrahisi sendromuna bağlı şikayetleri vardı. Yedi seviyede (%17.5), floroskopik görüntülemede vasküler kaçış görülmemesine rağmen, 3BA görüntülemede vasküler kaçış saptandı.
Sonuç: Kronik lomber radikulopati hastalarinda floroskopi eşliginde uygulanan TAESI işlemi sirasinda farkedilemeyebilen intravaskuler kaçışlar olabilmektedir. TAESI işlemi sırasında intravasküler enjeksiyonlardan kaçinmak icin 3BA gibi daha ayrıntılı sonuçlar verebilen farklı görüntüleme yöntemlerinin kullanılması uygun olabilir.
Objectives: Demonstrate of accidental intravascular injection during lumbar transforaminal anterior epidural steroid injection (TAESI) performed with three-dimensional imaging angiography (3DIA) and fluoroscopy.
Methods: We assessed 20 (9 males and 11 females) patients (with a total of 40 levels) whose images were received with simultaneously 3DIA and fluoroscopy-guided TAESI between January 2016 and September 2016 as retrospective. Injections were carried out in the lumbar fourth intervertebral space bilaterally and performed in the same way all of the cases.
Results: The mean age and body mass index of the patients were 47.9±2.72 years and 26.95±1.21, respectively. There were 10 patients with disc herniation, seven patients with spinal stenosis, and three patients with failed back surgery syndrome. In 3D imaging, vascular escape was detected in the 7 levels (17.5%) which were thought to be no escape in the fluoroscopy imaging.
Conclusion: In chronic lumbar radiculopathy patients, intravascular escapes may occur during the fluoroscopic TAESI procedure. To avoid intravascular injections during TAESI procedure, it may be appropriate to use different imaging methods that can give more detailed results such as 3D angiography.

4.Post-operative pain management for single-level lumbar disc herniation surgery: A comparison of betamethasone, ibuprofen, and pregabalin
Emre Bilgin, Ali İhsan Ökten
doi: 10.14744/agri.2020.82335  Pages 89 - 95
Amaç: Tek seviyeli lomber disk hernilerinde cerrahi sonrası ağrı kontrolünde pregabalin, betametazon ve ibuprofenin etkinliklerini karşılaştırmak amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Randomize prospektif çalışmada 60 hasta 20’şer kişilik üç gruba (1. grup pregabalin, 2. grup ibuprofen ve 3. grup betametazon) ayrıldı. Cerrahi öncesi bel-bacak ağrıları vizüel analog skala (VAS) ve Oswestry skaları ile değerlendirilen hastalara cerrahi sırasında 100 mili gram tramodol hidroklorür verildi. Cerrahiden sonra ilk 24 saat, 1. hafta ve 1. ay bel-bacak ağrı değerlendirmesi vizüel analog skalası ve 1.ayda Oswestry skalası tekrarlanarak, uygulanan ilaçların etkinlikleri kıyaslandı.
Bulgular: Preoperatif ve postoperatif bel ağrısı değerlendirmede VAS değerlerinde tüm ilaç gruplarında 1. hafta ile 1. ay sonuçları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bunun yanısıra bacak ağrısı vizüel analog skala değerlerinde bütün ilaç grupları zamana bağlı olarak azalış gösterirken, pregabalin dışında postop 1. hafta ve 1. ay düzeyleri arasında anlamlı bir fark saptanmamış, pregabalinin erken dönemde etkisi diğer iki ilaçdan daha az bulunmuştur. Postoperatif Oswestry düzeyleri ile preoperatif Oswestry değerleri karşılaştırıldığında tüm ilaç gruplarında anlamlı bir azalış gözlenmiştir.
Sonuç: Tek seviyeli lomber disk hernilerine uygulanan cerrahi sonrasında her üç grupta 1. ayın sonunda birbirine yakın postoperatif analjezi sağlansada; cerrahi sonrası ilk 24 saat ve 1. ayda betametazonun bel-bacak ağrı değerlendirmesindeki vizüel analog skala değerlerindeki düşüş daha anlamlı bulunmuştur.
Objectives: The aim of this study was to compare the effects of pregabalin, betamethasone, and ibuprofen on post-operative pain management in patients with single-level lumbar disc herniation surgery.
Methods: The present study was a randomized prospective study conducted at a tertiary university hospital. Sixty patients were equally divided into three groups based on whether they were treated with pregabalin (Group 1), ibuprofen (Group 2), and betamethasone (Group 3). Patients whose pre-operative back and leg pain was evaluated using a visual analog scale (VAS) and the Oswestry scale were administered 100 mg tramadol hydrochloride during surgery. The treatment efficiency was compared by assessing post-operative VAS scores at 24 h, 1 week, and 1 month after and Oswestry scale at 1 month after surgery.
Results: The VAS scores for pre-operative and post-operative back pain did not show significant differences between the results at 1 week and 1 month in any group. There was no significant drug efficacy between post-operative week 1 and post-operative month 1, except for pregabalin; an early effect was less frequently observed in the pregabalin group than in the ibuprofen and betamethasone groups.
Conclusion: Although the three groups treated for single-level lumbar disc herniation received similar post-operative analgesia at the end of post-operative month 1, the decrease in VAS scores for back and leg pain was significant in the betamethasone group in the 1st post-operative 24 h and post-operative month 1.

5.The effect of steroid injection treatment with carpal tunnel syndrome on sleep hygiene
Suna Aşkın Turan, Şenay Aydın
doi: 10.14744/agri.2020.09735  Pages 96 - 102
Amaç: Karpal tünel sendromu (KTS) en sık karşılaşılan tuzak nöropatisidir. Bilek bölgesinde median sinirin sıkışması ile oluşan kompleks bir sendromdur. Tuzak nöropati derecesine göre geceleri artan ağrı, parestezi, hipoestezi, parezi ve kas atrofisi gibi semptomlar gözlenebilir. Ayrıca klinik pratiğimizde bu sendromun uyku üzerinde de olumsuz etkilerini görmekteyiz. Genel olarak uygulanan noninvaziv ya da invaziv tedavilerin uyku üzerindeki etkileri bilinmektedir. Bu çalışmada KTS tedavisinin uyku üzerindeki etkisini araştırmak hedeflendi.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda nöroloji polikliniğinde klinik ve elektrofizyolojik olarak KTS tanısı alan hastaların bilek kanalı enjeksiyon tedavisi ile uyku üzerindeki olası etkileri değerlendirildi. KTS tanısı alıp olası sekonder nedenler dışlandıktan sonra bilek kanalı enjeksiyon tedavisini kabul eden tüm bireylere tedavi öncesi ve sonrasında Görsel Analog Skala (VAS), Boston Karpal Tünel Sendromu Anketi, LANNS ağrı skalası (Leeds Asseessment of Neuropathic Symptoms and Signs), Pittsburg Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Uykusuzluk Şiddet İndeksi (IŞİ), Uyku Hijyeni İndeksi (UHİ), Epworth Uykululuk Skalası, Beck Depresyon Skalası, Beck Anksiyete Skalası uygulandı.
Bulgular: Çalışmaya 29 hasta (2 erkek 27 kadın) alındı. Tedavi sonrasında bireylerde VAS, FDS, Boston, LANNS değerleri ile birlikte PUKİ, ISI, UHİ de istatistiksel olarak anlamlı derecede düşme gözlendi.
Sonuç: KTS hastalarında uyku hijyeni olumsuz yönde etkilenmekte ve bilek kanalı enjeksiyon tedavisi ile bozulan uyku kalitesi üzerinde iyileştirici etki gözlenmektedir.
Objectives: Carpal tunnel syndrome (CTS) is the most seen entrapment neuropathy. CTS is a complex syndrome arisen with entrapment of median nerve at wrist. Pain worst at night, paresthesia, hypoesthesia, paralysis, and muscle atrophy can be seen through nerve entrapment level. Besides, we see negative symptoms for sleep in our practice. It is known the effect of invasive and non-invasive treatments on the sleep. We aimed to search the effect of treatment of CTS on the sleep modalities.
Methods: In our study, the effect of injection treatment of CTS patients diagnosed clinically with electrophysiological methods in neurology clinic, on sleep modalities. After excluding the secondary reasons of CTS; patients responded to visual analog scale (VAS), symptom, and functional scales of Boston questionnaire (BQ-FS), Leeds Assessment of Neuropathic Symptoms and Signs, Pittsburg sleep quality index (PSQI), insomnia severity index (ISI), sleep hygiene index (SHI), Epworth sleepiness scale, Beck depression scale, and Beck anxiety scale.
Results: Twenty-nine patients (2 males and 27 females) were enrolled. After treatment, VAS, BQ-FS, LANNS, PSQI, ISI, and SHI both resulted in a significant reduction.
Conclusion: Sleep hygiene is affected negatively in CTS patients. A healing effect is observed on the quality of sleep impaired by the injection treatment of CTS.

6.Pain beliefs of chronic headache patients
Burcu Babadağ Savaş, Güler Balcı Alparslan, Sacit Güleç
doi: 10.14744/agri.2020.02212  Pages 103 - 115
Amaç: Bu çalışmanın amacı kronik başağrısı yaşayan hastaların ağrı inançlarının kökenini keşfetmektir.
Gereç ve Yöntem: Niteliksel özellikteki çalışmada vaka çalışması modeli kullanıldı. Ölçüt örnekleme yöntemiyle bir üniversite hastanesinin Algoloji Polikliniği’ne başvuran kronik başağrısı yaşayan 6 hasta seçildi. Veriler odak grup görüşmesi yöntemiyle toplandı. Veriler toplam 8 açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme şekliyle elde edildi. Veriler betimleyici ve içerik analizi yöntemiyle değerlendirildi.
Bulgular: Kronik başağrısı hastalarının ağrı yaşama nedeni ve ağrının kökeninin ne olduğu ile ilgili inançları temasına bağlı olarak (1) organik inançlar, (2) psikolojik inançlar ve (3) çevresel inançlar olmak üzere 3 alt tema oluşturulmuştur. Hastalar ağrı nedenini organik inançlar alt temasından en fazla genetik (ailesel), daha sonra sırasıyla fizyolojik ihtiyaçlar, (doku zedelenmesi, ameliyat ve ağır kaldırma) ile ilişkilendirdi. Hastalar ağrı nedenini psikolojik inançlar alt temasından en fazla stres ve bunun yanı sıra üzüntü ve hassas kişilik özellikleri ile ilişkilendirdi.
Sonuç: Ağrı tedavisi hemşirelik bakımında ağrı inancı farklılıklarının ve nitel araştırmaların dikkate alınması önerilmektedir.
Objectives: This study was designed to explore the origin of the pain beliefs of chronic headache patients.
Methods: This qualitative research has been designed using a case study method. Selected using the criterion sampling method, patients consisted of a total of six chronic headache patients in algology outpatient clinic at a University Hospital in Turkey. The data were collected using focus group methods. Data were obtained using a semi-structured interview form composed of eight open-ended questions. Data were evaluated by analyzing both descriptive and content data.
Results: Chronic headache patients’ views on why they have pain and which beliefs they have about origin of the pain have three subthemes: (1) Organic beliefs, (2) psychological beliefs, and (3) environmental beliefs. Patients’ most frequently cited organic beliefs were genetics (familial) and physiological (tissue damage, surgery, and lifting of heavy objects). Patients’ most frequently cited psychological beliefs were stress, sadness, and having a sensitive personality.
Conclusion: It is suggested to take pain beliefs differences and qualitative research into consideration in the management of pain in nursing care.

CASE REPORTS
7.Idiopathic orbital myositis masked by migraine diagnosis: A case report
Recep Yevgi, Fatma Şimşek
doi: 10.14744/agri.2019.80388  Pages 116 - 118
İdiyopatik orbital miyozit ekstraokuler kasların inflamatuvar bir hastalığı olup orbitanın nadir görülen bir hastalığıdır. Tanı klinik ve radyolojik bulgularla konur. Orbital manyetik rezonans görüntülemede ekstra oküler kaslarda ödem ve kalınlık artışının gösterilmesi ve kortikosteroidlere dramatik yanıt vermesi orbital miyozit için patognomik bir bulgu olarak kabul edilmektedir. Bu olguda nadir görülen bir vakayı tartışmak ve baş ağrılarında ayırıcı tanının önemi vurgulanmak amaçlanmıştır.
Idiopathic orbital myositis is an inflammatory disease of the extraocular muscles and is a rare disease of orbit. Diagnosis is based on clinical and radiological findings. Demonstration of edema and thickening of extraocular muscles in orbital magnetic resonance imaging and dramatic response to corticosteroids are considered a pathognomonic finding for orbital myositis. In this case, we aimed to discuss a rare case and emphasize the importance of differential diagnosis in headaches.

8.The application of infraclavicular brachial plexus block with retroclavicular approach for arterio-venous fistula aneurysm
Ömer Karaca, Hüseyin Ulaş Pınar
doi: 10.5505/agri.2018.79058  Pages 119 - 121
İnfraklaviküler blok, kol, önkol ve antekubital bölgeye yeterli anestezi sağlamaktadır. İnfraklaviküler blok için farklı yaklaşımlar vardır. Bunlar içerisinde en sık olanı coracoid yaklaşımdır. Ancak iğne oryantasyonu her zaman mümkün olamadığı durumlarda coracoid yaklaşım uygun bir yaklaşım olmamaktadır. Biz bu olgu sunumumuzda, yeni tanımlanan retroklavikular yaklaşımı aşırı kilolu bir hastada uyguladık ve literatürdeki bilgiler ışığında tartıştık. Yetmiş dokuz yaşında, vücut kitle indeksi 29.36, ASA 3, kronik böbrek yetmezliği mevcut erkek hastanın sol antekubital bölgede arter-venöz fistul anevrizması için operasyon odasına alındı. Retroklavikular yaklaşımla infraklavikular brakiyal plexus bloğu planlandı. İğne giriş yeri klavikulanın posterioruydu ve ultrason eşliğinde iğne cephalden kaudale, axiller arterin posterioruna doğru yönlendirilerek median sinir uyarılmasından sonra blok gerçeşleştirildi. Aşırı kilo ve yaşamı tehdit eden hastalığı bulunan olgumuzda sinir ve damar yapılarına hasar vermeden ultrason eşliğinde iğne ucunu, yönelimini ve lokal anestezik ajanın yayılımını görerek gerçekleştirilen infraklavikular bloğun retroklavikular yaklaşımla uygulanması oldukça güvenilirdir.
Infraclavicular block provides adequate anesthesia to the arm, forearm, and antecubital region. There are many different approaches to infraclavicular brachial plexus block. Corocoid approach which is mostly preferred is not appropriate in some cases that needle orientation disappear. In this case report, we performed a newly defined retroclavicular approach to infraclavicular brachial plexus block and discussed in the light of information in literature. The patient who has 79 year old man, 29.36 body mass index, American Society of Anesthesiologists 3 with chronic renal failure was admitted to the operation room with complaint of aneurysmatic arteriovenous fistula in the left antecubital area. We planned the infraclavicular brachial plexus block with retroclavicular approach for better visibility of needle. The needle insertion point was posterior to the clavicle and the needle was advanced from cephalad to caudal. The block was effectuated after median nerve stimulation as the needle was advanced toward posterior of axillar artery. In our case with excess weight and life-threatening disease, it is highly reliable to perform infraclavicular block with retroclavicular approach indicated spread of local anesthetic, needle tip, and orientation without damage to nerve and vascular structures under ultrasound-guided.

9.Brachial plexus damage following coronary artery bypass graft surgery
Nevsun Pıhtılı Taş, Rabia Aydoğan Baykara
doi: 10.5505/agri.2018.66933  Pages 122 - 123
Brakiyal pleksus hasarı, koroner arter baypas grefti (CABG) sonrası, özellikle median sternotomi de görülebilen bir komplikasyondur. Yaklaşık üç ay CABG operasyonu geçiren sol kolunda ağrı uyuşma güçsüzlükle kliniğimize başvuran olguda brakiyal pleksus hasarı klinik,muayene ve elektromiyografi ile tespit edilmiştir. Olgumuz erken dönemde tanı alıp uygun tedaviyle düzelme göstermiştir. Nadir görülen bir komplikasyonun erken tanı ve tedavisiyle yaşam kalitesinde artma ve iyileşmenin sağlanacağı kanısındayız.
Brachial plexus injury is a complication that can be seen after coronary artery bypass grafting (CABG), especially median sternotomy. Brachial plexus injury was detected by clinical, examination, and electromyography in the presence of pain in the left arm who underwent CABG operation about 3 months ago. Our case was diagnosed early and improved with appropriate treatment. We are of the opinion that early diagnosis and treatment of a rare complication will lead to improvement in quality of life and improvement.

10.Is regression of catheter-related epidural granuloma possible? A case report
Şebnem Rumeli, Güldane Karabakan, Anıl Özgür
doi: 10.5505/agri.2018.04934  Pages 124 - 127
Analjeziklerin uzun süreli intratekal uygulamalarında bir komplikasyon olarak epidural granülom gelişebilmektedir. Literatürde tedavinin ara verilmesi ile semptomların gerilediği ve gelişen granülasyon dokusunun iyileşebildiğine dair bir bilgiye rastlanmamıştır. Bu yazı ile epidural portu çekildikten iki ay sonra semptomları gerileyen ve epidural granulomun kendiliğinden iyileşme gösterdiği saptanan olgunun sunulması amaçlanmıştır.
Epidural granuloma may develop as a complication during long-term use of intrathecal analgesics. To the best of our knowledge, it is not mentioned in the current literature that discontinuation of therapy may cause a regression of epidural granulation and clinical symptoms. In this case, we aimed to present spontaneous regression of epidural granuloma within 2 months after removal of epidural port.

LETTER TO THE EDITOR
11.Re: evaluation of the efficacy of erector spinae plane block and intercostal nerve block in the postherpetic neuralgia
Samarjit Dey, Monica Khetarpal
doi: 10.14744/agri.2021.58751  Page 128
Not applicable



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.