ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 3  Year: 2020
  Ağrı: 23 (3)
Volume: 23  Issue: 3 - 2011
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.The effect of flunarizine pretreatment on postoperative morphine consumption
Altuğ Kol, Sacit Güleç, Dilek Ceyhan, Ayten Bilir
PMID: 21935814  doi: 10.5505/agri.2011.52207  Pages 93 - 99
Amaç: Çalışmamız alt batın cerrahisi uygulanacak hastalara preoperatif dönemde oral yoldan verilecek 10 mg flunarizinin, toplam morfin tüketimi ve postoperatif analjezi kalitesi üzerine etkilerini araştırmak amacıyla planlandı.
Gereç ve Yöntem: Yaşları 18-55 arasında değişen 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele olarak iki gruba ayrılarak flunarizin grubunda bulunan hastalara 2 adet 5 mg flunarizin kapsül ve plasebo grubuna da 2 adet plasebo kapsül operasyondan 2 saat önce verildi. Ekstübasyondan hemen sonra ve 15. dakikada aldrete post-anestezi skoru ile derlenme durumları değerlendirildi. Postoperatif dönemde analjezi amacıyla intravenöz hasta kontrollü analjezi yöntemi ile morfin başlandı ve ilk analjezik ihtiyaç zamanları kaydedildi. Ekstübasyondan sonra Ramsay sedasyon skalası, vizüel analog skalası (VAS) skoru ve morfin tüketimleri belirlendi.
Bulgular: Flunarizin grubunda 5. dakikadaki sistolik arteriyel basınç değerlerinin düşüklüğü plaseboya göre anlamlı bulundu. İntraoperatif 45. dakikadaki kalp atım hızı flunarizin grubunda plaseboya göre anlamlı düşüktü. Postoperatif 12. saatteki VAS değeri, flunarizin grubunda istatistiksel olarak anlamlı düşüktü. Postoperatif sedasyon skorları iki grup arasında fark göstermedi. Flunarizinin ilk analjezik ihtiyaç zamanını uzatmadığı ve benzer şekilde toplam morfin tüketimini azaltmadığı gözlendi.
Sonuç: Preoperatif dönemde oral yoldan 10 mg tek doz şeklinde verilen flunarizinin klinik parametreler üzerine belirgin etkisinin olmadığı ve bu dozda analjezik etkisinin bulunmadığı ya da morfinin analjezik etkisini potansiyalize edici etki göstermediği sonucuna varıldı.
Objectives: This study was designed to document the effects 10 mg flunarizine, administrated in the preoperative period, on postoperative morphine requirement and analgesic quality, in abdominal surgery.
Methods: Thirty patients, aged 18 to 55 years, were studied. Patients were randomly allocated to one of two equally sized groups, and received either 2 capsules of 5 mg flunarizine (Group I) or 2 placebo capsules (Group II) 2 hours before the operation, immediately after the extubation and at the 15th minute, Aldrete postanesthesia recovery scores were assessed. In the postoperative period, patients were connected to a patient-controlled analgesia device for intravenous morphine, and the first analgesic requirement time was recorded.
Ramsay sedation scale, visual analogue pain scale and morphine consumption were assessed after the extubation.
Results: Systolic arterial pressures at the 5th minute of the preoperative period were significantly lower in the flunarizine group than placebo group. Heart rates in the 45th minute were also lower in the flunarizine group. Flunarizine patients reported statistically lower visual analogue pain scale values in the postoperative 12th hour. There was no significant difference in postoperative sedation scores between the groups. Flunarizine did not lengthen the first analgesic requirement time and similarly did not lessen the morphine requirement.
Conclusion: We conclude that 10 mg flunarizine administered in the preoperative period had no significant effects on clinical parameters, had no analgesic effect and did not augment the analgesic effects of morphine at this dose.

2.Our experiences with spinal anesthesia in pediatric patients
Esra Çalışkan, Mesut Şener, Aysu Koçum, Nesrin Bozdoğan, Anış Arıboğan
PMID: 21935815  doi: 10.5505/agri.2011.33254  Pages 100 - 106
Amaç: Çalışmamızda kliniğimizde umbilikus altı cerrahi için spinal anestezi uyguladığımız pediyatrik hastaları değerlendirerek, intraoperatif karşılaştığımız problemleri, yan etki ve komplikasyonları geriye dönük olarak belirlemeyi, genel anestezi uygulaması yönünden yüksek riskli olup, hastalarda tekniği güvenilir şekilde uygulayabilmek amacıyla, komplikasyonlarımız ve olumlu sonuçlarımızı vurgulamayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Kliniğimizde 2007-2008 tarihleri arasında spinal anestezi uygulanan 86 pediyatrik hastanın perioperatif bireysel özellikleri, operasyon türleri, anestezi uygulaması, cerrahi süre, motor blok ve sensoryal bloğun iki dermatom gerileme süresi, postoperatif analjezik gereksinimi ve komplikasyonlar hasta dosyaları ve anestezi kayıtlarından incelenerek kaydedildi.
Bulgular: Ortalama operasyon süresi 49.8±24.1 dk, sensoryal bloğun 2 dermatom gerileme süresi 73.0±21.9 dk olarak bulundu. Cerrahi bitiminde hastaların 69’unda motor bloğun devam ettiği, 17 hastada ortadan kalktığı, bu hastalarda motor bloğun ortadan kalkış süresinin 67.3±16.2 dk olduğu görüldü. İntraoperatif hipotansiyon görülen 2 hasta ve bradikardi görülen 1 hasta dışında, hemodinamik parametrelerde giriş değerinin %20’sinden fazla değişiklik saptanmadı. Üç hastada etkisiz spinal anestezi sonucunda genel anesteziye geçildiği saptandı. Postoperatif 46 hastada ek analjezik gereksinimi olduğu ve ilk analjezik gereksinim süresinin 2.3±1.2 saat olduğu görüldü. Hastaların hiçbirinde perioperatif dönemde desatürasyon ve apne gelişmezken, postoperatif dönemde 2 hastada bulantı ve kusma, 1 hastada baş ağrısı olduğu saptandı. Hemodinamik ve solunumsal komplikasyona rastlanmadı.
Sonuç: Spinal anestezi, özellikle günübirlik pediyatrik cerrahi olgularında genel anesteziye alternatif olarak kullanımı giderek artan bir teknik halini almıştır. Bununla beraber pediyatrik hastalarda spinal anestezinin güvenli ve etkin şekilde uygulanabilmesi için, bu konuda deneyim kazanılması, yan etki, komplikasyonlar ve olumlu sonuçların vurgulanması gerektiğini düşünüyoruz.
Objectives: The aim of this study was to evaluate the characteristics of spinal anesthesia, including its efficacy, adverse effects and complications, in order to determine if it can be applied safely in pediatric patients at high-risk for general anesthesia. We emphasize our positive outcomes in children undergoing lower abdominal surgery in our previous experience.
Methods: The perioperative data of 86 pediatric patients who received spinal anesthesia between 2007 and 2008 were scanned retrospectively. Demographic data, operation types, anesthetic applications, duration of surgery, motor blockade degree, two dermatomes regression time, postoperative analgesic requirements, adverse effects, and complications were recorded.
Results: The operation time and two dermatomes regression times were found as 49.8±24.1 minutes and 73.0±21.9 minutes, respectively. At the end of the operation, motor blockade had disappeared in 17 patients and persisted in 68 patients. Block time was measured as 67.3±16.2 minutes in these patients. During the intraoperative period, hypotension was observed in two patients, and bradycardia occurred in one patient. Except for these, hemodynamic parameters did not change more than 20% from control values at any time. In three children, surgery was continued under general anesthesia. Forty-six patients required additional analgesic doses in the postoperative period. The time to first analgesic requirement was 2.3±1.2 hours. During the postoperative period, no hemodynamic or respiratory complications were observed.
Conclusion: Spinal anesthesia continues to gain acceptance as an alternative to general anesthesia in children. However, we conclude that accumulated experience is required in order to apply this technique safely in pediatric patients. We emphasize the positive outcomes, adverse events and complications observed in our experience.

3.The effect of pain on activity independence and health -related quality of life in cerebral palsied individuals
Tülay Tarsuslu Şimşek, Ayşe Livanelioğlu
PMID: 21935816  doi: 10.5505/agri.2011.93695  Pages 107 - 113
Amaç: Bu çalışmanın amacı, serebral paralizili (SP) bireylerde ağrının aktivite bağımsızlığı ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi (HRQoL) üzerine etkisini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 22.18±7.77 yıl olan 15 yaş ve üstü 50 SP’li birey dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin demografik bilgileri alındıktan sonra ağrıyı değerlendirmek için Vizüel Analog Skalası (VAS), günlük yaşam aktivite bağımsızlığı Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (FIM), sağlıkla ilgili yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NHP) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca, ağrının zamanla değişimi, ağrının yürüme fonksiyonunu ve günlük aktiviteleri ne kadar kısıtladığı sorgulanmıştır.
Bulgular: Ağrı prevelansı %36 olarak bulunmuştur. Ağrı lokalizasyonu bel, kalça, omuz ve alt ekstremite ağrısı şeklinde belirlenmiştir. Ağrı şiddeti şu anda hissedilen ağrı ortalaması 4±2.02, en az hissedilen 2.88±1.77, ortalama hissedilen 4.77±1.55 ve en şiddetli hissedilen ortalama ağrı şiddeti 6.88±2.02 olarak belirlenmiştir. Bireyler ağrının yürüme fonksiyonunda (6.55±3.27) ve günlük aktivitelerde orta derecede (5.22±2.55) kısıtlılıklara yol açtığını ifade etmişlerdir. Ağrısı olan ve olmayan bireylerde NHP’nin enerji seviyesi ve toplam NHP değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). FIM’nin alt parametreleri ve toplam FIM arasında bir fark bulunmamıştır (p>0.05).
Sonuç: Ağrının SP’li bireylerde günlük aktiviteleri ve yürümeyi hafiften şiddetli dereceye varan yoğunlukta etkilediği, bunun da bireylerin HRQoL’ni etkilediği bulunmuştur. SP’li bireylerde ağrının belirlenmesi ve tedavisine yönelik yaklaşımların aktivite katılımı ve HRQoL’ni arttıracağını düşünüyoruz.
Objectives: The aim of this study was to determine the effect of pain on activity independence and health-related quality of life (HRQoL) in cerebral palsied (CP) individuals.
Methods: Individuals with CP aged 15 and above 50 with an average age of 22.18±7.77 years were included in the study. After obtaining demographic information of the individuals who joined the study, Visual Analogue Scale (VAS), Functional Independence Measurement (FIM) and Nottingham Health Profile (NHP) were used for the evaluation of pain, daily living activity and HRQoL, respectively. Changes in pain with time and the limiting magnitude of pain in ambulation and daily activities were also questioned.
Results: Pain prevalence was found as 36%. Pain localization was determined in the lower back, hip, shoulder, and lower extremity. Average pain magnitude was determined as: current (4±2.02), minimal (2.88±1.77), moderate (4.77±1.55), or intense (6.88±2.02) pain. Individuals stated that the pain limited their ambulation (6.55±3.27) and daily activities (5.22±2.55) moderately. A significant difference was found among the energy level of the NHP and total NHP in individuals with pain versus those having no pain (p<0.05); there was no significant difference between the sub-parameters of FIM and total FIM (p>0.05).
Conclusion: Pain was found to affect daily activities and ambulation ranging in degree from mild to severe, leading to an effect on HRQoL of the individuals with CP. We suggest that approaches oriented to the determination and treatment of pain in CP individuals will increase activity participation and HRQoL.

4.Assessment of the effectiveness of lumbar transforaminal epidural steroid injection for low back pain
Abdulkadir Atım, Süleyman Deniz, Oğuz Kılıçkaya, Mehmet Emin Orhan, Tarık Purtuloğlu, Ercan Kurt
PMID: 21935817  doi: 10.5505/agri.2011.06025  Pages 114 - 118
Amaç: Transforaminal epidural steroid enjeksiyonu (TFESE) bel ağrısında kullanılan minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada, konservatif tedavi yöntemleri ya da cerrahi tedaviyle iyileşmeyen bel ağrısı şikayeti olan hastalara uyguladığımız TFESE tedavisinin etkinliğini incelemeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Çalışma, kliniğimizde bel ağrısı nedeniyle TFESE tedavisi uygulanan 37 hastaya (yaşları 24-80 arası) ait kayıtların retrospektif olarak incelenmesi ile gerçekleştirildi. Ağrı şiddeti 3. hafta ve 6. ayda Vizüel Analog Skala (VAS) ile değerlendirildi.
Bulgular: Hastaların yaş ve şikayet süreleri ortanca olarak 50 yıl ve 48 ay bulundu. Hastaların tanılarının %51’inin lomber disk hastalığı (LDH), %38’inin başarısız bel cerrahisi sendromu (BBCS) ve %11’inin de spinal stenoz (SS) olduğu tespit edildi. Üç grupta da işlem öncesi VAS skorları birbirine benzerdi. TFESE tedavisi sonrası LDH ve BBCS tanılı olguların 3. hafta ve 6. ay VAS değerleri, geliş VAS değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.001, p=0.001) ve 3. hafta ile 6. ay VAS değerleri benzerdi (p>0.05). Tedavi uygulaması sonrası ağrı düzeyinin %50 ve daha fazla düşmesi başarılı olarak kabul edildiğinde, uyguladığımız tedavi tüm olgularda VAS-0’a göre VAS-3 haftada %84, VAS-6 ayda %78 başarılı bulundu.
Sonuç: TFESE tedavisinin LDH, BBCS ve SS’ye bağlı bel ağrısı olan hastaların çoğunda uzun süren bir ağrısız dönem oluşturması uygulanan işlemin etkinliğini göstermektedir. Minimal invaziv bir yöntem olan TFESE tedavisinin LDH, BBCS ve SS’ye bağlı radikülopatik bel ağrısı olan hastalara uygulanmasıyla başarılı sonuçlara ulaşabileceğimiz kanısındayız.
Objectives: Transforaminal epidural steroid injection (TFESI) is a minimally invasive technique used for low back pain. We aimed to assess the efficiency of TFESI in patients with low back pain who did not respond to conservative or surgical methods.
Methods: This study was a retrospective analysis of the records of 37 patients (range: 24-80 years) who presented to our clinic with low back pain and were treated by TFESI. Outcomes were assessed by Visual Analog Scale (VAS) measured at the 3rd week and 6th month.
Results: Median age of the patients was 50 years, and mean duration of symptoms was 48 months. Diagnosis was lumbar disc herniation (LDH) in 51%, failed back surgery syndrome (FBSS) in 38%, and spinal stenosis (SS) in 11% of the patients. Baseline VAS scores were similar between the three groups. The 3rd week and 6th month VAS scores of LDH and FBSS cases were significantly decreased compared to baseline scores (p<0.001, p=0.001), and no significant change was observed between the VAS scores at the 3rd week and 6th month (p>0.05). If success is defined as 50% or more decrease in VAS scores, the success rate of TFESI was 84% at the 3rd week and 78% at the 6th month.
Conclusion: TFESI significantly reduced the intensity of low back pain in most of the patients with LDH, FBSS or SS; thus, it may be considered as an effective method in the treatment of low back pain.

5.Trigger point injection therapy in the management of myofascial temporomandibular pain
Fatih Özkan, Nilüfer Çakır Özkan, Ünal Erkorkmaz
PMID: 21935818  doi: 10.5505/agri.2011.04796  Pages 119 - 125
Amaç: Miyofasyal ağrılar en sık görülen temporomandibular bozukluklardır. Bu çalışmada, miyofasyal temporomandibular ağrının tedavisinde kombine tedavi yöntemlerinin etkinliği karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Klinik ve radyolojik olarak miyofasyal temporomandibular bozukluk tanısı almış 50 hasta (44 kadın, 6 erkek) çalışmaya alındı ve randomize olarak her grupta 25 hasta olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Grup 1 stabilizasyon splinti (SS) ile Grup 2 ise SS tedavisi ile kombine olarak tetik nokta enjeksiyonlarıyla tedavi edildi.
Bulgular: Genel bulgu ve belirtilerin düzelmesinde her iki grup arasında istatistik olarak önemli farklar bulundu. VAS skorlarında Grup 2’de önemli azalma görüldü ve istatistitiksel analiz sonucu tedavinin 4. ve 12. haftasında yapılan değerlendirmelerde Grup 1 ve Grup 2 arasında VAS skorları açısında önemli farklar bulundu (p<0.001).
Sonuç: Bizim sonuçlarımız miyofasyal temporomandibular bozukluklarda splint tedavisiyle kombine edilen tetik nokta enjeksiyon tedavisinin etkili olduğunu gösterdi. Özellikle bu yöntemin diğer tedavi yöntemleri üzerine etkinliğini belirlemek için daha fazla sayıda randomize kontrollü çalışma yapılmalıdır.
Objectives: Myofascial pain is the most common temporomandibular disorder. The objective of this study was to compare the effectiveness of combined treatment modalities in the management of myofascial temporomandibular pain.
Methods: Fifty patients (44 female, 6 male) clinically and radiologically diagnosed with myofascial temporomandibular disorder (TMD) were selected for the study and randomly assigned to two groups of 25 patients. Group 1 patients were treated with stabilization splint (SS) and Group 2 patients were treated with trigger point injection combined with SS therapy.
Results: Positive improvement in overall signs and symptoms with statistically significant differences was observed in both groups. Group 2 showed significant reduction in visual analogue scale (VAS) scores, and statistical analysis revealed a significant difference between the VAS scores of Group 1 and Group 2 at the 4th and 12th weeks of treatment follow-up (p<0.001).
Conclusion: Our results indicate that trigger point injection therapy combined with splint therapy is effective in the management of myofascial TMD pain. Further research, especially randomized controlled trials, should be carried out to ascertain its effectiveness over other treatment modalities.

CASE REPORTS
6.A stress fracture occured by overuse of the other leg to be cause of the Morton neuroma paint: a case report
Emrah Aytaç, Arzu Aldemir, Selim Selçuk Çomoğlu
PMID: 21935819  doi: 10.5505/agri.2011.16870  Pages 126 - 128
Morton nöroma özellikle 3. ayak parmağı ve bu bölge ayak tabanını etkileyen paroksismal bir nevraljidir. Ağrı nedeniyle hastalar genellikle yürümek ve yere basmakta tereddüt ederler. Bu yazıda, Morton nöroma nedeniyle diğer bacağa aşırı yüklenen ve bunun sonucunda da stres fraktürü gelişen 40 yaşında bir hasta sunuldu.
Morton neuroma is a paroxysmal neuralgia form pain usually occurs at the 3rd finger and sole of the foot. The patient mostly suffer from pain while walking. In this report a 40-year-old man with Morton neuroma who has a stress fracture in the other leg because of not using the affected painful foot.

7.Application of ganglion impar block in patient with coccyx dislocation
Özlem Sağır, Sabri Özaslan, Ahmet Köroğlu
PMID: 21935820  doi: 10.5505/agri.2011.86648  Pages 129 - 133
Sakrokoksigeal dislokasyon nadir rastlanan bir yaralanmadır. İmpar ganglion (Walther ganglion olarakta bilinen) rektumun arkasında sakrokoksigeal bileşke veya koksiksin önünde yerleşen tek küçük soliter sempatik bir gangliondur. Perine bölgesinin nosiseptif ve sempatik duyusunu sağlar. İmpar ganglion blokajı klinik pratikte rutin olarak kullanılan analjezi ve anestezi yöntemi değildir. Beş gün önce sandalyeden düşme sonucu koksiks dislokasyonu gelişen kadın hastaya elektif intrarektal manuel düzeltme planlandı. Rutin monitorizasyondan sonra fluoroskopi eşliğinde 22 gauge spinal iğne kullanılarak sakrokoksigeal yaklaşımla impar ganglion bloğu uygulandı. Bloktan önce ve blok sonrası üç dakika aralıklarla kan basıncı, kalp hızı, periferik oksijen satürasyonu ve vizüel analog skala (VAS) kaydedildi. Bloktan önce VAS’si 8 olan hastanın 6 dakika sonra VAS’si %50 azaldı. Dokuzuncu dakikada VAS 0 olan hastaya intrarektal manuel düzeltme uygulandı. İşlem sırasında ve sonrasında hemodinamik veriler normal sınırlarda kaydedildi ve motor blok gelişmedi. Bloktan sonra 2. ve 6. saatlerde VAS 0 olan hasta evine taburcu edildi. Bloktan sonra 24. ve 48. saatlerde telefonla VAS 0 olarak belirlendi. Sonuç olarak, impar ganglion bloğu, koksiks dislokasyonlu hastada intrarektal düzeltme sırasında ve sonrasında herhangi bir komplikasyona neden olmadan yeterli analjezi sağladı. Fakat bu tekniğin perianal bölgedeki yapılacak diğer işlemlerde de güvenirlilik ve etkinliğinin kanıtlanması için daha ileri klinik çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
Sacrococcygeal dislocation is a rare injury. The ganglion impar (also called the ganglion of Walther) is a single, small solitary, sympathetic ganglion located in the retrorectal space, anterior to the sacrococcygeal joint or coccyx. It provides the nociceptive and sympathetic supply to the perineal structure. Ganglion impar blockade is not a routinely used anesthetic and analgesic procedure in clinical practice. An elective intrarectal manuel treatment was planned for a woman patient with coccyx dislocation due to falling down from a chair 5 days ago. Ganglion impar block was performed with saccrococcygeal approach using 22 gauge spinal needle along with fluoroscopy following routine monitorization. Blood pressure, heart rate, peripheral oxygen saturation and visual analog scale (VAS) were recorded before and, after block with three minute intervals. VAS value of the patient, 8 before the procedure, decreased 50% 6 minutes after block. Intrarectal manuel treatment was applied to the patient with VAS of 0 at 9th minute. Hemodynamic values were within normal limits during and after the procedure and no motor block was observed. The patient with VAS of 0 at 2nd and 6th hour after block was discharged. VAS of 0 was determined at 24th and 48th hour by phone call. In conclusion, ganglion impar block provided adequate analgesia without causing any complications during and after the intrarectal manuel treatment for the patient with coccyx dislocation. However, we believe that further clinical studies are required to establish the safety and efficiency of this technique for other procedures at perianal region.

LETTER TO THE EDITOR
8.Bilateral transversus abdominus plane block for incisional hernia repair
Yavuz Gürkan, Murat Tekin, Ahmet Oktay Yirmibesoglu, Emine Aysu Salviz
PMID: 21935821  doi: 10.5505/agri.2011.04706  Pages 134 - 135
The transversus abdominus plane (TAP) block is a relatively new described regional anesthesia technique at the triangle of Petit,[1] in order to block a number of abdominal wall nerves hence providing widespread analgesia. More recently, ultrasound guided TAP block has been described with promises of better localization and deposition of the local anaesthetic with improved accuracy.[2] It’s good postoperative analgesia effect has been shown several times in a variety of lower abdominal procedures;[3,4] however there has been controversy in the literature regarding the spread and level of block achieved with a single TAP injection.[5,6]
We would like to present a 62-year-old female, ASA physical status III patient with cirrhosis, cardiac failure, hypertension and diabetes mellitus, who underwent an incisional hernia repair. The patient had also undergone an umbilical hernia repair 2 months ago. Ultrasound guided TAP block was performed bilaterally as an anesthesia procedure. The block was performed using a high frequency linear probe (10-18 MHz, Esaote My Lab 30, Genoa, Italy). The block was performed at the mid-axillary line between the costal margin and iliac crest (Figure 1).
In plane technique was used and 20 mL of levobupivacaine 0.25% was applied for each side. For skin incision 5 mL of lidocaine 2% was used. In order to provide sedation and analgesia, 50 μcg of fentanyl and 1 mg of midazolam IV were administered. After depleting acid fluid and repairing 0.5 cm fascia defect, the operation was completed in 30 minutes uneventfully. Patient was comfortable during the surgery. The patient was followed for 5 days without any complication.
General anesthesia was not prefered in order to avoid cardiac and hepatic effects of systemic anesthetics. Although coagulation parameters seem to be normal, spinal anesthesia was not prefered because of low platelet counts (80 ×103/U).
This is the first case report presenting the use of TAP block for surgical anesthesia. TAP block could be considered as an anesthetic option for similar cases.

9.Cerebrospinal fluid leakage detection in intracranial hypotension syndrome
Oktay Algin
PMID: 21935822  doi: 10.5505/agri.2011.05657  Pages 136 - 137
Abstract | Full Text PDF



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.