ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 32  Issue: 3  Year: 2020
 

Attention: These articles have been accepted for publication; however, this list does not indicate the order in which articles will be published. As new articles are accepted, the order displayed here will change.

Ağrı: 19 (1)
Volume: 19  Issue: 1 - 2007
Hide Abstracts | << Back
1.Rare primary headache syndromes
Vesile Öztürk
PMID: 17457702  Pages 5 - 16
Primer başağrıları migren, gerilim tipi başağrısı ve daha az rastlanan küme başağrısını içermektedir. Ayrıca bazı sık rastlanmayan primer başağrıları da, Uluslar arası başağrısı sınıflamasında (ICHD-II, 2004) “ küme başağrısı ve diğer trigeminal otonomik nevraljiler” (3.bölüm) ve “diğer primer başağrıları” (bölüm 4) başlığı altında incelenmiştir. Bu nadir primer başağrılarının prevalansı oldukça düşük olduğundan klinik özellikleri, fizyopatolojileri ve tedavileri konusunda veriler yeterli olmayıp, tartışmalar devam etmektedir. ICHD-II’de paroksismal hemikranya (PH) ile konjunktival kızarıklık ve göz yaşarmasının eşlik ettiği, unilateral kısa süreli nevraljifom ağrılar (SUNCT) üçüncü bölümde yer alırken, hemikranya kontinua (HK) otonomik belirtilerin olmasına rağmen, bu belirtilerin ön planda olmaması nedeniyle dördüncü grupta sınıflandırılmıştır. Dördüncü bölümde ayrıca, az rastlanan diğer primer başağrısı sendromları da bulunmaktadır. Bu makalede nadir rastlanan bu primer başağrılarından bazıları ile ilgili bilgiler gözden geçirilecektir. Bu sendromlar seyrek olarak bildirilmelerine rağmen, sıklıkları olasılıkla bilinenden daha yüksektir. Tedavileri de diğer yaygın başağrısı sendromlarından farklı olduğundan tanınmaları önem taşımaktadır.
Primary headaches include common forms such as migraine, tension-type headache, and the less frequent cluster headache. Besides, several uncommon primary headaches were included in the section on ‘Cluster headache and other trigeminal autonomic neuralgias’ (section 3) and ‘Other primary headaches’ (section 4) in the second edition of the International Classification of Headache Disorders (ICHD-II, 2004). Since the prevalences of these uncommon headaches are quite low, datas related to clinical features, physiopathology and management are still controversial. While paroxysmal hemicrania, short-lasting unilateral neuralgiform headache attacks with conjunctival injection and tearing (SUNCT) are listed in the third section, hemicrania continua (HC) with not prominent autonomical signs are classified in the fourth section in the ICHD-II classification. The fourth section also includes other rare primary headache syndromes. In this review, some of the uncommon primary types of headache will be discussed. Even though these headaches are reported seldomly, the prevalences are possibly higher than known. It is of importance to recognize these uncommon disorders, since their management differs from common primary headaches.

2.Is childhood migraine unmaturated form of adult migraine?
Aynur Özge
PMID: 17457703  Pages 17 - 30
Çocukluk çağı migreni başağrısı yakınması ile hekime başvurular arasında önemli bir neden iken, gerek klinik özellikleri gerek se tedavi özelliklerindeki fark sıklıkla gözden kaçmaktadır. Başağrısı pratiği yapan hekimler migren kliniği ve tedavisinde hastanın yaşına bağlı olarak ortaya çıkan değişiklikleri sıklıkla fark ederler. Bu makalede çocuk-ergen pratiği yapan hekimler için önemli bir semptom olan “başağrısı” kapsamında akılda tutulması gereken çocukluk çağı migreninin patofizyolojik temeller, klinik tablolar ve tedavi stratejileri açısından erişkin migreni ile benzer ve farklı yanları irdelenerek pediatrik migrenin erişkin migreninin olgunlaşmamış formu olup olmadığı sorusuna cevap aranması amaçlanmıştır.
Childhood migraine is a common problem among the primary complaints of the pediatric population but for the general practitioners there are little known about clinical characteristics and management strategies. Headache practitioners commonly noticed that the age related differences of headache clinic characteristics and management shedules. This paper primarily aimed to answered the question of “is pediatric migraine an unmaturated form of adult migraine?” using discussion of pathophysiological basis, clinical forms and management strategies for childhood- adolescent practitioners keep in mind headache is as an important symptom for their practice.

3.Osteoarthritis and pain
Gülseren Akyüz, Elif Bulak
PMID: 17457704  Pages 31 - 35
Osteoartrit (OA), yaşlanan dünya nüfusunun önde gelen sağlık sorunlarından biridir. Eklemlerde ağrı ve tutukluk en belirgin semptomlardır. OA’nın etyolojisinde birçok risk faktöründen söz edilse de patofizyolojik süreç tam bilinmemekte; dolayısı ile OA’nın majör semptomu olan ağrıyı açıklamak için tek bir mekanizmadan bahsedilememektedir. Lokal faktörlerin yanısıra nörolojik, nöromusküler ve psikososyal faktörlerin önemli katkısı
vardır. OA’da ağrı patogenezinin anlaşılması yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine basamak olacaktır.
Osteoarthritis (OA) is one of the most common health problems in the aging world. Pain and stiffness are the most prominent symptoms. Despite there are numerous risk factors that to be considered as responsible, the exact pathophysiology remains uncertain. According to this enigma, there isn’t any single mechanism that explains emerge of pain in OA. Pain experienced in osteoarthritic joint may not always be caused by local pathology; there are also neurologic, neuromuscular and psychosocial influences. Understanding more about the pain mechanism might help us to develop better treatment options.

4.Effect of ondansetron in lower extremity bone surgery on morphine and tramadol consumption using patient controlled analgesia
Zeynep Çubukçu, Hayri Özbek, Yasemin Güneş, Murat Gündüz, Dilek Özcengiz, Geylan Işık
PMID: 17457705  Pages 36 - 41
Çalışmamızda, alt ekstremite cerrahisinde postoperatif analjezi amaçlı hasta kontrollü analjezi yöntemiyle morfin ve tramadol uygulanan hastalara, antiemetik proflaksisi amacıyla ondansetron uygulanmasının analjezik tüketimi üzerine etkisini araştırmayı planlandık.
Etik kurul onayı alındıktan sonra alt ekstremite cerrahisi planlanan ASA I-II grubu 100 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar anestezi indüksiyonundan sonra rastgele dört gruba ayrıldı. Grup I’ e operasyon bitiminden bir saat önce 1.5 mg kg-1 tramadol yükleme dozu uygulandıktan sonra HKA pompası set doz 0.3 mg kg-1, kilitli kalma süresi 10 dakika olacak şekilde analjezi sağlandı. Grup II’de ek olarak anestezi indüksiyonundan sonra 0.1 mg kg-1 ondansetron uygulandı. Grup III’e operasyon bitiminden 30 dakika önce 0.15 mg kg-1morfin yükleme dozu uygulandıktan sonra HKA pompasıyla HKA set doz 0.03 mg kg-1, kilitli kalma süresi 10 dakika olacak şekilde analjezi sağlandı.Grup IV’e ek olarak anestezi indüksiyonundan sonra 0.1 mg kg-1 ondansetron uygulandı.
Tüm gruplarda; ağrı skorları (VAS), bulantı, kusma ve sedasyon skorları, analjezik tüketimleri ve olası yan etkiler postoperatif 5., 15., 30., 45. dakikalar, 4., 8., 12. ve 24. saatlerde değerlendirildi.
Hastaların postoperatif VAS, bulantı, kusma ve sedasyon skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Analjezik tüketimi Grup I ve II karşılaştırıldığında ilk 45 dakikada istatistiksel olarak anlamlı değil iken 4., 8., 12. ve 24. saatlerde grup II’de anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. Grup III ve IV karşılaştırıldığında tüm zamanlarda analjezik tüketiminde istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı.
Sonuç olarak, HKA yöntemiyle tramadol ve morfin uygulanan hastalarda ondansetronun tramadol tüketimini artırırken morfin tüketimini etkilemediği kanısına varılmıştır.
In this study, we aimed to assess the effect of administration of ondansetron in patient undergoing morphine and tramadol using patient controlled analgesia procedure for postoperative analgesia on analgesic consumption.
After approval by the ethic committee, 120 patient planned to receive lower extremity surgery with ASA status I or II were included in the study. Patients were randomly divided into 4 groups following the induction. Group I received tramadol as PCA with an infusion of 0.3 mg/kg following a loading dose of 1.5 mg/kg administered 1 hour before the end of surgery. Group II received ondansetron 0.1 mg/kg following induction of anesthesia, additionally. Group III received morphine as PCA with an infusion following a loading dose of 0.15 mg/kg administered 30 minutes before the end of surgery. Group IV received ondansetron 0.1 mg/kg following induction of anesthesia, additionally.
Pain scores(VAS), nausea, vomitting and sedation scores, analgesic consumptions and adverse effects were recorded at 5th, 15th, 30th, 45th minutes and 4th, 8th, 12th and 24th hours postoperatively.
Postoperative VAS, nausea, vomitting and sedation scores were similar among the groups. The analgesic consumption was found significantly higher at 4th, 8th, 12th and 24th hours in group II. No statistical significant difference was found in analgesic consumption between group III and IV at all times.
We concluded that, ondansetron, when administered as antiemetic prophylaxia in patients receiving tramadol and morphine as PCA, did not effect morphine consumption whereas did increased tramadol consumption.

5.Preemptive intraarticular tramadol for pain control after arthroscopic knee surgery
Bilge Tuncer, Avni Babacan, Mustafa Arslan
PMID: 17457706  Pages 42 - 49
Bu çalışmada artroskopik diz cerrahisinde intraartiküler (ia) tramadol ve bupivakainin analjezik etkileri ve preemptif ia tramadolün etkinliği araştırıldı. Fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra, 60 olgu randomize olarak 20’şer kişilik 3 gruba ayrıldı: Grup I’de operasyonun sonunda ia 20 ml % 0.25 bupivakain; Grup II’de operasyonun sonunda ia 20 ml % 0.25 bupivakain ve 100 mg tramadol hidroklorür ve Grup III’te operasyondan 30 dk önce ia 20 ml izotonik NaCl solusyonu içinde 100 mg tramadol hidroklorür ve operasyonun sonunda ia 20 ml % 0.25 bupivakain uygulandı. İlk analjezik ihtiyacı, postoperatif dönemde toplam kullanılan analjezik miktarı, postoperatif istirahat ve hareket halindeki VAS değerleri, Grup II ve III’te, Grup I’e göre anlamlı şekilde düşük, hasta memnuniyeti de anlamlı şekilde yüksek bulundu. Preemptif tramadol grubu postoperatif tramadol grubu ile karşılaştırıldığında, toplam kullanılan analjezik miktarı ve ek analjezik kullanan olguların sayısı anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç olarak, preemptif ia tramadol uygulamasının artroskopik diz cerrahilerinden sonra etkin ve güvenli bir analjezi sağladığı saptandı ve postoperatif uygulamaya göre tercih edilebileceği kanısına varıldı.
The purpose of this study was to determine the effectiveness of intraarticular (ia) bupivacaine and tramadol injection and preemptive intraarticular tramadol in providing pain control after arthroscopic knee surgery. Following local research ethics committee approval, 60 patients were assigned in a randomized manner into three groups: Group I received ia 20 ml of 0.25% bupivacaine at the end of the operation, Group II received ia 20 ml of 0.25% bupivacaine and 100 mg of tramadol at the end of the operation and Group III received ia 100 mg of tramadol diluted in 20 ml of saline solution 30 minutes before skin inscision and 20 ml of 0.25% bupivacaine at the end of the operation as well. Analgesic duration, total analgesic consumption and postoperative VAS pain scores recorded at rest and with movement were significantly lower and patient satisfaction was significantly higher in Group II and III, compared to Group I. Total analgesic consumption and the number of patients requiring supplementary analgesics were significantly lower in the preemptive tramadol group compared to the postoperative tramadol group. In conclusion, preemptive ia tramadol provided effective and reliable pain control after artroscopic knee surgeries and may be preferred to postoperative administration.

6.Comparison of Phantom Pain or Phantom Extremity Sensation of Upper and Lower Extremity Amputations
Fatih Uğur, Aynur Akın, Aliye Esmaoğlu, Kudret Doğru, Sevgi Örs, Harun Aydoğan, Nebahat Gülcü, Adem Boyacı
PMID: 17457707  Pages 50 - 56
GİRİŞ: Bu retrospektif çalışmanın amacı alt ve üst ekstremite amputasyonlarını fantom ağrısı, fantom ekstremite hissi ve güdük ağrısı yönünden karşılaştırmaktır.
MATERYAL-METOD: 1996-2005 yılları arasında alt veya üst ekstremite amputasyonu yapılan hastalara 23 sorudan oluşan sorgulama formu gönderildi. Olgular fantom ağrısı veya fantom ekstremite hissinin varlığı, varsa süresi, sıklığı, şiddeti, amputasyon sebebi, pre-amputasyon ağrısı, güdük ağrısı ve protez kullanımı yönünden sorgulandı.
BULGULAR: Toplam 147 hasta çalışmaya katıldı ve sorgulama formuna cevap verilme oranı %70 idi. Fantom ağrısı insidansı Üst Ekstremite Grubu’da %60, Alt Ekstremite Grubu’da %65.8 idi. Fantom ekstremite hissi insidansı ise üst ekstremite grubunda %70.7 alt ekstremite grubunda %75.6 bulundu. Fantom ağrısı ve fantom ekstremite hissi yönünden gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Dominant eli ampute edilen, preamputasyon ağrısı olan ve güdük ağrısı olan hastalarda fantom ağrısı daha sık bulundu.
SONUÇ: Üst ve alt ekstremite amputasyonlarında fantom ekstremite hissi ve fantom ağrısı yönünden fark bulunmadığı, ancak preamputasyon ağrısının olması, dominant elin amputasyonun ve güdük ağrısının fantom ağrısı gelişiminde risk faktörü olduğu sonucuna varıldı.
INTRODUCTION: The aim of this retrospective study is to evaluate the upper and the lower extremity amputations with regard to phantom pain, phantom sensation and stump pain.
Material-METHOD: A questionnaire consisting of 23 questions was send to the patients who underwent upper or lower extremity amputation surgery between 1996- 2005. The patients were questioned for the presence of phantom pain and sensations and if theyexisted for the frequency, intensity, cause of amputation, pre-amputation pain, stump pain, usage of artificial limb.
RESULTS: Totally 147 patients were included and the response rate was 70%. The incidence of phantom pain in Upper Extremity Group was 60% and 65.8% in Lower Extremity Group. The incidence of phantom sensations was 70.7% in Upper Extremity Group and 75.6% in Lower Extremity Group. There was no significant difference between two groups considering in phantom pain and phantom sensations. The phantom pain was significantly higher in patients who lost dominant hand, experienced pre amputation pain and suffered stump pain.
CONCLUSION: There were no significant differences in regard to phantom pain and sensation between upper and lower extremity amputations. However the presence of preamputation pain, stump pain and amputation of dominant hand were found as risk factors for the development of phantom pain.



   
Copyright © 2020 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.