ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 3  Year: 2020
  Ağrı: 13 (2)
Volume: 13  Issue: 2 - 2001
Hide Abstracts | << Back
YAYıN KURALLARı / GUIDELINES FOR PUBLICATION
1.Guidelines for Publication

Page 4
Abstract

YAYıN KURULU / EDITORIAL BOARD
2.Editorial Board

Page 5
Abstract

EDITÖRDEN / EDITORIAL
3.Editorial

Page 6
Abstract

4.Some considerations on the quality assurance in pain management
D. P. C. Beltrutti, P. Parola, A. Barrera, R. Bosco, C. S. Collura, S Di Santo,, S. Moessinger, G. Pappalardo
Pages 7 - 14
tedavisinde kalite kontrol kavramı, 1960’larda, “bir hizmetin kalitesini denetleyen çabaların tümü” diye tanımladığı “Kalite Güvencesi”nin temellerini kuran Donabedian’ın çalışmalarında ortaya çıkmaktadır. Kalite güvencesi kavramının ortaya atıldığı ilk yıllarda ne kronik ağrı tedavisinin bugün uygulandığı gibi organize bir şekilde ele alınmasından söz ediliyor ne de sağlık hizmeti, “yaşam kalitesi”yle ve terminal dönemdeki hastaların problemleriyle ilgileniyordu. O yıllardan bu güne pek çok şey değişti ancak özellikle gelişmekte olan ülkelerde, daha değişmesi gereken pek çok konu bulunmakta. Bu yazıda ağrı tedavisinde kalite kavramının evrimi gözden geçirilirken, ağrı tedavisinde kalite güvencesinin amaçları da tartışılmaktadır.
The concept of quality control in the health field has been theorized and rationalized in the studies of Donabedian who in the 60’s laid down the basis of “Quality Assurance” defining it as “all those actions that tend to monitor the quality of a service”. During the years in which quality assurance first became an issue, no mention was made of chronic pain treatment in an organic and organized manner as it is today, neither was the health service interested in the “quality of life” and the problems of patients in the terminal stage. Lots of things have changed since that times but also lots of things have to be changed, especially in the developing countries. In this article, the evolution of quality concept in the pain service is reviewed while discussing the goals of the quality assurance in pain management

5.Exercise associated headaches
M. Ünal, D. Namaraslı, A. Kayserilioğlu
Pages 15 - 21
Hekim olarak hepimiz çevremizde özellikle yeni egzersiz yapmaya başlayanlarda, tenis oynadıktan, koştuktan yüzdükten sonra veya ağırlık antrenmanı yaptıktan bir süre sonra baş ağrısı şikayeti olduğuna tanık olmuşuzdur. Baş ağrıları, doktora başvuru nedeni olan en sık on şikayetten biridir. Baş ağrısının ele alınmasında ilk ve en önemli unsur hastanın anemnezidir. Baş ağrısı tanısı sadece hastanın anemnezi ile konulabilir. Kullanılan diğer bütün tanı yöntemleri ve incelemeler ancak ayırıcı tanıda yardımcı olabilir. Ağrının yeri, yayılımı, süresi, sıklığı, seyri, niteliği, siddeti sorularak baş ağrısının egzersizle ilişkisi araştırılmalıdır. Sporcularda sık görülen bu baş ağrısı tabloları sporcunun performansını ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca sağlıklı yaşam için spor yapmaya başlayan normal kişilerdede gerekli kontroller yapılmaz ve kişiye uygun egzersiz programları düzenlenmez ise, kişide bir süre sonra bu tip baş ağrısı problemleri görülebilir. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı yaşam peşinde koşar iken var olan sağlığımızdan da bir şeyler kaybetmemiz gerekmiyor. Bu nedenle spor yapmaya başlamadan önce gerekli sağlık kontrollerini yaptırmalı, kondüsyon testlerinde geçmeli ve kendimize uygun bir egzersiz programı alarak bunu takip etmeliyiz. Hayat standartımızı ve yaşam kalitemizi artırmada düzenli ve sürekli egzersizlerin çok önemli yeri olduğunu unutmamalıyız
As doctors, we all have seen cases with complaints about headaches after jogging, swimming, weight lifting or after playing tennis, especially theese are cases who has been newly began exercising. Headache is one of the ten most common reasons for contacting a doctor. The first and most important factor in handling headache is the anemnesia of the patient. Headache can only be diagnosed by the patients’ anemnesia. All other diagnosing methods applied, can only be useful in specifying the headache. The connectin between exercising and headache is to be examined by determining the location, distribution, duration, frequency, progress, characteristic and intensity of the headache. This kind of headache which is frequently seen by sportsmen has a negative effect on their performance and life quality. Furthermore, this sort of headache problems can be seen by normal people who have started exercising for a healthier life, if necessary controls are not made and exercising programmes suitable for the person are not prepared. We should remember not to loose anything from our existing health when aiming a healthier life. For this reason, we should go through the necessary check-up, take the condition tests and follow a suitable exercising programme. We should bear in mind that regular and continious exercising plays an improtant role in increasing the quality and standarts of our lives.

6.Pain prevalance among adults in Turkey
S. Erdine, O. Hamzaoğlu, Ö. Özkan, E Balta, M. Domaç
Pages 22 - 30
Bu çalışma, Şubat-Ekim 1999 tarihleri arasında Türkiye’de erişkinlerin ağrı sıklığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiş kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma, dokuz aylık bir süre içinde, ülkenin beş demografik bölgesine dağılmış 15 ilde 3001 katılımcıya, 28 sorudan oluşan bir soru formunun yüz yüze uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Türkiye’deki erişkinlerin ağrı prevelansı % 63.7’dir. Kadınların, kentte ve batı bölgesinde yaşayanların ağrısı daha fazla olup, ağrı yaş arttıkça artmaktadır (p<0.001). Mevcut ağrıların yaklaşık yarısı hemen her gün görülmekte (% 44.6), dörtte biri (% 24.6) 4-12 saat sürmekte, % 26.0’sı ise dayanılmaz ağrılardır (p<.001). Yine ağrıların % 76.6’sı kronik ağrıdır. Kronik ağrılar da, Batı ve Orta Anadolu’da, kentte, 35-44 yaş grubunda, kadınlarda daha fazladır (p<0.001). Çalışmaya katılanların ilk tanımladıkları ağrı yerleri baş (% 34.4), bel (% 14.1), alt ekstemite (% 12.0) ve batın bölgesidir (% 10.9). Baş bölgesinin ağrıları kadınlarda, kentlilerde, Batı ve Orta Anadolu’da yaşayanlarda daha sıklıkla görülür iken, alt ekstremite ağrıları erkeklerde ve kırda yaşayanlarda görülmektedir. Katılımcıların % 48.9’u ilk tanımladıkları ağrılarını herhangi bir neden (etken) ile ilişkilendiremediklerini ya da kendiliğinden başladığını ifade etmiştir. Ağrı yakınması olduğunu tanımlayanların (n=1906) % 12.3’ü son üç ay içinde ağrı yakınması nedeniyle sağlık kuruluşlarının acil servislerine başvurduklarını, % 4.1’i de yine son üç ay içinde ağrı nedeni ile hastaneye yattıkların belirtmiştir.
This study is a cross-sectional survey held between February 1999 and October 1999, in order to define the pain prevalance among adults in Turkey. The survey was carried out in nine months in 15 cities selected from five demographic regions of the country and a questionnaire consisting of 28 questions was applied to 3001 participants in face to face fashion. The pain prevalance among adults in Turkey is 63.7 %. The prevalance increases with age and is higher in females, urban society and western region (p<0.001). Nearly half of the pain suffering (44.6 %) is occuring almost everyday, nearly a quarter (24.6 %) is lasting for 4-12 hours and 26.0 is irresistible pain (p<0.001). 76.6 % of pain is chronicle and chronic pain is more frequent in Western and Middle Anatolian Regions, urban areas, 35-44 years and females (p<0.001). First mentioned painful region by the participants are head (34.4 %), low-back (14.1 %), lower-extremity (12.0 %) and abdomen (10.9 %). Headache is more frequent in females, urban society, and Western and Middle Anatolian Regions whereas lower-extremity pain is more frequent in males and rural society. 48.9 % of the participants couldn’t define the reason (factor) initiating their pain or mentioned spontaneous beginning. Of the participants having pain as a complaint (n=1906), 12.3 % has the history of visiting an emergency clinic because of pain, in the last three months and 4.1 % has the history of hospitalization because of pain, in the last three months

7.The comparison of postoperative analgesic effects of preemptive ketamine and fentanyl use in mastectomy operations
C. Öztin Öğün, A. Duman, S. Ökesli
Pages 31 - 40
Bu çalışmada, meme kanseri tanısıyla modifiye radikal mastektomi operasyonu geçirecek kadın hastalarda insizyon öncesi ve intraoperatif dönemde preemptif olarak verilen fentanil ile ketaminin postoperatif analjezik etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık. ASA I-II grubu 47 kadın hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara tiyopental ve vekuronyum ile anestezi indüksiyonu yapıldı ve O2: N2O (30: 70) + izofluran ile idame sağlandı. Tüm hastalarda kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB) ve periferik oksijen saturasyonu (SpO2) monitorize edildi. Anestezi idüksiyonundan sonra hastalar üç gruba ayrıldı Grup F’ye (n=16) cerrahi insizyondan bir dakika önce ve meme kitlesi çıkarıldıktan hemen sonra 1 µg/kg fentanil i.v. bolus verilirken, grup K’ya (n=16) aynı zamanlarda 1 mg/kg ketamin iv. bolus ve grup P’ye (plasebo grubu) (n=15) her iki ilaçla benzer volümde serum fizyolojik verildi. Operasyon süresince başka analjezik kullanılmadı. Tüm hastalarda KAH, OAB, solunum sayısı (SpO2), ekstübasyon zamanı, ilk anlamlı diyalog kurulabilme zamanı (KKZ) (0 zamanı), yan etkiler ile 24 saatte vizüel ve verbal analog skala (VAS ve VRS) ile postoperatif ağrı, 0 zamanı ve 1., 2., 4., 6., 12., 24. saatlerde kaydedildi. Toplam meperidin tüketimi kaydedildi. Ayrıca hasta ile anesteziyoloğun postoperatif döneme ait yorumları kaydedildi. Gruplar arasında yaş, ağırlık, ekstübasyon ve kooperasyon zamanları benzerdi. Grup K ve F arasında hemodinamik, solunumsal değerler ile VAS, VRS ve meperidin tüketimleri benzer iken grup P’de bu parametreler diğer iki gruptan belirgin olarak farklıydı. Grup F’de kusma grup P’den fazlaydı, ancak postoperatif bulantı kusma oranı grup K ile F arasında ve grup K ile P arasında benzerdi. Her iki ilacın da mastektomi operasyonlarında preemptif olarak etkin olduğu ancak bunda insizyon öncesi kullanımlarının yanı sıra yara kapanmasından önce de verilmiş olmalarının etkili olduğu düşünüldü.
The aim of this study was to compare the efficacy of preemptive analgesia with fentanyl or ketamine in women undergoing mastectomy for breast cancer. ASA I-II, 47 women scheduled for mastectomy were included in the study. For all patients, anesthesia was induced with thiopentale, vecuronium and maintained with O2: N2O (30: 70) + isoflurane. Heart rate (HR), mean arterial pressure (MAP), peripheral O2 saturation (SpO2) were monitored. After the induction of anesthesia, the patients were randomly divided in three groups: Group K (n=16) received 1 mg/kg ketamine, while group F (n=16) received 1 µg/kg fentanyl before the skin incisions and after excision of the specimens. Group P received isotonic saline at sametimes. No other analgesic drugs were used intraoperatively. HR, MAP, extubation times, emergency times, respiration rate, SpO2, side effects were recorded and postoperative pain was evaluated by visual analogue scale (VAS; 0-10) and verbal rating scale (VRS) in the recovery room at full emergence (0), 1st, 2nd, 4th, 12th and 24th hours. Postoperative analgesic requirements (meperidine) were recorded. The comments of anaesthesiologist and patients about postoperative period were also evaluated. There were no differences in weight, age, emergence times, extubation times. Hemodynamic and respiratory parameters, VAS and VRS scores and meperidine requirements were similar at all times between the group K and F. The increase of postoperative nausea and vomiting in group F was significantly higher than group P but was similar between group K and P and group K and F (p<0.05). As a conclusion, both ketamine and fentanyl have premptive effects in patients undergoing mastectomy but we think that analgesic effects are probably due to administirating ketamine and fentanyl both before surgical incision and before wound closure.

8.Combination of unilateral spinal anesthesia and combined spinal epidural anesthesia
M. Şentürk, D. Akçora, K Koltka, A Yavru, T. Özkan, A Yücel, K Pembeci
Pages 41 - 45
Unilateral spinal anestezi (USA) ve kombine spinal epidural anestezi (KSEA) yöntemlerinin kombine edilerek uygulanması, prospektif klinik bir çalışmada araştırılmıştır. USA uygulanabilecek ASA I-II grubu 25 hasta, opere edilecek tarafları aşağıya gelecek şekilde yan yatırılmış; KSEA setinin içeriğindeki Tuohy iğnesi ile L3-L4 aralığından epidural aralığa girilmiş, takiben bu iğnenin içinden gönderilen spinal iğne ile spinal aralığa girilerek 1.5 ml % 0.5 hiperbarik bupivakain enjekte edilmiştir. Daha sonra epidural aralığa kateter yerleştirilmiş, hastalar bu pozisyonda 20 dakika bekletilmişlerdir. Bu süre boyunca, her iki tarafta motor ve duysal blok ile hemodinamik parametreler değerlendirilip kaydedilmiştir. 1’er hastada bradikardi ve hipotansiyon görülmüştür. 2 hastada (% 8) spinal anestezi yetersiz kalmış; operasyon için epidural komponente başvurulmuştur. Bu hastalar dışında epidural kateter yalnızca postoperatif analjezi amacıyla kullanılmış, operasyon spinal anestezi altında yapılmıştır. Duysal ve motor bloğun yalnızca opere edilecek tarafta sınırlı kalması, sırasıyla % 40 ve % 88 vakada görülmüştür. Opere edilecek tarafta duysal blok T9 (T5-T12) seviyesine, Bromage skalası 3’e (2-3) ulaşmıştır. USA uygulanabilecek vakalarda, KSEA ile kombinasyonun kolay, güvenli ve konforlu bir yöntem olduğu düşünülmüştür. Değişik dozların karşılaştırıldığı çalışmalar, bu yöntem ile ilgili deneyimi artıracaktır.
The effectiveness of the combination of unilateral spinal anesthesia (USA) and combined spinal epidural anesthesia (CSEA) was examined in a prospective clinical study. 25 ASA I-II patients, who underwent operations in which USA can be applied, were positioned in a lateral decubitus position with the operative side downwards. After the Tuohy needle of a CSEA-set was inserted through L3-L4 interspace into the epidural space, the spinal needle of the same set was inserted. 1.5 ml of hyperbaric bupivacaine % 0.5 was injected into the subarachnoid space. Afterwards, an epidural catheter was inserted through the Tuohy needle. Following the procedure, patients were observed regarding the sensory and motor blocks in both sides and the hemodynamic parameters, without any position change. In one patient bradicardia and in another one hypotension was observed. In 2 patients (8 %), spinal anesthesia was insufficient, so it had been necessary to use the epidural component to obtain the anesthesia for the operation. In all the other patients, epidural catheter was used for postoperative analgesia. Unilateral sensory and motor blocks exclusively on the operative side were observed in 40 % and 88 % of the patients respectively. Sensory block on the operative side reached T9 (T5-T12) level, as motor block was 3 (2-3) on Bromage scale. It was concluded that the combination of USA and CSEA can be an easy, reliable and comfortable method, where further studies comparing different doses are necessary.

9.Preoperative and postoperative intraarticular analgesia with tenoxicam after knee arthroscopy
İ. Ö Akıncı, D. Akseki, P. E Özcan, S. Tuğrul, G. Köknel Talu, K Akpir
Pages 46 - 49
Artroskopik griişim uygulanan hastalarda preoperatif ve postoperatif intraartiküler analjezi uygulamalarının etkilerini karşılaştırmayı amaçladığımız çalışmamıza, çeşitli sebeplerden artroskopik girişim gereken 30 hasta dahil edildi. Hastalar 3 gruba ayrıldı. Grup 1’de (n=10) hasta uyutulduktan sonra girişim başlamadan 20 dakika önce 20 mg tenoksikam intraartiküler uygulandı. Grup 2’de (n=10) operasyon bitiminde 20 mg tenoksikam uygulanırken Grup 3’te (n=10) kontrol grubu olarak postoperatif 20 ml serum fizyolojik intraartiküler olarak uygulandı. Hastaların postoperatif ağrı takibi Visüel Analog Skala (VAS) ile 1, 2, 3, 4, 6, 12, 24 ve 48. saatlerde istirahatte, pasif ve aktif hareket esnasında yapılırken ilk analjezik alım zamanı ve toplam kullandığı miktarlar da kaydedildi. Grupların postoperatif VAS değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Postoperatif dönemde Grup 1’de sadece bir hasta 1 tablet parasetamole ihtiyaç gösterirken, Grup 2’de 6 hasta postoperatif analjezik ihtiyacı gösterdi, kontrol grubunda ise 8 hastada analjezik ihtiyacı oldu. İlk analjezik ihtiyacı kontrol grubunda 108.3 (± 50.7) dk’da olurken, bu postoperatif tenoksikam grubunda 350 (± 125.3) dk olarak görüldü, Grup 1’de ise bir hastanın 280. dk’da ihtiyacı olmuştur. Preoperatif intraartiküler tenoksikam uygulamasının hastanın postoperatif dönemde analjezik ihtiyacını ileri derecede azattığı görülmüştür
The efficacy of preemptive analgesia is accepted and it is widely used in numerous surgical procedure except arthroscopy. In this study we compared preoperative and postoperative intraarticular tenoxicam for analgesia after knee arthroscopy. 30 patients were allocated randomly into three groups. Group 1 (n=10) recieved 20 mg intraarticular tenoxicam after the induction of anesthesia, 20 minutes before the surgical procedure. Group 2 (n=10) recieved 20 mg tenoxicam and Group 3 (n=10) recieved only intraarticular serum physiologic solution after the arthroscopy. Pain was assessed at postoperative 1., 2., 3., 4., 6., 12., 24. and 48. hours by the Visual Analog Scale. Supplemental analgesia was required by 8 patients in Group 3, 6 patients in Group 2 and only 1 patient in Group 1. Mean analgesic requirement time was 108.3 (± 50.7) minutes in Group 3, 350 (± 125.3) minutes in Group 2 and 280 minutes in Group 1. We conclude that preemptive intraarticular tenoxicam produces more effective analgesia than other groups.

10.Determination of risks and benefits of intrathecal tramadol hydrochloride in rabbit
S. Gürsoy, H. Kafalı, N. Kunt, F. Göze
Pages 50 - 58
Tramadol hidroklorid, tavşanlara intratekal uygulanarak risk ve faydaları araştırıldı. Çalışma aynı yaşta, 35 adet erkek, Albino tipi Yeni Zelanda tavşanı ile yapıldı. Tavşanlar biri kontrol olmak üzere beş gruba ayrıldı. A,B,C ve D gruplarına sırasıyla 1, 2, 4 ve 8 mg/kg tramadol hidroklorid tek doz intratekal yoldan uygulandı. Kontrol grubuna da serum fizyolojik intratekal tek doz olarak uygulandı. 5, 15, 30, 60 ve 120’nci dakikalarda ağrı eşiği, konvülzyon gelişip gelişmediği, solunum depresyonu, motor zayıflık ve sedasyon dereceleri değerlendirildi. Ayrıca nörotoksisite gelişip gelişmediği histopatolojik olarak araştırıldı. Doza bağlı, orta derecede, hızlı başlayan, kısa süren analjezik etkinlik tespit edildi. Motor zayıflık ve konvülzyon görülmedi. Yüksek dozlarda hafif sedasyon ve solunum depresyonu gelişti. Kontrol grubu dışındaki diğer gruplarda nörotoksik bulgular oluştu. İntratekal tramadol hidrokloridin, orta derecede ve kısa süreli analjeziye ve düşük yan etki profiline sahip olduğu, ancak medulla spinalis için toksik olabileceği kanısına varıldı.
In this study 35 male, Albino type, New Zelland rabbits were used. The rabbits were divided in to 5 groups. A, B, C and D groups were administrated to intrathecally single dose 1, 2, 4 and 8 mg/kg tramadol hydrochloride respectively and also single dose of saline was given intrathecally to the control group. Pain treshold, whether the seizures improved or not, respiratory depression, motor disfunction and sedation grade were evaluated at the intervals of 5, 15, 30, 60 and 120 th min. Additionally neurotoxicity was examined histopathologically. It has been detected that tramadol has moderate analgesic potential which starts rapidly, lasts for a short time and depends on the doses. Motor dysfunction and seizures were not observed. Light sedation and respiratory depression were observed at high doses. Neurotoxicity found in all groups except the control group. We conclude that intrathecal tramadol hydrochloride has moderate analgesic effects which lasts for a short time and low incidence of side effects, but it may have toxic effects on the spinal cord.

11.The effect of preoperative single dose magnesium sulphate on the postoperative morphine consumption: a preliminary study
T. Özkan, G. Talu, E. Şentürk, D. Güneş, E. Ertürk, M. Şentürk, A. Yavru, M Tuğrul
Pages 59 - 63
Magnezyum NMDA reseptör antagonistidir. NMDA reseptör antagonistleri opioidlerin analjezik etkinliğini potansiyalize etmektedir. Bu preliminer, randomize, çift-kör, plasebo kontrollü çalışmada, preoperatif tek doz olarak uygulanan magnezyum sülfatın, postoperatif morfin tüketimine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Jinekolojik operasyon geçirecek 30 hastaya preoperatif 40 mg/kg magnezyum sülfat (GI) veya % 0.9 NaCl (GII) verilmiştir. Preoperatif, indüksiyon sonrası ve ekstübasyonu takiben serum magnezyum düzeyine bakılmıştır. Standart anesteziyi takiben postoperatif analjezi hasta kontrollü analjezi (HKA) yöntemi ile morfin kullanılarak uygulanmıştır. Postoperatif 24 saatlik toplam morfin gereksinimi, HKA pompasının kaydettiği talep ve sunum değerleri, hastanın memnuniyeti ve yan etkiler açısından iki grup karşılaştırılmıştır. İndüksiyon ve ekstübasyon sonrası magnezyum düzeyi GI’de GII’ye oranla yüksek bulunmuştur. 24 saatlik morfin tüketimi ve hasta talep değerleri GI’de istatistiksel anlamlı olarak düşük olmuştur (sırasıyla 24.5±5.5 / 28.1±3 mg/gün; 68.8±17.8 / 84.7±20.7; p=0.04). Hasta memnuniyetinin GI’de iyi olduğu, yan etkiler açısından gruplar arasında fark olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak 40 mg/kg’lık preoperatif tek doz magnezyum sulfatın, postoperatif yan etkilere yol açmadan morfin gereksinimini azalttığı ve postoperatif konfor açısından avantaj sağladığı kanısına varılmıştır.
Magnesium is a NMDA receptor antagonist. NMDA receptor antagonists potentiate the analgesic effects of opioids. The aim of this preliminary, randomised, double blind, placebo controlled study was to evaluate the effect of a preoperative single dose magnesium sulphate on the postoperative morphine consumption. At the preoperative period either 40 mg/kg magnesium sulphate (GI) or % 0.9 NaCl (GII) were given to 30 patients who underwent gynecological surgery. Serum magnesium levels were measured preoperatively, after induction and after extubation. After standardized anaesthesia method postoperative analgesia was provided by the patient controlled analgesia (PCA) method using morphine. The groups were compared for the total morphine consumption, PCA demand and delivery rates, satisfaction of the patient and side effects. Magnesium levels were higher in GI than GII after induction and extubation. The total morphine consumption in 24 hours and patient demand rates were statistically significantly lower in GI than in GII (24.5±5.5 / 28.1±3 mg/day and 68.8±17.8 / 84.7±20.7 respectively; p=0.04). Patient satisfaction was better in GI. No differences between the two groups were detected in terms of side effects. We conclude that 40 mg/kg magnesium sulphate as a single preoperative dose reduces postoperative morphine requirement without side effects and increases the postoperative patient comfort.

12.Hoarseness after lumbar epidural anesthesia: an unusual complication
A. Şahin, T Öcal, S. Özgen, Ü. Aypar
Pages 64 - 66
Epidural analjezi, yaşlı ve yüksek riskli hastalarda güvenli bir anestezi tekniğidir. Biz burada epidural anestezi altında transüretral prostat rezeksiyonu uygulanımı sırasında ses bozukluğu gelişen seksen yaşında bir hastayı sunmaktayız. Komplikasyon geçici olmasına ve uzun dönem etkileri bulunmamasına rağmen anestezi kalitesi yeterli değildi.
Epidural analgesia is a safe anesthetic technique in the elderly and high risk patients. We report an eighty year old patient who developed a transient hoarseness during a transurethral prostate resection under epidural anesthesia. Although the complication was transient and without long term effects, the quality of anesthesia for the patient was not satisfactory

ABSTRACTS
13.Abstracts

Page 67
Abstract

KITAP TANıTıMı
14.
Kitap tanıtımı

Page 83
Abstract

15.
Kitap tanıtımı

Page 84
Abstract

BILDIRGE
16.
Bildirge

Page 85
Abstract



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.