ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 3  Year: 2020
  Ağrı: 33 (3)
Volume: 33  Issue: 3 - 2021
Hide Abstracts | << Back
1.Cover

Pages I - II

2.Editorial Board

Pages III - IV

3.Contents

Page V

REVIEW
4.Percutaneous and Endoscopic Adhesiolysis
Hüseyin Utku Yıldırım, Mert Akbaş
PMID: 34318919  doi: 10.14744/agri.2020.70037  Pages 129 - 141
Bel ve bacak ağrısı epidural boşlukta oluşan skar dokusu da dahil olmak üzere birçok sebepten kaynaklanabilir. Skar dokusu sıklıkla hassas, ödemli ve inflamasyonlu sinirlere neden olur ve bu da ağrıya neden olabilir. Epidural adezyolizis, skar dokusundan sinirin serbestlenmesi veya dekompresyonu ile skar dokusunun ağrıya neden olan etkilerini ortadan kaldırır. Perkütan adhesiyolizis güvenli ve etkili bir prosedür iken, epiduroskopik adezyolizis kronik bel ağrısı ve radikülopati vakalarında tanısal ve terapötik avantajlar da sunan minimal invaziv bir tekniktir. Bu derlemenin amacı epidural fibrozis’te adezyolizis yöntemi olan perkütan ve endoskopik prosedürlerin endikasyonlar, kontrendikasyonlar, komplikasyonlar, teknik ve etkinlik açısından karşılaştırılmasını tanımlamaktır.
Low back and leg pain may be due to many causes including scarring in the epidural space. Scar tissue often causes irritated swollen and inflamed nerves, which can cause pain. Adhesiolysis eliminate the pain-causing effects of scar tissue by releasing or decompression of a nerve from scar tissue. Percutaneous adhesiolysis is a safe and effective procedure, while epiduroscopy is a minimally invasive technique that offers diagnostic and therapeutic advantages in cases of chronic low back pain and radiculopathy. The aim of this review is to describe the comparison of percutaneous and endoscopic procedures in the lysis of adhesions in epidural fibrosis in terms of indications, contraindications, complications, technique and efficacy..

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
5.The Effect of Spinal and General Anesthesia on Metastatic Lymph Node Flow in Bladder Cancer Surgery: A Pilot Study
Selda Şen, Özüm Tunçyürek, Ersen Ertekin, Mehmet Dündar, Imran Kurt Ömürlü, Sinem Sarı
PMID: 34318913  doi: 10.14744/agri.2020.05658  Pages 142 - 147
Giriş: Lenfatik damarların kasılma fonksiyonunun sempatik regülasyonu, günümüzde hayvan çalışmalarında metastaz mekanizması açısından çok dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı, mesane tümör cerrahisi geçiren hastalarda spinal veya genel anestezinin malign lenf nodlarındaki akım üzerine etkisini doppler ultrason ile değerlendirmektir.
Yöntemler: Bu prospektif, gözlemsel, pilot çalışma, Temmuz 2018'den Ağustos 2019'a kadar spinal veya genel anestezi altında elektif mesane tümör cerrahisi planlanan hastalarda (ASA II ve III, 45-85 yaşlarında) yapıldı. Hastalar iki gruba ayrılarak, spinal ve genel anestezi. uygulamasından önce ve sonra Doppler ultrason ile inguinal lenf nodlarında rezistivite indeksi, pulsatilite indeksi, pik sistolik hız ve end diyastolik hız ölçümleri kaydedildi.
Bulgular: Malign lenf nodlarında pulsatilite indeks değeri spinal anestezi (n = 12) ile ameliyat öncesi döneme (p = 0.002) göre azaldı, ancak genel anestezi grubunda (n = 11) arttı (p = 0.003). İki grup arasında postoperatif pulsatilite indeksinde anlamlı bir fark vardı (p = 0.0001) (cut off 5.49, duyarlılık% 81.82, özgüllük% 91.67). Postoperatif pik sistolik hız değerleri sadece genel anestezi grubunda preoperatif değerlerden anlamlı derecede yüksekti (p = 0.021).
Sonuç: Çalışmamızda doppler ultrasonografi ile değerlendirilen metastatik lenf nodlarındaki lenfatik akım spinal anestezi uygulamasında genel anesteziye göre azalmaktadır. Her ne kadar bu mekanizma kanser cerrahisi sırasında lenfatik metastazın azaltılmasında yeni olsa da, bu konuda uzun süreli nüks ve sağkalımı değerlendiren prospektif randomize çalışmalar gereklidir.
Introduction: The sympathetic regulation of contractile function of lymphatic vessels has received much attention in terms of metastasis mechanism nowadays in animal studies. The aim of the study to evaluate the effect of spinal or general anesthesia on flow in malignant lymph nodes in patients undergoing bladder tumor surgery with doppler ultrasound.
Methods: This prospective, observational, pilot study was performed on the patients (ASA II and III, aged 45–85) who scheduled for elective bladder tumor surgery under spinal or general anesthesia from July 2018 to August 2019. Patients were divided into two groups, spinal anesthesia and general anesthesia. Resistivity index, pulsatility index, peak systolic velocity and end diastolic velocity measurements were recorded preoperatively and postoperatively n the inguinal lymph nodes by doppler ultrasound.
Results: In the malignant lymph nodes, the pulsatility index value decreased with the spinal anesthesia (n=12) compared to the preoperative period (p = 0.002) but increased in the general anesthesia group (n=11) (p = 0.003). There was a significant difference in postoperative pulsatility index between the two groups (p = 0.0001) (cut off => 5.49, sensitivity 81.82%, specificity 91.67%). Postoperative peak systolic velocity values were significantly higher than preoperative values only in general anesthesia group (p = 0.021).
Conclusions: Lymphatic flow in metastatic lymph nodes decreased by spinal anesthesia compared to general anesthesia evaluated by using doppler ultrasound in our study. Although this new mechanism is new in the reduction of lymphatic metastasis during cancer surgery, prospective randomized studies evaluating long-term recurrence and survival are warranted.

6.Comparing the Effect of Heat and Cold Therapy on the Intensity of Nitrate Induced Migraine Type Headache in Cardiac Inpatients: A Randomized Controlled Trial
Aynaz Bagherzadi, Roghiyeh Emani, Haleh Ghavami, Hamid Reza Khalkhali, Marziyeh Ebrahimi
PMID: 34318912  doi: 10.14744/agri.2020.00907  Pages 148 - 154
Amaç: Bu çalışman amacı kardiyak hastalarda ısı ve soğuk terapi uygulamasının nitrogliserine bağlı migren tipi baş ağrısı şiddeti üzerine etkilerini karşılaştırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Bu randomize kontrollü çalışma, ön test ve son test olarak üç grup tasarımında (ısı veya soğuk terapi ve kontrol grubu) toplam 75 kardiyak hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. Müdahale grubundaki hastalar 25 dakika boyunca, iki kez (1 saatlik aralıklarla) ısı veya soğuk terapi aldı, kontrol grubundaki hastalar herhangi bir terapi almadı. Baş ağrısı şiddeti, ağrı için sayısal derecelendirme ölçeği (NRS Ağrı) ile, üç çalışma grubunda 3 kez (çalışmadan hemen önce, ilk terapinin uygulanmasının sonunda ve ikinci terapinin uygulanmasının sonunda) ölçülmüştür.
Bulgular: Çalışmadan hemen önce üç grup arasında ortalama ağrı skalası skoru (P = 0.781) için bazal fark yoktu; ancak ısı ve soğuk terapi uygulandıktan sonra üç grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p = 0.000).
Sonuç: Bu çalışma, ısı ve soğuk terapi uygulanmasının kardiyak hastalarda nitrata bağlı migren tipi baş ağrısının şiddetini azaltabildiğini göstermiştir. Hastaların yaklaşık% 10'unun dayanılmaz baş ağrısından dolayı nitrat tedavilerine tahammül edemediği gerçeği göz önüne alarak, nitrata bağlı migren tipi baş ağrısı olan hastalarda ısı veya soğuk terapi uygulaması, hastanın tedaviye uyumunu artırmak için önerilmektedir.
Objective: This study aimed to compare the effect of heat and cold therapy on the intensity of nitroglycerine induced migraine type headache in cardiac inpatients.
Methods: This randomized controlled trial was conducted on a total of 75 cardiac inpatients in three groups design (heat or cold therapy,and control group) as pre-test and post-test. Patients in the intervention group received heat or cold therapy for25 minutes, two times (at 1-hour interval), Patients in the control group did not receive any heat or cold therapy. Headache intensity was measured by the numeric rating scale for pain (NRS Pain), in three groups of study for 3 times (just before the study, at the end of applying the first therapy, and at the end of applying the second therapy).
Results: No baseline differences existed among the three groups for the mean pain scale score (P=0.781) just before the study; but the difference between three groups after applying heat and cold therapy was statistically significant (p=0.000).
Conclusion: This study demonstrated applying heat and cold therapy may reduce the intensity of nitrate induced migraine type headache in cardiac inpatients. Considering this fact that approximately 10% of patients cannot tolerate nitrate therapies due to unbearable headache, applying heat or cold therapy in patients with nitrate induced migraine type headache is recommended to improve patient’s adherence to treatment.

7.Is Chronic Low Back Pain and Radicular Neuropathic Pain Associated with Smoking and a Higher Nicotine Dependence? A Cross-Sectional Study Using the DN4 and the Fagerström Test for Nicotine Dependence.
Emanuel Schembri, Victoria Massalha, Liberato Camilleri, Stephen Lungaro-Mifsud
PMID: 34318914  doi: 10.14744/agri.2021.79836  Pages 155 - 167
Objective – To evaluate if a current smoking status and a higher nicotine dependence were associated with chronic low back pain and/or radicular neuropathic pain.

Materials and methods- A cross-sectional study was conducted on the first eligible consecutive 120 patients. Demographic data, pain intensity, worst pain location, most distal pain radiation, the DN4 questionnaire, STarT back tool, and the Fagerström Test were collected during the initial examination. An age- and gender-matched control group (n=50), free from chronic low back pain was recruited.

Results- In the chronic pain group, there was a significant difference between smokers and lifetime non-smokers in the average pain intensity (p=0.037), total DN4 score (p=0.002), STarT Back tool (p=0.006), worst pain location (p=0.023) and the most distal pain radiation (p=0.049). The mean total DN4 score increased with a corresponding increase in the number of cigarettes smoked daily (p=0.002). Current smokers had an OR of 3.071 (p=0.013) (95% CI 1.268-7.438) for developing chronic low back pain and lumbar related leg pain and an OR of 6.484 (p<0.001) (95% CI 2.323-18.099) for developing chronic radicular neuropathic leg pain. For every one-unit increase in the Fagerström test score, the likelihood for chronic low back pain and lumbar related leg pain increased by 40.71% (p=0.008) (95% CI 1.095-1.809) and for chronic radicular neuropathic leg pain increased by 71.3% (p<0.001) (95% CI 1.292-2.272).

Conclusion- A current smoking status and a higher nicotine dependence were both independently associated with an increased risk for chronic low back pain and/or chronic radicular neuropathic pain.

8.The Effect of Circadian Rhytm in Patients Undergoing Spinal Anesthesia
Gamze Kılıçarslan, Metin Alkan, Ömer Kurtipek, Yusuf Ünal, Volkan Şıvgın, Kursat Dikmen, Semin Turhan, Mustafa Arslan
PMID: 34318918  doi: 10.14744/agri.2021.65807  Pages 168 - 175
Amaç: Sirkadiyen ritim günlük yaşamımızda etkisi altında kaldığımız başlıca ritimlerden en önemlisidir ve anestezide kullandığımız birçok ilacın etkinliğinde önemli rol oynamaktadır Bu çalışmanın amacı spinal anestezi altında opere olan hastaları retrospektif olarak inceleyerek sirkadiyen ritmin spinal anestezi uygulanan hastalarda postoperatif analjezi gereksinimi üzerine olan etkisini ortaya koymaktır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamız spinal anestezi altında genel cerrahi ameliyathanesinde ingüinal herni ve anorektal cerrahi operasyonu geçiren hastalarda gerçekleştirildi. Hastalar cerrahiye alındıkları saate göre iki gruba ayrıldı: Saat 06.00- 12.00 (Grup 1) ve 12.00-18.00 (Grup 2). Postoperatif ilk analjezik gereksinim süreleri, ilk yürüme zamanları, ilk idrar yapma zamanları, intraoperatif hemodinamik veriler, intraoperatif ve postoperatif yan etkiler ve hasta memnuniyetleri belirlenerek kaydedildi.
Bulgular: Postoperatif ilk analjezik ihtiyacı zamanı Grup 1’ de Grup 2’ ye göre daha uzun saptanmış olup, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Gruplara ait kalp atım hızı ortalamaları, zaman içerisindeki değişimleri açısından karşılaştırıldığında 25. ve 30. dk ölçümlerinde Grup 2’ de Grup 1’e göre anlamlı olarak düşük bulundu. Yan etkilere bakıldığında gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı, iki grupta da en sık görülen yan etkinin bulantı-kusma olduğu tespit edildi.
Sonuç: Spinal anestezi sonrası ilk analjezi gereksinim zamanının Grup 1‘ de Grup 2‘ ye göre anlamlı derecede uzun olduğunu saptadık.
Objective: The circadian rhythm is the most important of the main rhythms that affect our daily lives and has a significant role in the efficiency of a lot of drugs used in anesthesia. The aim of this study is to prove whether circadian rythm has an effect on spinal anesthesia and, if any, its effect on postoperative analgesic request by retrospectively studying the patients operated under spinal anesthesia.
Methods: We conducted the study on patients operated on inguinal hernia and anorectal surgery under spinal anesthesia in general surgery room. The patients were divided into two groups according to the time when they were taken into surgery: between 06.00-12.00 (Group 1) and 12.00- 18.00 (Group 2). Time to first analgesic request, time to start walking, time to first urination, intraoperative and postoperative side effects, intraoperative hemodynamic data, and patient satisfaction were detected and recorded.
Results: The time to first analgesic request in Group 1 was longer than in Group 2, and this difference was statistically significant. The mean heart rate of the groups was found significantly lower in Group 2 than in Group 1 during measurements at the 25. and 30. minute when compared with their changes over time. There were no statistically significant differences between the groups in terms of side effects and the most common side effect was detected to be nausea - vomiting.
Conclusions: We found out that the time to first analgesic request after spinal anesthesia was significantly longer in Group 1 than in Group 2.

9.The Long-Term Effects of Plasma Disc Coagulation Therapy for Cervical Disc Hernia
Sibel Özcan, Arzu Muz, Serhat Taşkın, Ahmet Kürşat Poyraz, Selami Ateş Önal
PMID: 34318915  doi: 10.14744/agri.2020.28482  Pages 176 - 182
Amaç: Son zamanlarda, lomber ve servikal disk hernisi (SDH) tedavisinde plazma disk koagülasyon tedavisi (PDCT) kullanılmıştır, ancak PDCT' nin uzun dönem etkileri tam olarak belgelenmemiştir. Bu çalışmanın amacı, servikal disk hernili hastalarda PDCT' nin ağrı skoru, disk hacmi ve hasta memnuniyeti üzerindeki uzun dönem etkilerini değerlendirmektir.
Gereç ve Yöntem: PDCT tedavisi uygulanan 80 SDH hastası çalışmaya alındı. Hastaların demografik özellikleri ve ağrı skorları (görsel analog skala-VAS) başlangıçta ve PDCT tedavisinden sonraki 1., 3., 6. ve 12. aylarda kaydedildi. PDCT'den sonraki 12. ayda hasta memnuniyeti ve disk hacmi değerlendirildi.
Bulgular: VAS skorunda zaman bağımlı ve istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı. Başlangıçtaki VAS skoru 6.5 ± 0.9 iken, son takipte 3.4 ± 0.2 olarak tespit edildi (p <0.01). Manyetik rezonans görüntüleme patolojisine göre, PDCT sonrası VAS skoru ekstrüde diski olan hastalarda, bulging ve protrüzyon olan hastalara göre daha yüksekti (p <0.05). Tedaviden 12 ay sonra Odom kriterlerine göre hastaların % 50'si mükemmel olduğunu bildirirken, % 8,7’si kötü olduğunu rapor etti. PDCT tedavisinden sonra Odom kriterlerine göre mükemmel olduğunu bildiren hastalarda disk hacminin azaldığı tespit edildi. (p <0.01).
Sonuç: Bu çalışma PDCT'nin seçilmiş SDH’li hastalar için güvenli, etkili ve minimal invaziv bir tedavi tekniği olduğunu göstermiştir.
Objectives: Recently, plasma disc coagulation therapy (PDCT) has been used in the treatment of lumbar and cervical disc hernia (CDH), but the long-term effects of PDCT have not been well documented. The aim of this study was to assess the long-term effects of PDCT on pain score, disc volume and patient satisfaction in patients with CDH.
Methods: Eighty patients with CDH, who underwent PDCT treatment, were included in the study. The patients demographics and pain scores (visual analog scale-VAS) were recorded on the baseline and in the 1st, 3rd, 6th and 12th month after PDCT treatment. We evaluated patient satisfaction and disc volume on the 12th month after PDCT.
Results: A statistically significant and time-dependent decrease was determined in VAS score. The initial mean VAS score was 6.5 ± 0.9, and it decreased to 3.4 ± 0.2 on the final follow-up (p<0.01). According to magnetic resonance imaging pathology, VAS score after PDCT was higher in patients with an extruded disc when compared to patients with bulging and protruded discs at all times (p<0.05). After 12 months, 50 % of the patients were reported as excellent and 8.7 % of the patients reported as poor based on the Odoms’ criteria. Disc volume decreased after PDCT treatment in the patients who reported that they were excellent based on the Odoms’ criteria (p<0.01).
Conclusions: This study demonstrated that PDCT is a safe, effective and minimally invasive treatment technique for adequately selected patients with CDH.

10.The Effect of Postamputation Pain and Phantom Sensations on Prosthesis Use, Body Image, and Quality of Life in Patients with Lower-extremity Amputation
Tuğba Aydın, Ekin İlke Şen, Nur Kesiktaş, Derya Bugdayci, Kadriye Öneş, Sümeyye Güven Kaya, İlhan Karacan
PMID: 34318921  doi: 10.14744/agri.2020.83798  Pages 183 - 189
Amaç: Bu çalışmada amacımız protez kullanan, alt ekstremite amputasyonu olan hastalarda fantom ağrısı (PLP), fantom hissi (PLS) ve güdük ağrısı (RLP)’nın değerlendirilmesi; bu ağrıların protez kullanımı, lokomotor beceriler ve vücut imajı ile ilişkisinin incelenmesidir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza ampute polikliniğimize başvuran alt ekstremite amputasyonu olan, en az 3 aydır ampute alt ekstremite için protez kullanan 57 hasta dahil edildi. Fantom ağrısı, fantom hissi ve güdük ağrısı Protez Değerlendirme Anketi (PEQ) ile ölçüldü. Protez kullanımı Houghton Skalası ile, lokomotor becerileri Lokomotor Kapasite İndeksi (LCI) ile, vücut imajı Ampute Vücut İmaj Skalası (ABIS) ile, yaşam kalitesi Kısa Form Sağlık Anketi (SF-36) ile değerlendirildi.
Bulgular: PEQ’ya göre hastaların %43.9'unda fantom ağrısı, %63.2'sinde fantom hissi ve %40.4'ünde güdük ağrısı tespit edilmiştir. Korelasyon analizleri fantom ağrısı sıklığı ve süresi arttıkça hastaların temel ve ileri lokomotor becerileri ile yaşam kalitesinin düştüğünü ortaya koymuştur. Fantom ağrısı' nın yoğunluğu ve neden olduğu stres derecesi arttığında, hastaların yaşam kalitesinin düştüğü; fantom hissi sıklığı arttığında, hastaların emosyonel durumunun kötüleştiği tespit edilmiştir. Fantom hissi' nin yoğunluğu ve rahatsızlık derecesi arttığında, hastaların vücut imajı, emosyonel durumu ve sosyal durumu kötüleşmiştir. Güdük ağrısının oranı, sıklığı, şiddeti veya süresi ile Houghton ölçeği, LCI, ABIS veya SF-36 skorları arasında korelasyon bulunmamıştır.
Sonuçlar: Fantom ağrısı ve fantom hissi, protez kullanım sıklığını azaltmasının yanı sıra ampute hastaların vücut imajını ve yaşam kalitesini de olumsuz etkiler.
Objective: The aim of this study was to investigate phantom limb pain (PLP), phantom limb sensation (PLS), and residual limb pain (RLP) after lower-extremity amputation and their effect on patients’ effective prosthesis use, body image, and quality of life in prosthetic users.
Methods: Fifty-seven patients with lower-extremity amputation who used prosthesis for at least three months were included in our study. PLP, PLS, and RLP were evaluated via the prosthesis evaluation questionnaire (PEQ). Prosthetic use, locomotor skills, body image, quality of life were measured by administering Houghton scale, locomotor capabilities index (LCI), amputee body image scale (ABIS), and short-form health survey (SF-36), respectively.
Results: On the PEQ, 43.9% of the patients reported PLP, while 63.2% reported PLS, and 40.4% reported RLP. Correlation analyses revealed that as the frequency and duration of PLP increased, the patients’ basic and advanced locomotor skills and quality of life decreased. When the intensity of PLP and the degree of distress caused by it increased, the patients’ quality of life decreased, and when the frequency of PLS increased, the patients’ emotional state worsened. When the intensity of PLS and the degree of bother caused by it increased, the patients’ body image, emotional state, and social status worsened. There was no correlation between the rate, frequency, severity, or duration of RLP and scores on Houghton scale, LCI, ABIS, or SF-36.
Conclusions: The presence of PLP and PLS decreases the use of prostheses and impairs body image and quality of life in prosthetic users.

CASE REPORTS
11.Giant Virchow- Robin Spaces May Play a Role at Headache Attributed to Hypoxia and/or Hypercapnia
Ali Akyol, Yelda Özsunar, Saliha Yeter Amasyalı, Zehra Arıkan, Ayça Özkul
PMID: 34318923  doi: 10.5505/agri.2018.98360  Pages 190 - 193
IHS 2013-beta versiyonunda hipoksi veya hiperkapniye bağlı baş ağrıları 10.1.1 yüksek irtifa baş ağrısı, 10.1.2 uçak seyahatine bağlı baş ağrısı, 10.1.3 dalma baş ağrısı, 10.1.4 uyku apnesi baş ağrısı şeklinde alt gruplara ayrılmaktadır. Uçak seyahati esnasında ortaya çıkan baş ağrıları sık karşılaşmadığımız baş ağrılarındandır. Literatürde ilk vaka 2004 yılında bildirilmiştir. Uçak seyahatine bağlı baş ağrısı patofizyolojisi henüz tam anlaşılamamıştır. Uçak seyahati ve yükseklik baş ağrılarının birlikte aynı olguda görülmesi, kranial MR’ da geniş Virchow-Robin aralıklarının izlenmesi, önleyici atak tedavisi ile bu baş ağrılarının gelmemesi yönüyle hastamızı sunmayı uygun bulduk.
According to International Classification of Headache Disorders (ICHD-III Beta version) headache attributed to hypoxia and/or hypercapnia is classified under the 4 title: 10.1.1 High altitude headache, 10.1.2 Airplane travel associated headache, 10.1.3 Diving headache and 10.1.4 Sleep apnoea headache. Headache associated with airplane travel is encountered infrequently in our clinical practice and firstly reported in 2004 as a case in the literature. The pathophysiology of headache associated with airplane travel is not yet clear. We presented this case in the aspect of the patient having both airplane travel and high altitude headaches and seen giant Virchow-Robin spaces in cranial MRI and disappearence of pain with a preventive treatment.

12.Erector Spinae Plane Block for Anesthesia of Open Ventral Hernia Repair in Severe Ankylosing Spondylitis
Başak Altıparmak, Melike Korkmaz Toker, Ali İhsan Uysal, Semra Gümüş Demirbilek
PMID: 34318917  doi: 10.14744/agri.2019.41033  Pages 194 - 196
Ankilozan spondilit, havayolu ve aksiyel iskelet tutulumu nedeniyle anestezistler açısından zorlu bir hastalıktır. Ciddi ankilozan spondilit yakınması olan 55 yaşındaki bir erkek hasta Anesteziyoloji kliniğine başvurdu. Orta hat açık ventral herni onarımı planlanmıştı. Ameliyatın tam anestezisi için 4 mcg kg-1 saat-1dexmedetomidine sedasyonu ile birlikte T8 seviyesinden bilateral ultrason rehberlikli erektor spina alan (ESP) bloğu yapmaya karar verdik. ESP bloğunu 25 ml %0.25 bupivakain ile yaptık ve aynı işlemi karşı tarafta tekrar ettik. Yirmibeş dakika sonra cilt insizyonu başladı. Operasyon boyunca ek bir anestezik veya analjezik ajan uygulamaya gerek duymadık. ESP bloğu, enjeksiyon seviyesine göre spinal sinirlerde ventral rami ve komünikan ramiyi etkileyerek, farklı dermatomlarda analjezi sağlar. T7-T9 seviyeleri arasından uygulandığında, farklı tipte ameliyatlardan sonra etkili şekilde postoperatif ağrıyı azalttığı bildirilmiştir.
Ankylosing spondylitis is a challenging disease for anesthesiologist due its airway and axial skeleton involvement. A 55 years old male patient suffering from severe ankylosing spondylitis, admitted to Anesthesiology Clinic. He was planned to receive a midline open ventral hernia repair. We decided to perform bilateral ultrasound-guided erector spinae plane (ESP) block at the level of T8 with 0.4 mcg kg-1 hour-1 dexmedetomidine sedation for complete anesthesia of the surgery. We performed ESP block with 25 mL of 0.25% bupivacaine and repeated the same procedure at the contralateral side. Twenty minutes later, the skin incision was started. We didn’t need to apply an additive anesthetic or analgesic drug throughout the surgery. ESP block provides analgesia for different dermatomes by effecting ventral rami and rami communicantes of spinal nerves depending on the level of injection site. When performed between T7-T9 levels, it has been reported to effectively attenuate postoperative pain after different types of surgeries.

13.A Case of Syncopal Convulsions Triggered by Glossopharyngeal Neuralgia
İrem Taşcı, İbrahim Beydilli, Caner Feyzi Demir, FERHAT BALGETİR, MURAT GÖNEN, Meryem Bakır
PMID: 34318920  doi: 10.5505/agri.2018.79027  Pages 197 - 199
Senkopal konvülziyonların ve epileptik nöbetlerin klinik olarak ayırtedilmesi zordur ve tedavi yaklaşımları farklılık gösterir. Antiepileptik tedaviye dirençli konvülziyonların ayırıcı tanısında serebral perfüzyonu bozan kardiyak aritmileri düşünmek önemlidir. Bu yazıda, yutkunma ile ilişkili tekrarlayan senkopal konvülsiyon atakları olan 72 yaşındaki glossofarengeal nevraljili erkek hasta sunuldu. Hasta geçici kalp pili ve karbamazepin ile başarılı bir şekilde tedavi edildi. Bu olgu, epileptik nöbetlerin ayırıcı tanısında nadir görülen glossopharengial nevralji ve buna bağlı asistolinin tetiklediği senkopal konvülziyonlara dikkat çekmektedir.
Syncopal convulsions and epileptic seizures are clinically hard to distinguish and differ in terms of treatment approaches. It is important to consider the cardiac arrhythmias that impair cerebral perfusion in the differential diagnosis of antiepileptic treatment-resistant convulsions. Here we offer a 72 year old male patient glossopharengial neuralgia after swallowing associated with recurrent episodes of syncopal convulsions. The patient was successfully treated with temporary pacemaker and carbamazepine. This phenomenon is noteworthy in terms of both asystole triggered by glossopharengial neuralgia and syncopal convulsions which are rare in the differential diagnosis of epileptic seizures.

14.Chronic Pain in Bone Anchored Hearing Aids
Selahattin Genç, Serdar Başer, Ferit Bayakır, Halil Erdem Özel, Fatih Ozdogan, Meliha Gülden Genç, Adin Selçuk
PMID: 34318922  doi: 10.14744/agri.2019.84704  Pages 200 - 202
Kemiğe implante işitme cihazlarının komplikasyonları nadirdir. En sık görülen postoperatif komplikasyon titanyum implant etrafındaki yumuşak doku reaksiyonlarıdır. Kronik baş ağrısı ise nadir görülen bir komplikasyondur.
Biz bu makalede, kemiğe implante işitme cihazı uyguladığımız, ancak hastanın lokal ve sistemik tedavilere rağmen çözemediğimiz kronik baş ağrısı, yanma hissi nedeniyle postoperatif birinci yılında cihazını çıkarmak zorunda kaldığımız hastamızı sunduk. Başarısızlık nedenlerini literatür eşliğinde tartıştık.
The complications of bone anchored hearing aids are very rare. The most seen postoperative complication is soft tissue reaction locally occuring around the titanium implant. Chronic headache is a rarely seen complication related to bone anchored hearing aids application.
We presented a patient having complaints of chronic headache and burning sensation after bone anchored hearing aids application. Follow up for one year after the operation, despite the local and systemic therapies, there was no improvement of symptoms
and the device was compulsorily removed. This rare complication of bone anchored hearing aids application is reviewied in the literature and probable reasons of failure are discussed

LETTER TO THE EDITOR
15.COVID-19’da İhmal Edilen Semptom: Ağrı
Ender Sir
PMID: 34318916  doi: 10.14744/agri.2020.33341  Pages 203 - 204
Ağrı COVID-19 hastalarında sık görülen fakat genellikle göz ardı edilen bir semptomdur. Bu hastalarda ayrıntılı şekilde ağrının değerlendirmesi, erken ve yeterli tedavi uygulanması, ağrının kronikleşmesi ve duygudurum düzensizliği gelişme riskini azaltabilir. Analjezi sağlamak için, bu hastalarda ilk seçenek olarak parasetamol önerilebilir, sonrasında böbrek yetmezliği veya mide kanaması gibi mutlak bir kontrendikasyon yoksa COVID-19 hastalarında ağrı yönetimi için NSAID'ler de güvenilir bir şekilde kullanılabilir. Kodein de, basit ağrı kesicilere cevap vermeyen ve anksiyetesi olan hastalarda iyi bir alternatiftir.
Pain is a common but often ignored symptom in COVID-19 patients. Early and adequate treatment with detailed pain assessment in these patients may reduce the risk of pain chronicization, and mood dysregulation. To provide analgesia, paracetamol can be listed as the first option in these patients, and then NSAIDs can also be reliably used for pain management in patients with COVID-19 if there are no absolute contraindications such as kidney failure or gastric bleeding. Codeine is also a good alternative for patients with anxiety who do not respond to simple pain-relievers.



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.