ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 33  Issue: 2  Year: 2020
  Ağrı: 21 (3)
Volume: 21  Issue: 3 - 2009
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Etiology of temporomandibular disorder pain
Koray Oral, Burcu Bal Kucuk, Bugce Ebeoglu, Sibel Dincer
PMID: 19779999  Pages 89 - 94
Çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde görülen ağrı, temporomandibular rahatsızlıkların en belirgin semptomudur. Temporomandibular rahatsızlıklarda meydana gelen ağrının oluşmasında birçok faktörün etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalar hastalığın oluşumunda hazırlayıcı, başlatıcı ve ilerletici faktörler olduğunu belirtmektedir. Travma, oklüzal uyumsuzluklar, stres, parafonksiyon, hipermobilite, yaş, cinsiyet ve kalıtım gibi faktörlerin temporomandibular rahatsızlıkların oluşumunda etkili olduğu öne sürülmekle birlikte, etkinliği tartışmalıdır. Bu derlemede, eklem içi ve kas kaynaklı temporomandibular ağrının etyolojisi ile ilgili geçmiş ve yeni görüşler özetlenecektir.
Pain in the masticatory muscles and temporomandibular joint is the main symptom of temporomandibular disorders. The etiology of temporomandibular disorder pain is multifactorial. Several studies have reported that there are predisposing, initiating and aggravating factors contributing this disorder. Although factors such as trauma, occlusal discrepancies, stress, parafunctions, hypermobility, age, gender and heredity has been implicated in the maintenance of temporomandibular disorder pain, there are still controversies for the actualy etiology. This review will summarize the past and current concepts that is related to the etiology of arthrogenic and myogenic originated temporomandibular pain.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.The efficacy of topical thiocolchicoside (Muscoril®) in the treatment of acute cervical myofascial pain syndrome: a single-blind, randomized, prospective, phase IV clinical study
Ayşegül Ketenci, Hande Basat, Sina Esmaeilzadeh
PMID: 19780000  Pages 95 - 103
Amaç: Miyofasiyal ağrı sendromu, bir veya birkaç kas ve/veya bağ dokusunda bulunan ve tetik nokta denilen hipersensitif bölgelerle kendini gösteren; ağrı, kas spazmı, hassasiyet, sertlik, hareket kısıtlılığı, güçsüzlük ve nadiren otonomik disfonksiyon yapabilen bir rahatsızlıktır. Miyofasiyal ağrı sendromunun tedavisinde çeşitli tedavi yöntemleri kullanılmıştır. Bu tedaviler arasında germe ve sprey tekniği, tetik nokta enjeksiyonu, kuru iğneleme, çeşitli ilaç tedavileri ve fizik tedavi yöntemlerinin etkinliği gösterilmiştir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya akut miyofasiyal ağrı sendromulu 65 hasta alındı. Hastalar üç gruba randomize edildi. İlk gruba tetik noktalar üzerine tiyokolşikosid merhem, ikinci gruba tetik noktalar üzerine tiyokolşikosid ampul intramuskuler, üçüncü gruba ikisi birlikte uygulandı. Tedaviler beş gün boyunca yapıldı. Algometrik ve goniometrik ölçümler, vizüel analog skala (VAS) ile ağrı şiddeti değerlendirimi birinci, üçüncü ve beşinci günde yapıldı.
Bulgular: VAS ile ölçülen ağrı şiddeti birinci günden itibaren monoterapi gruplarında, üçüncü günden itibaren tüm gruplarda anlamlı oranda düştü. Her üç grupta da sağa lateral fleksiyonda anlamlı düzelme gözlenirken, kombine tedavi grubunda sola lateral fleksiyonda anlamlı düzelme saptanmadı.
Sonuç: Tiyokolşikosid, miyofasiyal ağrı sendromu tedavisinde kullanılabilir ve merhem formu özellikle enjeksiyon uygulanamayan hastalar için iyi bir alternatif oluşturabilir.
Objectives: Myofascial pain syndrome is a disorder characterized by hypersensitive sites called trigger points at one or more muscles and/or connective tissue, leading to pain, muscle spasm, sensitivity, rigor, limitation of movement, weakness, and rarely, autonomic dysfunction. Various treatment methods have been used in the treatment of myofascial pain syndrome. Among these, stretch and spray technique, trigger point injection, dry needling, pharmacological agents, and physical therapy modalities have been proven effective.
Methods: Sixty-five patients with acute myofascial pain syndrome were recruited into the study. Patients were randomized into three groups. The first group received thiocolchicoside ointment onto the trigger points, the second group received 8 mg thiocolchicoside intramuscular injection to the trigger points, and the third group received both treatments. Treatment was applied for 5 consecutive days. Algometric and goniometric measurements and pain severity assessments with visual analog scale (VAS) were repeated on the first, third, and fifth days of the treatment.
Results: Pain severity measured with VAS significantly improved after the first day in the mono-therapy groups and after the third day in all groups. While significant improvement was observed in all three groups in right lateral flexion measurements, no significant changes were observed in the combined treatment group in left lateral flexion measurements.
Conclusion: Thiocolchicoside can be used in the treatment of myofascial pain syndrome. The ointment form may be a good alternative, particularly in patients who cannot receive injections.

3.Comparison of non-invasive and invasive techniques in the treatment of patients with myofascial pain syndrome
Kürşat Gül, Selami Ateş Önal
PMID: 19780001  Pages 104 - 112
Bu çalışmada, miyofasiyal ağrı sendromlu (MAS) hastalarda non-invazif teknikler olan transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve lazer tedavileri ile invazif teknikler olan lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonlarının etkinliği karşılaştırıldı.
Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Algoloji polikliniğine başvuran ve MAS tanısı konulan 100 hasta alındı. Hastalar rastgele 25’er kişilik dört gruba ayrıldı. Birinci ve ikinci gruba bir ay boyunca sırası ile 60 seans TENS ve 20 seans lazer tedavisi, üçüncü ve dördüncü gruba ise lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonu uygulandı. Lidokain, her hasta için haftada 2 kez olmak üzere toplam 8 kez ve her tetik nokta için %1’lik lidokain solüsyonundan 2 ml (20 mg) yapıldı. Botulinum toksin-A ise her hasta için bir kez olmak üzere her tetik noktaya 25 U (0.5 ml) yapıldı. Hastaların ağrı değerlendirmesi başlangıç, 15., 30. ve 45. günlerde olmak üzere vizüel analog skala (VAS), palpabl kas spazmı derecelendirmesi (PKSD) ve anesteziyometre ölçüm yöntemleri ile yapıldı.
Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Tedavi sonrası VAS, PKSD ve anesteziyometre skorlarının hepsinde, botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyon tedavisinin lidokain tetik nokta enjeksiyonu, TENS ve lazer tedavilerine göre istatistiksel olarak daha olumlu sonuçlar verdiğini tespit ettik.
Sonuç olarak, botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonunun, lidokain tetik nokta enjeksiyonuna ve non-invazif tedavi yöntemlerinden TENS ve lazere göre daha etkili olduğunu düşünmekteyiz.
The efficiency of non-invasive techniques including transcutaneous electrical nerve stimulation (TENS) and laser treatments and invasive techniques including lidocaine and botulinum toxin-A injection, in the patients with myofascial pain syndrome (MPS) were compared in this study.
Hundred patients who admitted to Firat University Hospital Pain Department and who were diagnosed as MPS were included in the study. Patients were randomized into four groups and each group consisted of 25 patients. 60 sessions of TENS and 20 sessions of laser treatments were performed to the first and second groups, respectively. Lidocaine and botulinum toxin-A were injected to the third and fourth groups, respectively. 2ml (20 mg) %1 lidocaine was injected to each patient twice a week for one month in Group I. 25 U (0.5 ml) of botulinum toxin-A was injected to each patient only once in Group II. Pain was evaluated with visual analogue scale (VAS), palpable muscle spasm scoring (PMSS) and anesthesiometer at baseline, 15, 30 and 45 days.
There was no statistically significant difference between the groups with respect to age, sex and education level. Pain control was statistically better in Group III compared with the other groups with respect to VAS, PMSS and anesthesiometer scores.
In conclusion, botulinum toxin-A injection provided better pain control when compared to trigger point injection with lidocaine and non-invasive techniques including TENS and laser treatments.

4.Effects of preoperative lornoxicam versus tramadol on postoperative pain and adverse effects in adult tonsillectomy patients
Berrin Işık, Mustafa Arslan, Özgür Özsoylar, Mehmet Akçabay
PMID: 19780002  Pages 113 - 120
Amaç: Erişkin hastalarda ameliyat öncesi uygulanan lornoksikam ile tramadolün tonsillektomi ağrısı üzerine etkinliği değerlendirildi.
Gereç ve Yöntem: Prospektif, çift kör, randomize ve klinik çalışma, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Cerrahisi Ameliyathanesinde ASA I-II, 18-55 yaş arası, kadın ve erkek 40 olguda gerçekleştirildi. Tonsillektomi hastaları iki gruba ayrıldı. Grup L’deki hastalara 8 mg lornoksikam ve Grup T’deki hastalara 50 mg tramadol genel anestezi indüksiyonundan hemen önce intravenöz yolla uygulandı. Anestezi indüksiyonu ve kontrollü ventilasyon altında sürdürülen anestezi idamesi (propofol, atraküryum, nitroz oksit ve sevoflurane) ve cerrahinin tipi standardize edildi.
Bulgular: Anestezi sırasında arter basıncı ve kalp atım hızı monitorize edildi. Ameliyattaki kanama miktarı aynı operatör tarafından 5 nokta skalası kullanılarak ameliyat sonunda değerlendirildi. Ameliyattan sonra yutkunma sırasındaki ağrı hastanın hangi gruba dahil olduğunu bilmeyen araştırmacı tarafından postanestzi bakım odasına gelişte (T0), 30. dakikada (T1), 1. saatte (T2), 2. saatte (T3), 3. saatte (T4), 4. saatte (T5), 5. saatte (T6) ve 6. saatte (T7) değerlendirildi. Ameliyat sonrası ilk 6 saatte VRS ≥2 olduğunda 1mg.kg-1 im meperidin ilave analjezik olarak yapıldı. Ameliyat sonrası ilk 6 saatteki yan etkiler (bulantı kusma ve ameliyat sonrası kanama) kaydedildi. T1 ve T2 ağrı skorları Grup T’de Grup L’den yüksek bulundu (sırasıyla p=0.049, p=0.007). İlk 6 saatte ilave analjezik gereksinimi olan olgu sayısı Grup L’de Grup T’den düşük bulundu. Bulantı kusma, ameliyattaki ve ameliyat sonrası kanama verilerinde gruplar arasında fark bulunmadı.
Sonuç: Erişkin hastalarda, posttonsillektomi ağrısı üzerine ameliyat öncesi uygulanan 8 mg lornoksikam 50 mg tramadolden daha etkin, yan etkileri ise benzerdir.
Objectives: This study assessed the efficacy and adverse effects of preoperatively administered lornoxicam versus tramadol in adults, for post-tonsillectomy pain.
Methods: This prospective, double blind, randomized, clinical research was performed in the Ear, Nose and Throat Surgery Room in the Department of Anesthesia and Reanimation, Gazi University Faculty of Medicine. Forty American Society of Anesthesiologists (ASA) status I-II patients of both gender, aged 18-55 years, were included.
Results: Tonsillectomy patients were divided into two groups: Those in Group L received 8 mg lornoxicam and in Group T received 50 mg tramadol intravenously just before induction of general anesthesia. Induction and maintenance of anesthesia (propofol, atracurium, nitrous oxide and sevoflurane) were standardized. Heart rate and systolic and diastolic arterial pressure data were monitored during the anesthesia. Intra-operative bleeding was scored by the same operator using a 5-point scale at the end of the surgery. Postoperative pain on swallowing was scored by a blinded anesthesiologist using Verbal Rating Scale (VRS) on arrival in the Post Anesthesia Care Unit (T0), at 30 min (T1), 1h (T2), 2h (T3), 3h (T4), 4h (T5), 5h (T6), and 6h (T7) thereafter. During the first postoperative 6 hours, when VRS ≥2, 1mg.kg-1 im meperidine was used as a rescue analgesic. Adverse effects in the postoperative 6h period were noted. T1 and T2 pain scores in Group T were higher than in Group L (p=0.049, p=0.007, respectively). The number of patients requiring rescue analgesics during the first 6 hours in Group L was lower than in Group T. Nausea-vomiting, bleeding and postoperative hemorrhage values were similar between Group L and Group T.
Conclusion: Preoperative 8 mg lornoxicam was more effective than 50 mg tramadol with respect to early postoperative tonsillectomy pain in adult patients, and side effects were similar.

CLINICAL CONCEPTS AND COMMENTARY
5.Spondylodiscitis caused by sudden onset back pain following transrectal ultrasonography-guided prostate biopsy: a case report
Hale Karapolat, Yeşim Akkoç, Bilgin Arda, Erhan Sesli
PMID: 19780003  Pages 121 - 125
Spondilodiskit, iyatrojenik girişimler sonrası gelişebilen ve göz önünde bulundurulması gereken ciddi ve önemli bir klinik sorundur. Transrektal ultrasonografi (TRUS) eşliğinde yapılan prostat biyopsisi sonrasında spondilodiskit çok nadir olarak görülmektedir. TRUS eşliğinde yapılan prostat biyopsisi sonrasında ciddi sırt ağrısı, intermitant yüksek ateş, iştahsızlık ve yorgunluk semptomları gelişen 70 yaşındaki hastaya yapılan klinik, laboratuvar ve radyolojik değerlendirme sonucunda spondilodiskit (T6-7) tanısı konuldu ve cerrahi olarak tedavi edildi. TRUS eşliğinde yapılan prostat biyopsisi çok sık kullanılan bir yöntem olmakla beraber, bu girişimden sonra ani başlayan sırt veya bel ağrısında spondilodiskiti göz önünde bulundurmamız açısından bu olgu sunuldu.
Spondylodiscitis is a serious and important clinical problem that can occur after iatrogenic interventions and should be kept in mind. Spondylodiscitis after transrectal ultrasonography (TRUS)-guided prostate biopsy is an extremely rare complication. A 70-year-old patient who presented with severe back pain, intermittent high fever, loss of appetite, and fatigue following TRUS-guided prostate biopsy was diagnosed with thoracic spondylodiscitis (T6-7) after clinical, laboratory and radiological assessments and he was treated surgically. We present this case to remind medical professionals to keep spondylodiscitis in mind in the presence of sudden onset back and low-back pain, since TRUS-guided prostate biopsy is a frequently used procedure.

LETTER TO THE EDITOR
6.Ultrasound-guided infraclavicular block supplementation is possible during hand surgery
Yavuz Gürkan, Emre Sahillioğlu, Mine Solak, Kamil Toker
PMID: 19780004  Pages 126 - 127
The use of ultrasound provides clinicians the ability of doing nerve blocks that would not be feasible with the aid of nerve stimulator alone. It is helpful when motor response to nerve stimulation is difficult or even impossible to evaluate in cases like arthrodesis, total absence of a joint or already blocked extremity during ongoing surgery. A 28 years old ASA I female patient presented for right forearm surgery for nerve and tendon injury due to trauma. She had an ultrasound guided lateral sagittal infraclavicular block (LSIB) using a relatively low dose local anesthetic mixture (10 ml of lidocaine 2% and 10 ml of 0.75% levobupivacaine). Twenty minutes after block pain free surgery started. Two hours after the start of surgery patient had some pain on surgical site. Instead of converting to general anesthesia we decided to supplement the block with the guidance of ultrasound. Using LSIB technique 10 ml of lidocaine 2% was administered directly posterior to axillary artery. Patient was pain free within a few minutes and surgery was completed uneventfully within 45 minutes. Although incomplete blocks before surgery starts can be supplemented by different means, intraoperative pain perception often results in conversation to general anesthesia. We believe that with the aid of ultrasound guidance intraoperative block supplementation is possible thus the need to convert to general anesthesia during prolonged surgery or incomplete blocks can be avoided during hand surgery.



   
Copyright © 2021 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.