ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 29  Issue: 3  Year: 2017
  Ağrı: 28 (1)
Volume: 28  Issue: 1 - 2016
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Ultrasound guided chronic pain interventions
Taylan Akkaya, Alp Alptekin, Derya Özkan
PMID: 27225606  doi: 10.5505/agri.2015.27879  Pages 1 - 8 (867 accesses)
Artık rejyonal anestezi pratiğinde Ultrasonografi ( US ) vazgeçilmez yardımcı görüntüleme tekniği olarak yerini almıştır. US ile kas/iskelet, periferik ve nöraksial bölgelerin kronik ağrılı patolojilerde çeşitli invaziv girişimler yapmak olasıdır. Bu girişimler diagnostik bloklar, Radyofrekans uygulamaları ve nörolitik ajanların uygulamaları olarak özetlenebilirler. Algolojik girişimler esnasında US; hedef dokuların görüntülenmesinde, uygulanan ilacın yayılımında, çevredeki vasküler yapıların görüntülenmesinde büyük kolaylıklar sağlar. Ayrıca US ile floroskopi ve Bilgisayarlı tomografi uygulamaları esnasındaki radyasyon yayılımı söz konusu değildir. Kronik ağrı girişimlerinde US ile yayınlanan klinik çalışmalar umut vericidir. Ayrıca son yıllarda bu alandaki gelişmeler ( ekojen iğneler, 3 boyutlu US cihazları vd. ) US’nin Algoloji pratiğindeki kullanımının daha da yaygınlaşacağını düşündürmektedir.
Bu derlemenin amacı, US eşliğinde yapılan çeşitli kronik ağrı girişimlerini gözden geçirmektir.
Henceforth, ultrasonography (US) is an indispensible imaging technique in regional anesthesia practice. With the guidance of US, various invasive interventions in chronic pain pathologies of the musculoskeletal system, peripheral and neuroaxial pathologies has become possible. The management includes diagnostic blocks as weel as radiofrequency ablation and institution of neurolythic agents. During these algologic interventions we are able to see the target tissue, the dispersion of the drug and all nearby vascular structures. Besides these the US also protects the team from ionic radiation that one encounters when using flouroscopy of computed tomography. Latest publication in this field show that applicability of US in chronic pain syndromes is rapidly expanding with a good future. The additional equipment (echogenic needles, 3-D US etc.) will also expands its applications in algology practice.
This review highlights different applications of US in chronic pain conditions.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.The Comparison of Effect of Two Different Antiseptics in The Contamination of The tip of Epidural Catheter
Lütfiye Pirbudak, Sevgi Uçar, Yasemin Zer, Ayşe Mızrak, Hülya Çiçek
PMID: 27225607  doi: 10.5505/agri.2015.82687  Pages 9 - 17 (1282 accesses)
Cilt antiseptiklerinden %10 povidon iyot ile benzalkonyum klorür+2-propanol’ün epidural kateter ucu kontaminasyonunu önlemedeki etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.
Sefazolin ile antibiyotik proflaksisi uygulanan, yaşları 18–65 arası, ASA I-II risk grubundaki 160 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar randomize 2 gruba ayrılarak Grup P’deki (n=80) hastalara epidural kateter takılmadan önce cilt antiseptiği olarak % 10 povidon iyot; Grup B’deki (n=80) hastalara ise benzalkonyum klorür+2–propanol kullanıldı. Cilt yüzeyinden antiseptik kullanımından önce ve sonra swab ile sürüntü alınarak kültüre gönderildi. Epidural kateter takıldıktan 48 saat sonra, daha önce kullanılan cilt antiseptiği ile kateter bölgesindeki cilt temizlendikten sonra kateter çekildi, kateterin proksimal ucundan steril koşullarda 2-3 cm’lik bir parça kesilerek, mikrobiyoloji laboratuvarına gönderildi. Operasyon öncesi ve sonrası tam kan sayımı, vücut ısısı ve postoperatif epidural kateter bölgesinde lokal deri enfeksiyonunun belirtileri kaydedildi.
Lökosit, nötrofil, lenfosit sayısı operasyon öncesi ve sonrası dönemde tüm hastalarda normal sınırlar arasındaydı. Antiseptik uygulamasından sonra alınan cilt sürüntüsü kültüründe Grup P ‘de altı hastada üreme oldu, bunların beşinde koagülaz negatif stafilokok, birinde E.coli üredi, Grup B’de ise üreme görülmedi. İki grup arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.013). Her iki grupta da kültüre gönderilen epidural kateterlerde üreme olmadı.
Çalışmamızda epidural kateter takılma yerindeki cilt florasını azaltmada benzalkonyum klorür+2-propanol kombinasyonunun daha etkin olduğu sonucuna varıldı.
We aimed to compare the preventive effect of the skin antiseptics as %10 povidon iodine and 2-propanol+benzalkonium chlorideon the contamination of the tip of epidural catheter.
We included 160 patients, administered antibiotic prophylaxis, aged 18-65 years, ASA physical status I–II. Patients were randomized. Group P(n=80) were given povidon iyot as a skin antiseptic before inserting the catheter: Group B 2-propanol and benzalkoniumchloride were used. The swab was taken before and after the usage of antiseptics and sent for culture. The catheter was pulled after cleaning the skin in the catheter area with anthiseptics used before after 48 hours inserting the catheter. Two-three cm pieces of tip of catheter was cut in the sterile conditions and sent to laboratory. Preoperative and postoperative complete blood count, body temperature and the signs of postoperative local skin infection in the catheter area were recorded.
Leukocyte, neutrophil and lymphocyte counts of all patients were in normal ranges. The skin swab culture taken after the usage of antiseptics was positive in 6 patients in group P; coagulase-negative staphylococc in 5 patients, E. Coli in 1 patients. The difference between both groups was found statistically significant (p=0.013). Cultures were negative for all the epidural catheter.
The results showed that the combination of benzalkonium chloride+2-propanol was found to be more effective in reducing the skin flora around the epidural catheter insertion site.

3.Musculoskeletal system pain and the related factors in mothers who have children with cerebral palsy
Rabia Terzi, Gülten Tan
PMID: 27225608  doi: 10.5505/agri.2015.74436  Pages 18 - 24 (1064 accesses)
Amaç
Amacımız serebral palsili çocuğa sahip olan annelerde görülen muskuloiskeletal sistem ağrıları ve bunlarla ilişkili faktörlerin belirlenebilmesidir
Metod
Çalışmamıza Serebral palsili çocuğa sahip 85 kadın ile, kontrol grubu sağlıklı çocuğa sahip 42 kadın dahil edilmiştir.Tüm annelerin sosyodemografik özellikleri kaydedilmiştir. Kas iskelet sistem ağrıları Standardize edilmiş İskandinav Kas-İskelet Sistemi Anketi ile, depresyon düzeyleri Beck depresyon skalasına göre değerlendirilmiştir.
Bulgular
Serebral palsili çocuğa sahip annelerde kas iskelet sistem ağrıları ve depresyon skorları, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Serebral palsili çocuğa sahip annelerde en sık görülen ağrı bel ağrısıydı (%44.7). Yapılan multipl regresyon analizinde serebral palsili çocuğa sahip annelerde kas iskelet sistemi ağrılarında; çocuk sayısı, serebral palsili çocuğun yaşı, çocuğun fonksiyonel düzeyi ve anne depresyon düzeyi bağımsız risk faktörleri olarak bulunmuştur.
Tartışma
Serebral palsili çocuğa sahip anneler sağlıklı çocuklara sahip annelere göre kas iskelet sistem ağrıları ve depresif bulgular açısından risk altındadırlar.Özellikle fonksiyonel düzeyi kötü, yaşca büyük serebral palsili çocuğa sahip annelerde kas iskelet sistemine ait ağrılarının daha sık gözlendiği unutulmamalıdır.
Aim
The aim of the current study was to determine musculoskeletal system diseases and the related factors in mothers who have children with cerebral palsy.
Method
Eighty-five females who had children with cerebral palsy were included in the study as the treatment group, and 42 females who had healthy children were included in the study as the control group. The sociodemographic characteristics of all mothers were recorded. The pains in musculoskeletal system were evaluated according to the Standardized Scandinavian Musculoskeletal System Questionnaire and the level of depression was evaluated according to Beck’s Depression Scale.
Results
Musculoskeletal system pain and depression scores in mothers who had children with cerebral palsy were significantly higher than the control group. The most frequent pain in mothers who had children with cerebral palsy was low back pain (44.7%). In multiple regression analysis, the number of children, the age of the child with cerebral palsy, the functional level of the child and the depression level of the mothers were found as independent risk factors for musculoskeletal system pain in mothers who had children with cerebral palsy.
Discussion
The mothers who have children with cerebral palsy are at higher risk for musculoskeletal system pain and depression findings, compared to the mothers who have healthy children. It should be kept in mind that musculoskeletal system pain is more frequently seen in mothers who have children with cerebral palsy, especially children at older ages and those that have poor functional status.

4.Levels of pain and self-efficacy of individuals with osteoarthritis
Nurhan Doğan, Songül Göriş, Hüseyin Demir
PMID: 27225609  doi: 10.5505/agri.2015.30085  Pages 25 - 31 (751 accesses)
Amaç: Bu araştırma; osteoartritli bireylerin ağrı ve öz-etkililik düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı.
Gereç ve Yöntem: Araştırma Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kliniğinde yatan ve polikliniğe başvuran primer tanısı osteoartrit olan 83 bireyle yapıldı. Araştırmanın verileri, hasta tanıtım formu, vizüel analog skala (VAS), osteoartrit indeksi (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index-WOMAC) ve artritlerde öz-etkililik ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; pearson korelasyon analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanıldı. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.
Bulgular: Osteoartritli bireylerin %78.5’inin en fazla yaşadığı şikayetin ağrı ve hareket kısıtlılığı olduğu, %69.9’unun yaşadıkları ağrının günlük yaşam aktivitelerini çok fazla etkilediği belirlendi. Çalışmaya katılan bireylerin VAS puan ortalaması 5.7±2.3, WOMAC puan ortalaması 56.3±14.8 ve öz-etkililik puan ortalaması 103.7±29.5 bulundu. Erkeklerin, eğitim düzeyi yüksek olanların, ev hanımı olmayanların, günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olanların ve ek kronik hastalığı olmayanların öz-etkililik düzeyleri diğer gruplara göre daha yüksekti (p<0.05). Çalışmada öz etkililik puanlarıyla VAS ve WOMAC puanları arasında negatif, VAS ve WOMAC puanları arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptandı. (p<0.05).
Sonuç: Oseoartritli bireylerin öz-etkililikleri orta düzeyde bulunmuş olup, cinsiyetin, eğitim düzeyinin, bağımsızlık durumunun, ağrı ve fonksiyon düzeyinin öz-etkililiği etkilediği belirlendi.
Objectives: This study was conducted to determine levels of pain and self-efficacy of individuals with osteoarthritis.
Methods: The research was carried out on 83 patients who had been admitted to the physical therapy and rehabilitation outpatient clinic and hospitalized department with the primary diagnosis of osteoarthritis. The research data were collected using patient information form, visual analog scale (VAS), Osteoarthritis Index (Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index-WOMAC) and arthritis self-efficacy scale. In the assessment of data; pearson correlation analysis, t test and one-way analysis of variance were used. p value less than 0.05 was considered statistically significant.
Results: It was determined that %78.5 of study group is the most experienced complaint of pain and limitation of movement, that %69.9 of those experienced pain affects a lot of activities of daily living. Osteoarthritis İndividuals’s average VAS score was 5.7±2.3, WOMAC score 56.3±14.8 and self-efficacy score 103.7±29.5. Men, higher level of education, non housewife, those activities of daily living independently and none of additional chronic disease levels of self-efficacy were significantly higher than the other groups (p<0.05). The study found that VAS and self-efficacy, and self-efficacy scores of the WOMAC negative, between VAS and WOMAC scores a significant positive correlation.(p <0.05).
Conclusion: The mean score of self-efficacy of individuals with osteoarthritis found moderately and, who the level of self-efficacy was affected by gender, education, level of independence, pain, and functional status.

5.Comparison of thoracic epidural and paravertebral analgesia for postoperative pain control after thoracotomy
Tülün Öztürk, İsmet Topcu, Sadık Yaldız, Alper Özbakkaloğlu, Kıvanç Aşık, Alp Yentür
PMID: 27225610  doi: 10.5505/agri.2015.22043  Pages 32 - 38 (1099 accesses)
Amaç: Bu randomize, kontrollü, kör çalışmada, torasik paravertebral analjezinin torokotomi sonrası postoperatif ağrı, hemodinamikler ve solunum hızı üzerine etkileri, epidural analjezininki ile karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Elektif açık akciğer cerrahisi planlanan 35 adult hasta prospektif olarak bu çalışmaya alındı. Operasyondan 1 saat önce, 18 hastaya epidural kateter (grup ED), 17 diğer hastaya ultrason rehberliğinde paravertebral kateter (grup PV) takıldı. Standart genel anestezi uygulandı. Anestezinin sonunda, tüm hastalar postoperatif analajezi için epidural veya paravertebral kateter aracılığı ile % 0.1 levobupivakain ve morpfin 0.1 mg ml-1 aldılar. Tramadol ile hasta kontrollü analjezi rejimi 24 saat için ayarlandı. Yirmi dört saat içinde kullanılan lokal anestezik+morfin ve tramadol tüketimi(total sunulan+ total istek) kaydedildi. VAS ağrı skoru, sedasyon skoru, yan etkiler ve hemodinamikler(kan basıncı, kalp atım hızı, solunum sayısı), postoperatif 1, 2, 3, 4, 6, 12 ve 24. saatlerde kör bir gözlemci tarafından değerlendirildi.
Bulgular: Sunum ve hastanın istek sayıları Grup PV' de (26.8 ± 1.3 and 33.1 ± 4.5), Grup ED' dekinden (25.1 ± 3.5 and 32.5 ± 4.3) istatistiksel olarak anlamlı değildi. VAS skorları PV grup ve ED grupları arasında anlamlı olarak farklı değildi (p=0.3). Grup PV'de 3 hasta, grup ED' de 5 hasta antiemetik ilaç gerektirdi(p>0.05). 1. saatte PV grubunda sedasyon, ED grubundakinden daha düşük idi(p=0.001). ED grubunda 5(%28) hastada hipotansiyon gelişti(p=0.02).
Sonuç: Torakotomi sonrası ağrı gidermede, %0.1 levobupivakain ve 0.1 mg ml-1 morfin ile paravertebral blok alternatif olabilir.
Objectives: In this randomized, controlled, blinded study, the effects of thoracic
paravertebral analgesia were compared with those of epidural analgesia on postoperative pain, hemodynamics and respiration rate after thoracotomy.
Methods: The patients, scheduled for elective open-lung surgery, were included in the study. Before the surgery eighteen patients had thoracic epidural cathether (ED group) and 17 patients had an ultrasound-guided paravertebral cathether (PV group) inserted. Standard general anesthesia was administered to all of the patients. At the end of the anaesthesia, all patients received levobupivacaine 0.1% with morphine 0.1 mg ml-1 via catheters for postoperative analgesia. Patient controled analgesia(PCA) regime with tramadol was applied. The amount of local anaesthetics and tramadol used within the first 24 hours (delivery+demand) were recorded. The VAS pain score, sedation score, side effects and vital signs(blood pressure, heart rate and respiratory rate) were assessed by a blinded observer at 1, 2, 3, 4, 6, 12 and 24 hours postoperatively.
Results: The numbers of PCA boluses delivered and attempts were not statistically significant in Group PV (26.8 ± 1.3 and 33.1 ± 4.5) those Group ED (25.1 ± 3.5 and 32.5 ± 4.3. VAS scores were not statistically different between the PV group and ED groups (p=0.3).
Sedation in PV group was lower than those in ED group at 1. hours (p=0.001). Five patients in ED group experienced hypotension(p=0.02).
Conclusion: Paravertebral block with levobupivacaine 0.1% and morphine 0.1 mg ml-1 may be an altenative for the pain relief after thoracotomy.

6.Our Ultrasound Guided Obturator Block Experience in Kocaeli University Hospital in the Last Year
Can Aksu, Yavuz Gürkan, Alparslan Kuş, Kamil Toker, Mine Solak
PMID: 27225611  doi: 10.5505/agri.2015.02360  Pages 39 - 41 (871 accesses)
Amaç:
Obturator sinir bloğu, transüretral rezeksiyon sırasında obturator refleksin gelişmesini önlemek için tanımlanmış ve uygulanmaktadır. Tanımlanmasından bu zamana kadar bir çok farklı yaklaşım geliştirilmiştir. Biz kliniğimizde interadduktor yaklaşımı uygulamaktayız. Bu çalışmada uygulamamızın sonuçlarını görmeyi hedefledik.

Materyal Metod:
Etik kurul onayı alındıktan sonra; Ekim 2013- Ekim 2014 tarihleri arasında transüretral rezeksiyon cerrahisi geçirmiş olan hastaların dosyaları retrospektif olarak tarandı.

Bulgular:
Transüretral rezeksiyon geçiren 137 hasta olduğu bulundu. Cerrahi anestezi amacıyla spinal anestezi ve obturator sinir bloğu kombinasyonu uygulanan hasta sayısı 69’du. Bütün obturator sinir blokları interadduktor yaklaşımla, ultrason eşliğinde yapılmıştı. Obturator refleksin görülmesinden dolayı iki hastada bloğun başarısız olduğu saptandı. Bütün hastaların operasyonları herhangi bir komplikasyona rastlanmadan tamamlanmıştı.

Sonuç:
Obturator sinir bloğu obturator refleksin önlenmesi için etkili bir bloktur. Obturator sinir bloğunun spinal anestezi ile kombine edilmesi transüretral cerrahilerin anestezisinde güvenli bir yöntem olarak görülmektedir. Obturator sinir bloğunda ultrason rehberliği blok başarı oranının artmasına yardım etmekte ve hasta güvenliği açısından ek avantajlar sağlamaktadır.
Objectives:
Obturator nerve block has been described and performed to prevent the obturator reflex during transurethral resection. Different techniques were found since then. We are using the interadductor approach in our clinic. We aimed to find out the outcomes of our practice in this study.

Material Methods:
After obtaining the ethical approval of the committee, files of patients, who had transurethral resection surgery between October 2013-October 2014, were scanned retrospectively.

Results:
A total of 137 patients were found to have transurethral resection. Number of patients who had combination of spinal anesthesia with obturator nerve block for the operation was 69. All of the obturator nerve blocks were done under the ultrasound guidance with interradductor approach. It was found that the obturator nerve block was unsuccessful in two patients due to observation of the obturator reflex. All the operations were done without any complication in all patients.

Conclusions:
Obturator nerve block is an effective method for preventing the obturator reflex. Combination of obturator nerve block and spinal anesthesia seems to be a safe method for surgical anesthesia in transurethral surgeries. Ultrasound guidance in obturator nerve block helps to increase the block success rates and gives additional advantages for patient’s safety.

CASE REPORTS
7.Ultrasound guided continuous paravertebral block in a patient with coronary heart disease and sleep apnea syndrome
Bilgiser Esen, Hüseyin Yüce Bircan, Özlem Çınar, Ayda Türköz
PMID: 27225612  doi: 10.5505/agri.2014.82474  Pages 42 - 45 (419 accesses)
We present the case of a 77 year old patient with severe coronary heart disease, undergoing radical mastectomy with axillary lymph node dissection by ultrasound-guided continuous paravertebral block (CPVB).Radical mastectomy with axillary dissection is a surgical procedure that usually performed under general anesthesia and necessitates endotracheal intubation. Patients with coronary heart disease (CHD) and sleep apnea syndrome (SAS) have higher risk for general anesthesia. Ultrasound guided CPVB is a simple and safe alternative technique that offers anesthesia as well as postoperative analgesia with minimal side-effects.

8.Sciatic Neuropathy Developed After Injection During Curettage
Ayşe Altıntaş, Ayşegül Gündüz, Fatih Kantarcı, Gökçen Gözübatık-çelik, Naci Koçer, Meral E. Kızıltan
PMID: 27225613  doi: 10.5505/agri.2014.30974  Pages 46 - 48 (587 accesses)
Kas içi enjeksiyonlar, gelişmekte olan ülkelerde siyatik sinir hasarının en sık nedenidir. Piriformis sendromu, siyatik sinir primer tümörleri, sinire invazyon ya da bası yapan metastatic tümörler, endometriyozis, vasküler malformasyonlar, uzamış immobilizayon veya spesifik pozisyonlar daha nadir siyatik nöropati nedenleridir. En güvenilir tanı yöntemleri sinir ileti incelemeleri ve elektromiyografi olmakla birlikte manyetik rezonans görüntülemenin lezyon tipini belirlemek, lezyon bölge ve seviyesini kesinleştirmekte alternatif inceleme yötemi olduğu ileri sürülmektedir.
Burada, sedasyon altında uzun süreli litotomi pozisyonunda kas içi enjeksiyon sonrasında gelişen siyatik nöropatisi sunmaktayız.
Intramuscular injections are probably the most common causes of sciatic nerve injury in developing countries. Piriformis syndrome, primary tumors of sciatic nerve, metastatic tumors invading or compressing the nerve, endometriosis, vascular malformations, prolonged immobilization or specific positions are rarer causes of sciatic neuropathy. Although the most reliable methods are nerve conduction studies and electromyography for diagnosis, and prognosis, magnetic resonance imaging is also suggested to be an alternative investigation method to determine the type of lesion, to establish its site and the level of nerve involvement.
Here, we present a case with sciatic neuropathy which developed after intramuscular injection during a prolonged lithotomy position under sedation.

9.Subcutaneous Stimulation as an Additional Therapy to Spinal Cord Stimulation at a Postlaminectomy Syndrome Patient
Mert Akbaş, Mehmet Arif Yeğin, İrem Özdemir, Ethem Göksu, Mahmut Akyüz
PMID: 27225614  doi: 10.5505/agri.2015.91259  Pages 49 - 53 (377 accesses)
Giriş: Spinal kord stimülasyonu kronik bel ağrılarında uygulanan bir nöromodülasyon yöntemidir. Epidural alana yerleştirilen elektrodlarla, spinal kordun dorsal kolonu stimüle edilir. Ekstremite ağrısı olup spinal kord stimulasyonu uygulanan ve bel ve gluteal bölgede yeterli yanıt alınamayan postlaminektomili hastamıza ilave olarak subkutanöz lead uyguladık.

Olgu Sunumu: 65 yaşındaki erkek hasta lomber disk hernisi nedeniyle operasyon geçirmiş. Operasyon sonrası ağrı şikayetleri olan hastaya fizik tedavi ve steroid enjeksiyonları uygulanmış ancak fayda görmemiş. Hastamız bel bölgesinden başlayıp sağ kalça ve bacağa yayılan ağrı şikayetiyle Algoloji polikliniğimize başvurdu. Spinal kord stimulasyonuna rağmen sağ kalça ve bel bölgesinde ağrı şikayeti devam eden hastaya sağ kluneal sinir dağılım bölgesine oktad elektrod SUBQ olarak yerleştirildi. Hastanın şuan VAS skoru 1-2 olup, ağrıları % 80’nın üzerinde azalmıştır.

Teknik: L1-2 vertebra aralığından girilerek oktad elektrod T8-T10 arasına yerleştirilerek sağ ekstremitede parestezi sağlandı. Parestezi alınamayan sağ gluteal bölge için ağrılı alanın sınırları belirlendi. Orta noktadan bir hat vertikal olarak çizilerek oktad lead SUBQ olarak yerleştirildi. Tüm alanda parestezi alındı (pw 390-450 msec, f 10-30 hz).

Sonuç: Spinal kord stimulasyonu uygulanması sonrası parestezi sağlanamayan ve ağrısı geçmeyen hastalarda SUBQ elektrod yerleştirilmesi alternatif bir yöntem olarak uygulanabilir.
Background and objective: Spinal cord stimulation has been performed frequently in the last years as a neuromodulation technique for the treatment of chronic low back pain. Dorsal column is stimulated with the electrode replaced at epidural region. We applied subcutaneous lead as an adjunct in failed back syndrome patient receiving spinal cord stimulation for limb pain but had inadequate response to back and gluteal pain.

Case report: 65 year old male patient had an operation because of lumbar disc herniation. After the operation he had recieved physical therapy and multiple steroid injections due to his unrelieved pain. He was admitted to our pain clinic with a radiating pain to right gluteal and limb. He was performed spinal cord stimulation. Later on subcutaneous lead was placed on the right cluneal nevre distrubition because of the unrelieved pain. He has a VAS of 1-2 and pain was reduced over 80 %.

Technique: Octad electrode was placed between T8-T10 after the tuohy needle was introduced between L1-L2 intervertebral area. Paresthesia was obtained at right extremity. The boundries of the right gluteal region side has been determined which the paresthesia did not obtaiıned. Octad electrode was placed subcutaneously after the vertical line drawn from the center point. Paresthesia was obtained at all region (pw 390-450 msec, f 10-30 hz).

Conclusion: Subcutaneous electrode replacement can be used as an alternative technique after spinal cord stimulation due to unrelieved pain.

10.A case of palmoplantar dysesthesia syndrome caused by capecitabine
Ömer Faruk Elmas, Mahmut Sami Metin, Okan Kızılyel, Akın Aktaş, Canan Birdal
PMID: 27225615  doi: 10.5505/agri.2014.32559  Pages 54 - 56 (432 accesses)
Palmoplantar dizestezi sendromu kemoterapötiklerin kullanımına bağlı olarak gelişen dermatolojik toksik bir reaksiyondur. El-ayak sendromu olarakta bilinir. Hayatı tehdit edici bir durum olmamasına rağmen hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde azaltır. Klinik olarak hastalarda palmoplantar bölgede dizestezi, eritem, ödem ve deskuamasyon izlenir. Sitarabin, doksurubisin, kapesitabin, epirubisin, hidroksiüre, merkaptopürin, siklofosfamid, dosetaksel, vinorelbin ve 5-FU palmoplantar dizestezi sendromuna neden olabilen kemoterapötiklerdir. Olgumuz metastatik meme karsinomu için kapesitabin tedavisi sırasında palmoplantar bölgede diffüz eritem ve deskuamasyon gelişen 62 yaşında bir kadın hastaydı. Kapesitabin tedavisi sonrası gelişen palmoplantar dizestezi sendromu hastanın tedaviye uyumunu etkilediği için olgumuzu sunduk.
Palmoplantar dysesthesia is a dermatological toxic reaction caused by chemotherapeutics. It is also known as hand-foot syndrome syndrome. It is not a life threatening condition but it decreases life quality of patients. Clinically, dysesthesia, erythema, edema and desquamation on palmoplantar region are seen in patients. Cytarabine, doxorubicine, capecitabine, epirubicine, docetaxel, vinorelbine and 5-FU are chemotherapeutics that may cause palmoplantar dysesthesia syndrome. Our case was 62 years old woman presented with diffused erythema on palmoplantar area after usage of capecitabine for metastatic meme carcinoma. We reported this case because palmoplantar dysesthesia syndrome caused by capecitabine may affect treatment compliance of patients.

LETTER TO THE EDITOR
11.Anesthetic and Surgical Management of a Patient with The Risk of Anaphylaxis: Patient Safety and Performance of Alternative Axillary Brachial Plexus Block
Necip Akman, Emine Aysu Salviz, Bilge Sencan, Demet Altun, Erol Kozanoglu, Omer Berkoz, Mehmet Tugrul
PMID: 27225616  doi: 10.5505/agri.2015.24582  Pages 57 - 58 (415 accesses)
GİRİŞ: Genel anestezi (GA) esnasında anafilaksi gelişimi nadirdir; ancak morbidite ve mortaliteyi arttırır. Hasta birçok ajana aynı anda maruz kaldığı için gelişen anafilaksinin sebebini anlayabilmek oldukça zordur.
OLGU: 42 yaşında ASA II kadın hastanın çok sayıda ilaca allerjisi (propofol, meperidin, bupivakain, sefazolin, amoksisilin-klavulanat, metranidazol, fluriprofen, levofloksasin, diklofenak) mevcuttu. GAA’nda 9 operasyon geçirmiş ve bunların ikisinde anafilaktik reaksiyon sebebi ile post-operatif yoğun bakım ünitesinde kalmıştı. Cerrahi planı kesilmiş olan sol el derin fleksör tendonunun sol ayaktan alınan plantar tendon grefti ile onarımı şeklinde yapılmıştı. Ancak; uygulanması gereken GA veya aksiller brakiyal pleksus ile siyatik sinir blok kombinasyonu seçeneklerinin anafilaksi, blok başarısızlığı ve lokal anestetik toksisitesi gibi risklerinin olduğu düşünüldü. Anestezi ve cerrahi ekiplerinin anamnezi tekrar değerlendirmesi sonrası, cerrahi planı aynı koldan alınan palmaris longus tendon greftinin kullanılması ve anestezi planı allerjik olmadığı düşünülen ajanlarla aksiller brakiyal pleksus bloğu uygulanması şeklinde değiştirildi.
Sedasyon sonrası aksiller arter, ven ile median, ulnar, radial ve muskulokütan sinirler yüksek frekanslı lineer prob ile aksiller bölgede görüntülendi. Toplam 21mL (10mL %2’lik lidokain(200mg), 10mL %2’lik prilokain(200mg) ve 1mL adrenalin(100mcg)) in-plane teknik kullanılarak enjekte edildi. Yeterli blokaj sonrası operasyon sorunsuz olarak sonlandı. Hastaya postoperatif ilk 24saatte sadece 2defa 500mg parasetamol IV uygulandı(NRS≤5).
TARTIŞMA: Bu olgu sunumu; cerrahi ve anestezi ekiplerinin işbirliği içinde çalışmasının ve alternatif anestezi yöntemlerinin kulanılmasının hasta güvenliğini arttırdığını vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır.
BACKGROUND: Anaphylaxis during general anesthesia (GA) is rare; but increases morbidity and mortality. The investigation of suspected anaphylaxis is challenging since the patient is often exposed to a number of drugs within a few minutes.
CASE: Fortytwo years-old female, ASA II patient had multiple drug allergy (propofol, meperidine, bupivacaine, cefazolin, amoxiciline-clavulanate, metronidazole, flurbiprophen, levofloxacin, diclophenac). She previously had 9 operations under GA and experienced anaphylaxis culminating in internal care unit administration in two of them. She was scheduled for reconstruction of deep flexor tendon injury with plantar tendon graft of the left foot. However; GA or the combination of axillary brachial plexus and sciatic nerve block options were not seemed appropriate when the block failure, local anesthetic toxicity and anaphylaxis risks were taken into account. Therefore, the surgical plan was switched to the transfer of palmaris longus tendon of the left hand and the anesthesia decision was made to perform only axillary brachial plexus block with non-allergic agents.
After sedation; axillary artery, vein, median, ulnar, radial and musculocutanous nerves were visualized with the high frequency linear probe in the axillary region. Twentyone mL (10mL 2% lidocaine(200 mg), 10mL 2% prilocaine(200 mg) and 1mL adrenaline(100 mcg)) was administered by using in-plane technique. After the adequate block, operation was completed uneventfully. The patient had only 500mg of IV paracetamol twice during the first 24hours postoperatively(NRS≤5).
CONCLUSION: This case is presented to emphasize that anesthesia and surgical team communication and the use of alternative anesthesia techniques improve patient safety.



 
Search








 
Copyright © 2017 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.