ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Anasayfa     |     İletişim      |     ENG
 
 
Cilt: 30  Sayı: 4  Yıl: 2018
 
Ağrı: 30 (4)
Cilt: 30  Sayı: 4 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
DERLEME
1.
Zorlu ve özel koşullarda baş ağrısına yaklaşım: Gebelik ve laktasyon
Headache in challenging and special circumstances: Pregnancy and lactation
Ezgi Yılmaz, Işın Ünal Çevik
PMID: 30403278  doi: 10.5505/agri.2018.85688  Sayfalar 153 - 164
Gebelik ve doğum sonrası dönemdeki baş ağrıları özel bir önem taşımaktadır. Bu dönemdeki baş ağrısı yönetimi sağlık çalışanları ve hastalar tarafından zorlayıcı olarak bildirilmektedir. Başağrısına doğru yaklaşım hem anne hem de fetal/yenidoğan risklerinin önlenmesi açısından önemlidir. İlk trimesterdeki baş ağrılarının büyük çoğunluğu primer baş ağrıları grubundadır. Gebeliğin son trimesteri ve doğum sonrası dönemlerde, sekonder baş ağrılarının sıklığı ise artmaktadır. Baş ağrısı hastalarında kırmızı bayrak belirti ve bulgularına dikkat edilmelidir. Baş ağrısı hastasının değerlendirilmesinde detaylı anamnez alınması; doğru ve eksiksiz olarak fizik ve nörolojik muayene yapılması yanında gerekirse ileri tetiklerin yapılması da önemlidir. Bu derlemede gebelik ve laktasyon dönemindeki baş ağrılarına yaklaşım ve en iyi medikal uygulama stratejileri gözden geçirilmektedir.
Headache has special importance during pregnancy and postpartum period. The health-care professionals and patients report headache management as challenging during pregnancy and lactation period. Cautions are recommended in preganancy and lactation due to maternal and fetal/newborn risks. Most headaches in the first trimester are due primary headaches. Nevertheless, the incidence of secondary headaches increase in the last trimester and post-partum period. Red flags prompt early evaluation in a patient with headache. Assessment of headache patient requires a detailed history of the headache characteristics and performing appropriate examinations. Approach to headache and strategies to promote best practice in preganancy and lactation will be reviewed.

DENEYSEL VE KLINIK ÇALIŞMALAR
2.
Tip 2 diyabetli hastalarda yaşam tarzı müdahalelerinin diyabetik periferik nöropati şiddeti üzerine etkisi, randomize klinik çalışmanın sonucu
Effect of lifestyle interventions on diabetic peripheral neuropathy in patients with type 2 diabetes, result of a randomized clinical trial
Haleh Ghavami, Moloud Radfar, Soraya Soheily, Shams Aldin Shamsi, Hamid Reza Khalkhali
PMID: 30403270  doi: 10.5505/agri.2018.45477  Sayfalar 165 - 170
Amaç: Diyabetik periferik nöropati (DPN) diyabetin en sık karşılaştığı ve sıkıntılı bir komplikasyondur ve büyük bir morbiditeye yol açar ve diyabet bakımı için büyük bir ekonomik yük oluşturur. Nöropati diyabetli kişilerin yarısından fazlasında gelişir. Ayrıca, ağrı, duyusal kayıp, yürüme instabilitesi, düşme ile ilişkili yaralanma, ayak ülseri ve amputasyon nedeniyle, DPN yaşam kalitesinin azalmasının temel nedenidir. Bu çalışmanın amacı, ayakta tedavi edilen diyabet tip 2 hastalarda; yaşam tarzı müdahalelerinin diyabetik nöropati şiddeti üzerine etkilerini değerlendirmekti.
Gereç ve Yöntem: Bu klinik çalışma, DPN’si olan ve rastgele yöntemi ile; müdahale ya da kontrol grubuna ayrılanan, 74 hasta üzerinde gerçekleştirildi.Kan şekerini düşürmek, fiziksel aktiviteyi arttırmak, kilo kaybını teşvik etmek, ihtiyatlı beslenme ve ayak bakımı için stratejileri vurgulayan yaşam tarzı üzerine dört eğitim oturumu ile başlanan yaşam tarzı müdahaleleri müdahale grubunda uygulanmaya başladı. Her eğitim seansi 1.5 saat sürdü. Daha sonra hastalar 12 hafta boyunca takip edildiler ve bu dönemde yaşam tarzı müdahaleleri konusunda danışmanlık aldılar. Her iki grupta da DPN`nin şiddeti, çalışmanın başlangıcında, ve 12 haftalık danışmanlık sonunda modifiye Toronto Clinical Neuropathy Score (mTCNS) kullanılarak ölçüldü.
Bulgular: Çalışma gruplarının DNP şiddeti, yaşam tarzı müdahaleleri öncesi ve sonrası, ortalamaları arasındaki farklılıkların karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu (p<0.001).Yaşam tarzı müdahaleleri uygulandıktan sonar kontrol grubunun DNP şiddeti herhangi bir değişiklik göstermemiştir ya da bazı katılımcılarda DNP şiddeti artmıştır, ancak yaşam tarzı müdahaleleri uygulandıktan sonra müdahale grubunda DNP azalmıştır.
Sonuç: Yaşam tarzı müdahaleleri, DPN şiddetinin azaltılmasında ve sonuç olarak nöropatik ağrının azaltılmasında katkıda bulunabilir.
Objectives: Diabetic peripheral neuropathy (DPN) is the most common and troublesome complication of diabetes leading to great morbidity and resulting in a huge economic burden for diabetes care. Over half of people with diabetes develop neuropathy. Also, DPN is a major cause of reduced quality of life due to pain, sensory loss, gait instability, fall-related injury, and foot ulceration and amputation. The aim of this study was evaluating the effects of lifestyle interventions on diabetic neuropathy severity in diabetes type 2 outpatients.
Methods: This clinical trial conducted on 74 patients with DPN that divided with random allocation into intervention or control group. The lifestyle interventions applied in the intervention group beginning four educational sessions on lifestyle that emphasize strategies for lowering blood sugar, increasing physical activity, promoting weight loss, prudent diet, and foot caring. Each session was lasted for1.5 hour. Then patients followed for 12 weeks. During this period, they received counseling on mentioned lifestyle interventions. DPN severity in both groups measured using modified Toronto Clinical Neuropathy Score (mTCNS) at the beginning of study and at the end of counseling for 12 weeks.
Results: Comparing differences of mean of DNP severity before and after lifestyle intervention between two groups of study, there was a significant difference (p<0.001). DNP severity in control group had not any change or it increased in some participants, but DNP decreased in intervention group, after applying lifestyle intervention.
Conclusion: Lifestyle interventions can contribute to reducing DPN severity, and consequently decreasing neuropathic pain.

3.
Ultrason eşliğinde uygulanan büyük aurikuler sinir bloğu ve yüzeyel servikal pleksus blokajının timpanomastoid cerrahisi sonrası analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması: Prospektif, randomize, tek kör çalışma
Ultrasound guided superficial cervical plexus block versus greater auricular nerve block for postoperative tympanomastoid surgery pain: A prospective, randomized, single blind study
Korgün Ökmen, Burcu Metin Ökmen
PMID: 30403271  doi: 10.5505/agri.2018.60251  Sayfalar 171 - 178
Amaç: Bu çalışmanın amacı, postoperatif timpanomastoid cerrahisi analjezisi için ultrasonografi (US) eşliğinde yüzeyel servikal pleksus (YSP) blok ile büyük auriküler sinir (BAS) bloğunun etkinliklerini karşılaştırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Prospektif, randomize, tek kör çalışmada, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) I-II sınıfında olan ve timpanomastoid cerrahisi yapılan, 25-70 yaş arasındaki toplam 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar Grup Y (n=25): intravenöz hasta kontrollü analjezik tramadol (IV PCA) + YSP bloğu ve Grup G (n=25): IV PCA + BAS bloğu olacak şekilde randomize edildi. Ameliyat sonrası ağrı 2., 6., 12. ve 24. saatlerde Vizüel Analog Skala (VAS) ile ve postoperatif 6., 12. ve 24. saat izlem sonuçları, tramadol kullanımının miktarını belirlemek için değerlendirildi.
Bulgular: Bütün ölçüm zamanlarındaki VAS skorlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulundu (p>0.05). Tüm ölçüm zamanlarındaki PCA tramadol tüketim miktarları, Grup Y’de Grup G’ye göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0.05).
Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, timpanomastoid cerrahiden sonra ağrı kontrolü için YSP ve BAS bloklarının kullanılabileceğini göstermiştir. Daha düşük tramadol kullanılan YSP blokajının tek dezavantajının, oluşabilecek komplikasyonların BAS uygulamasında oluşabileceklerden daha ciddi olacağına inanıyoruz.
Objectives: The aim of the study was to investigate the effect of ultrasound guided superficial cervical plexus (SCP) block versus greater auricular nerve (GAN) block for on postoperative tympanomastoid surgery analgesia.
Methods: In this prospective, randomized, single-blind study, a total of 50 patients aged between 25 and 70 years, those who were in the American Society of Anesthesiologists I-II class and underwent tympanomastoid surgery were included in the study. Patients were randomized to either Group Y: intravenous patient-controlled analgesia tramadol (IV PCA) + SCP block; n=25 and Group G: IV PCA + GAN block; n=25. Postoperative pain was evaluated at the 2nd, 6th, 12nd, and 24th hours using the Visual Analogue Scale (VAS) and postoperative 6th, 12nd, and 24th hour follow-up results were evaluated to identify the quantity of tramadol use.
Results: The VAS scores at all measures time were found to be no statistically significant difference between groups (p>0.05). The amounts of PCA tramadol consumption at all measures time were significantly lower in Group Y than in Group G (p<0.05).
Conclusion: The results of this study have indicated that SCP and GAN blocks can be used for pain control after tympanomastoid surgery. We believe that the only disadvantage of SCP block application with lower amounts of tramadol use is that the complications that can occur are more serious than those that can occur in GAN application.

4.
Gasser ganglion blokajında pulse radyofrekans ile termokoagülasyon radyofrekansın kombine edilmesi
Radiofrequency thermocoagulation combined with pulsed radiofrequency for gasserian ganglion blockage
Tülin Arıcı, Mustafa Kurcaloglu, Ertuğrul Kilic, Elvan Erhan
PMID: 30403272  doi: 10.5505/agri.2018.88261  Sayfalar 179 - 182
Amaç: Trigeminal nevralji (TN), gasserian ganglionun radyofrekans termokoagülasyonu (RFT) ile etkin bir şekilde tedavi edilmiştir. Son zamanlarda, pulse radyofrekans (PRF) trigeminal nevraljisi olan hastalar için alternatif bir tedavi haline gelmektedir. RFT ile PRF kombinasyonunun postoperatif komplikasyonları azaltıp azaltmadığı ve uzun süreli ağrıların giderilip giderilmediği belirsizdir.
Gereç ve Yöntem: Gasser ganglionun kombine RFT ve PRF’si uygulanan idiopatik TN’lı 12 hasta değerlendirildi. PRF (42 °C, 45 V, 20 ms, 120 saniye) uygulandı ve daha sonra, Gasser gangliona RFT (65 °C, 90 saniye) yapıldı. Postoperatif ağrı rahatlaması ve komplikasyonları tedaviden 1, 6, 12 ve 24 ay sonra değerlendirildi. Ağrı için VAS 3 ve üzeri dikkate alındı.
Bulgular: 10 hastada (%83.3) tedaviden 1 ay sonra ağrıda belirgin azalma varken, 6. ayda 8 hasta (%66.6), 12. ayda 5 hasta (%41.6) ve 24. ayda 2 hasta (%16.6) ağrısızdı. Hastaların 2’sinde ağrı rahatlaması yoktu (NRS ≥3) ve 24. ayda 2 hasta hala ağrısızdı. Ağrı rahatlama süresi ortalama 14 aydı. Bir hastada yaklaşık bir yıldır dilde uyuşma vardı, diğer hastalarda ise ciddi komplikasyonlar bildirilmedi.
Sonuç: PRF ile RFT kombinasyonu, trigeminal nevraljinin postoperatif komplikasyonlarını ortadan kaldırabilir. RFT ve PRF tedavisini kombine etmenin yan etkilerin azaltılmasına hizmet edebileceğini ancak ağrıyı azaltmadığını belirtmek isteriz.
Objectives: Trigeminal neuralgia (TN) has been effectively treated by radiofrequency thermocoagulation (RFT) of the gasserian ganglion. Recently, pulsed radiofrequency (PRF) is becoming an alternative therapy for patients with trigeminal neuralgia. It is unclear whether the combination of RFT with PRF may decrease post-operative complications while maintaining long-term pain relief.
Methods: Twelve patients with idiopathic TN who had undergone combined RFT and PRF of the gasserian ganglion were evaluated. PRF (42 °C, 45V, 20 ms, 120 seconds) was administered, and then RFT (65 °C, 90 seconds) was performed to the gasserian ganglion. The post-operative pain relief and complications were evaluated at 1, 6, 12 and, 24 months after treatment.
Results: 10 patients (83.3%) reported significant pain relief (VAS 3) at 1 month following the treatment, while 8 patients (66.6%) at 6 months, 5 patients (41.6) at 12 months, and 2 patients (16.6%) at 24 months were pain-free. Two of the patients did not have pain relief (VAS ≥3), and 2 patients were still pain-free by the 24th month. The mean time of pain relief was 14 months. One patient had numbness in the tongue for about a year, while in the other patients, no serious complications were reported.
Conclusion: A combination of RFT with PRF could help eliminate postoperative complications of trigeminal neuralgia. We sugesst that combining RFT and PRF therapy may serve to decrease the side effects but not increase the pain relief.

5.
Rektus kılıf bloğu yönteminin etkinliğinin araştırılması
Research on the efficacy of the rectus sheath block method
Esma Karaarslan, Ahmet Topal, Onur Avcı, Sema Tuncer Uzun
PMID: 30403273  doi: 10.5505/agri.2018.86619  Sayfalar 183 - 188
Amaç: Çalışmamızda ultrasonografi eşliğinde yapılan rektus kılıf bloğu (RKB) yönteminin etkinliğini retrospektif olarak araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Abdominal patoloji nedeniyle ameliyat olmuş 235 hasta dosyasını taradık. Kriterleri karşılayan hastalar intraoperatif RKB yapılması yönünden değerlendirildi ve RKB yapılan ve yapılmayan olarak iki farklı grup oluşturuldu. Belirlenen bu iki grup hastada postoperatif ağrı takip formuna kaydedilmiş olan vizuel analog skala (VAS) değeri ve hasta kontrollü analjezi (HKA) cihazından kaydedilmiş olan analjezik sunumu (DEL) ve analjezik isteği (DEM) değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hastanın ifade etmiş olduğu bulantı, kusma ve kabızlık şikayetleri değerlendirildi.
Bulgular: Postoperatif VAS değerleri (postoperatif 1, 12, 24. saat p<0.001), DEM değerleri (postoperatif 1, 12 ve 24. saat p<0.001) ve tüketilen toplam morfin miktarları (postoperatif 1, 12 ve 24. saat p<0.001) RKB yapılmış hastalarda daha düşüktü. Ayrıca, RKB yapılmış hastalarda postoperatif bulantı (p=0.014) ve postoperatif kusma daha az idi (p=0.007). Cerrahi sonrası ilk 24 saatte RKB uygulanmış 8 hastada, RKB uygulanmamış 30 hastada kabızlık görüldü (p=0.00).
Sonuç: Ultrasonografi eşliğinde yapılan RKB orta hat kesisi ile gerçekleştirilen batın ameliyatlarında postoperatif ağrı kontrolünde etkili bir yöntemdir.
Objectives: We aimed to retrospectively investigate the efficacy of ultrasound guided rectus sheath block (RSB) method in our study.
Methods: We scanned 235 patient files operated for abdominal pathology. Patients meeting the criteria were evaluated for intra-operative rectus sheath block and two different groups were formed. In these two groups of patients visual analogue scale (VAS) values recorded from the postoperative pain follow-up form and analgesic delivery (DEL) and analgesic demand (DEM) values recorded from patient controlled analgesia (PCA) device were compared. In addition, complaints of nausea, vomiting and constipation were evaluated.
Results: Postoperative VAS values (Postoperative 1, 12 and 24 hours p<0.001), DEM values (Postoperative 1, 12 and 24 hours p<0.001) and total amount of morphine consumed (Postoperative 1, 12 and 24 hours p<0.001) were lower in patients with RSB. Also, in patients with RSB nausea (p=0.014) and vomiting was less seen postoperatively (p=0.007). In the first 24 hours after surgery, constipation was seen in 8 patients with RSB and constipation was seen in 30 patients without RSB (p=0.00).
Conclusion: Ultrasound guided rectus sheath block is an effective method for postoperative pain control.

6.
Migren hastalarında bipolar yelpaze bozukluklarının yaygınlığı
Prevalence of bipolar spectrum disorders in migraine patients
Barış Önen Ünsalver, Alper Evrensel, Mehmet Kerem Doksat
PMID: 30403274  doi: 10.5505/agri.2018.02439  Sayfalar 189 - 198
Amaç: Migren ve duygudurum bozuklukları arasındaki komorbidite uzun zamandan beri bilinmektedir. Çoğu çalışma migren ve major depresyon arasındaki bağlantıya odaklanırken, sınırlı sayıdaki çalışma migren ve bipolar spektrum bozuklukları arasındaki özgül ilişkiye dikkat çekmiştir. Bu çalışmada, özelleşmiş bir baş ağrısı polikliniğine başvuran migren hastaları arasında bipolar bozukluk yaygınlığını araştırmak amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Örneklem, bir tıp fakültesi baş ağrısı polikliniğine başvuran 78 ardışık migrenli hastadan oluşturulmuştur. Migren tanısı için Uluslararası Baş Ağrısı Derneği kriterleri kullanılmıştır. Duygudurum bozuklukları tanısı DSM-IV Eksen 1 bozuklukları için yapılandırılmış klinik görüşme formu (SCID-I) ile konulmuştur. Bipolar yelpaze tanımı, Akiskal’in tanımladığı duygulanım huylarını (siklotimik, hipertimik, irritable ve depresif) içerecek şekilde genişletilmiştir.
Bulgular: Örneklemin %10.3’ünü (n=8) bipolar yelpaze içerisindeki olgular oluşturmuştur. On bir hasta (%14.1) unipolar depresyon ve 7 hasta (%9) distimik bozukluk tanısı almıştır. Olguların %41’inde (n=32) bir duygulanım huyu tespit edilmiştir. Migren tanılı bireylerde bipolar bozukluğun daha sık görüldüğüne işaret eden önceki bulguları destekler tarzda migrenli hastalar arasında bipolar bozukluk yüksek oranda görülmüştür.
Sonuç: Duygulanım huylarının genel nüfustan daha yüksek oranda görülmüş olması, duygudurum bozukluklarının eşik altı görünümlerini temsil ettiği, migren ve bipolar bozukluk için ortak bir patofizyolojik temel olabileceği yönünde değerlendirilebilir. Dolayısıyla, migren ve bipolar bozukluğun komorbid olduğu hastalar, duygudurum bozukluklarına yönelik ileri çalışmalarda daha homojen bir alt grubu temsil edebilir.
Objectives: Comorbidity of migraine and mood disorders has long been recognized. Most of the studies have focused on the relationship between migraine and major depression with only few studies suggesting a special association between migraine and bipolar spectrum disorders. We aimed to evaluate the prevalence of bipolar disorder in migraine patients in a specialized headache outpatient clinic.
Methods: The sample consisted of 78 consecutive patients with migraine headache presenting to the specialized headache outpatient clinic in a Medical Faculty. Migraine diagnosis was established with the International Headache Society’s criteria for migraine. Patients were evaluated with Structured Clinical Interview for DSM-IV for mood disorders. Bipolar spectrum definition was broadened with the presence of Akiskal’s criteria for affective temperaments (cyclothymic, hyperthymic, irritable, and depressive).
Results: Patients in the bipolar spectrum comprised 10.3% (n=8) of the sample. 11 patients (14.1%) had a diagnosis of unipolar depression and 7 patients (9%) had a diagnosis of dysthymic disorder. 41% of the patients (n=32) had an affective temperament. Bipolar disorder was observed with increased frequency in this migraine sufferer population, supporting previous findings of increased prevalence of bipolar disorders in patients with migraine.
Conclusion: Increased frequency of affective temperaments might be considered in the context of a common pathophysiological background for migraine and bipolar disorders where these temperaments are sub-threshold presentations of mood disorders. Therefore, the definition of patients with comorbid migraine and bipolar disorder may serve as a more homogenic subgroup of mood disorders for further studies.

OLGU SUNUMU
7.
Duloksetin tedavisine bağlı beklenmedik bir hareket bozukluğu olgusu (Tardif diskinezi)
A probable case of movement disorder (Tardive dyskinesia) due to duloxetine treatment
Resul Yılmaz, Damlanur Üstün, Sema Tuncer Uzun, Ruhiye Reisli, Şeyda Türk
PMID: 30403275  doi: 10.5505/agri.2018.60134  Sayfalar 199 - 201
Tardif diskineziye ve tardif distoniye, çoğunlukla dopamin reseptör bloke edici ajanlar, bazen de antidepresanlar veya kalsiyum kanal blokerleri neden olur. Duloksetin, diyabetik nöropatik ağrı ve fibromiyaljinin yanı sıra majör depresyon tedavisinde kullanılan bir serotonin-noradrenalin geri alım inhibitörüdür. Bu olguda fibromiyaljiye bağlı duloksetin kullanan bir hastanın tardif diskinezi benzeri görünümünü tartışmayı amaçladık.
Tardive dyskinesia and tardive dystonia are caused by dopamine receptor blocking agents, mostly antipsychotics and sometimes antidepressants or calcium channel blockers. Duloxetine is a serotonin-noradrenaline reuptake inhibitor used in the treatment of diabetic neuropathic pain and fibromyalgia, as well as major depression. In this case, we aimed to discuss the tardive dyskinesia-like appearance of a patient using duloxetine due to fibromyalgia.

8.
Migren benzeri görsel aura: Astrositomalı hastalarda erken bir başlangıç bulgusu olabilir mi?
Migraine-like visual aura: Can it be an early-onset symptom of astrocytoma?
Gökhan Evcili, Muhammed Nur Öğün, Uygar Utku
PMID: 30403276  doi: 10.5505/agri.2017.77598  Sayfalar 202 - 205
Görme alanında fotopsi, fortifikasyon spektrumu ve parlama skotomu, görsel auralı migrenin karakteristik tanısal özellikleridir. Olguların büyük bir çoğunluğunda tanı ileri tetkiklere gerek kalmaksızın yapılabilmektedir. Bu makalede, astrositomlu üç ardışık olgu sunuldu ve migren benzeri görsel auranın klinik özellikleri tartışıldı.
Photopsia, fortification spectra, and the slow propagation of a scintillating scotoma across the visual field are typical diagnostic features of the visual aura of migraine. In the vast majority of cases, the diagnosis can be made without the need for further investigations. Herein, we report three consecutive cases with an astrocytoma and discuss clinical features of migraine-like visual aura.

9.
Fahr hastalığıyla izlenen ve nöropatik ağrısı olan bir olguda tanısı geciken servikal myelomalezi
Late diagnosed cervical myelomalesia in a case of Fahr disease experiencing a neuropathic pain
Murat Alemdar
PMID: 30403277  doi: 10.5505/agri.2017.62582  Sayfalar 206 - 298
Fahr hastalığı bazal ganglionlar, serebellum ve subkortikal beyin dokularında kalsiyum ve diğer bazı minerallerin birikmesiyle giden idyopatik bir hastalıktır. Son 6 aydır olan her iki kolda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük yakınması olan elli bir yaşındaki kadın hasta karpal tünel sendromu şüphesiyle elektromiyografi labaratuvarımıza refere edildi. On yıl önce geçirdiği konvülsiyonlar sonrası yapılan incelemeler neticesinde Fahr hastalığı tanısı almıştı. Ayrıca, yaygın anksiyete bozukluğu mevcuttu. Nörolojik muayenesinde; her iki tarafta ön kol fleksiyonu ve ekstansiyonunda, ve el bileği ekstansiyonunda hafif düzeyde kas gücü kaybı mevcuttu. Bilateral 6. ve 7. servikal (C6 ve C7) dermatomlarında dizestezi tarifliyordu. Beyin BT’sinde bilateral serebellar hemisferde ve bazal ganglialarda simetrik kalsifikasyonlar mevcuttu. Her iki median ve ulnar sinir ileti çalışmaları normaldi. Konsantrik iğne elektromiyografi çalışması her iki C6 ve C7 myotomuna uyan kaslardan kaydedilen motor ünit potansiyellerinin morfolojisinde kronik nörojenik değişimler gözlendi. Servikal manyetik rezonans görüntülemesi; C4-5, C5-6 ve C6-7 seviyelerinde, myelomaleziye neden olan, diskopatiler saptandı. Fahr hastalığında ekstremitelerde nöropatik ağrı, uyuşma ve güç kaybı gibi bulgular çok enderdir. Sunulan olgu, mevcut belirtilerinin Fahr hastalığıyla ilişkili olduğu zannedildiğinden dolayı, servikal diskopati tanısını geç almıştır. Bu nedenle, klinisyenler bu hastalığın seyri esnasında sıkça karşılaşılan bulguların farkında olmalı ve atipik nörolojik defisitler tespit edildiğinde olası diğer eşlik eden patolojileri araştırmalıdırlar.
Fahr disease is an idiopathic disorder characterized with deposition of calcium and a few other minerals in basal ganglia, cerebellum and subcortical brain area. A 51 years old female with the complaints of pain, numbness, tingling and weakness in both upper extremities for six months was referred to our electromyography laboratory with a suspicion of carpal tunnel syndrome. She got the diagnosis of Fahr disease upon the investigations for the convulsions that she experienced ten years ago. Beside, she had a generalized anxiety disoder. Neurological examination revealed mild to moderate weakness in flexion and extension of forearm, and extension of hand on both sides. She described dysesthesia on C6 & C7 dermatomes, bilaterally. Symmetric calsifications on both cerebellar hemispheres and basala ganglia were present on cranial CT. Median and ulnar nerve conduction studies were normal on both sides. Concentric needle electromyography revealed chronic neurogenic changes on the morphology of motor unit potentials recorded from the muscles of C6 & C7, bilaterally. Cervical magnetic resonance imaging revealed discopathies on C4-5, C5-6 and C6-7 levels causing myelomalacia. Neuropathic pain, paresthesia or muscle weakness on upper extremities are rare in Fahr disease. Presented case got the diagnosis of cervical discopathies in late as those findings were supposed to be related with Fahr disease. Therefore, clinicians should be aware of common findings occured during the course of this disease, and consider the possible coincidental pathologies when the atypical neurological deficits are observed in these patients.



 
Hızlı Arama








 
Copyright © 2018 Ağrı Dergisi Tüm Hakları Saklıdır.