ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Anasayfa     |     İletişim      |     ENG
 
 
Cilt: 30  Sayı: 4  Yıl: 2018
 
Ağrı: 25 (3)
Cilt: 25  Sayı: 3 - 2013
Özetleri Gizle | << Geri
DENEYSEL VE KLINIK ÇALIŞMALAR
1.
Ağrısı Olan Yaşlı Bireylerin Yaşam Kalitesinin İncelenmesi
Examine of Quality of Life of Elderly Indivudals Suffering Pain
Nurgül Güngör Tavşanlı, Hanife Özçelik, Ayfer Karadakovan
PMID: 24104530  doi: 10.5505/agri.2013.20082  Sayfalar 93 - 110
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ağrısı olan yaşlı bireylerin yaşam kalitesini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Araştırma İzmir’de yerel yönetime ait bir huzurevinde yaşayan o an ağrısının olduğunu ifade eden 65 yaş üstü 84 yaşlı bireyle yürütülmüştür. Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek için 12 sorudan oluşan birey tanıtım formu, ağrı değerlendirmesi için McGill Melzack Ağrı Soru Formu ve WHOQOL-OLD - Yaşlı Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulanmıştır.
Bulgular: Yaşam kalitesi ölçeği duyusal yetiler, geçmiş, bugün ve geleceğe ait aktiviteler, yakınlık alt alanları ve toplam puanları ile o an ki ağrı şiddeti arasında anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05).
Sonuç: Çalışmada yaşlı bireylerin sahip olduğu sosyodemografik özelliklerinin yanı sıra ağrının özellik, şiddet ve zamanla ilişkisi gibi alt boyutlarının da yaşam kalitesini etkilediği belirlenmiştir.
Aim: This study aims to examine the quality of life of elderly individuals suffering pain.
Material and Method: The study was carried out on 84 individuals over the age of 65 resident at a local authority administered nursing home in Izmir who were suffering pain at the time of the interview. The individuals’ introduction form, made up of 12 questions, was used to identify the individuals’ socio-demographic characteristics, and the McGill Melzack Pain Questionnaire was used to assess the pain, and the WHOQOL-OLD (World health Organization Quality of Life Scale Older Adults Module) was applied.
Findings: A significant relationship was found between the current pain severity and the quality of life scale’s sensory capacity, today’s activities and future activities, and relationship sub-fields and the total points (p<0,05).
Conclusion: It was established, as well as the elderly individuals’ socio-demographic characteristics, sub-sections such as the features, severity and time of pain also had an effect on the quality of life.

2.
Ön Kol Cerrahisinde İnfraklaviküler ve Korakoid Yaklaşımların Karşılaştırılması
A comparison of Vertical Infraclavicular and Coracoid Approaches in Forearm Surgery
Kemalettin Koltka, Yılmaz Yenigün, Semra Küçükgöncü, Tülay Özkan-seyhan, Mert Şentürk
PMID: 24104531  doi: 10.5505/agri.2013.88609  Sayfalar 101 - 107
Amaç: Çeşitli risklerine rağmen, brakiyal pleksusa infraklaviküler yaklaşımlar popülerlik kazanmıştır. Bu çalışmada, önkol cerrahisi uygulanan hastalarda vertikal infraklavikular (VİB) ve korakoid blokların (KB) başarı oranları, blok başlama zamanları, blok yapma zamanları ve olumsuz etkilerinin sıklığı karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Etik komite ve hasta onamı alındıktan sonra ön kol cerrahisi ameliyatı uygulanacak 40 hasta çalışmaya dâhil edildi. Brakiyal pleksus sinir stimulatörü ve kalem uçlu yalıtılmış iğne kullanılarak lokalize edildi. Blok için 30 ml %0.5 bupivakain kullanıldı. Bloklar ilk 5 dakika boyunca dakikada bir 15. dakikaya kadar 5 dakikada bir ve sonrasında 15 dakikada bir ve operasyonun sonunda değerlendirildi.
Bulgular: Blok başlama zamanları gruplar arasında benzer değerlerde idi. 5, 10 ve 15. dakikalarda yapılan değerlendirmelerde Grup KB’de duysal blok daha derin idi. Ayrıca 5, 10, 15 ve 30. dakikalarda yapılan değerlendirmelerde Grup KB’de motor blok daha fazla idi. VİB yapılan hastalarda blok yapma zamanı daha kısa idi. Korakoid blok yapılan bir hastada genel anesteziye geçmek gerekti. Korakoid blok yapılan iki hastada damar ponksiyonu dışında başka yan etki saptanmadı.
Sonuç: Korakoid blok ile daha yüksek oranlarda duysal ve motor blok benzer bir blok başlangıç zamanı ve ciddi bir komplikasyon olmaksızın sağlandı. KB, önkol cerrahisi için VİB’a emin ve etkin bir alternatif olarak kabul edilebilir.
Objectives: Despite several risks, infraclavicular approaches to the brachial plexus gained popularity. The present study compared success rates, block onset times, block performance times, and frequency of adverse effects of vertical infraclavicular (VIB) and coracoid blocks (CB) in patients undergoing forearm surgery.
Methods: After ethical committee approval and informed consent 40 patients undergoing forearm surgery were included. The brachial plexus was located using a nerve stimulator and an insulated pencil point needle. Thirty ml bupivacaine 0.5% was used for the block. The blocks were assessed every minute for the first 5 min, then every 5 min for 15 min and then every 15 min and at the end of the operation.
Results: Block onset times of both groups were similar. Higher rates of sensory block were found in group CB at the 5th, 10th, and 15th minutes of assessment. Also higher rates of motor block were found in group CB at the 5th, 10th, 15th and 30th minutes of assessment. Time to perform block was shorter in group VIB. One patient in CB group required general anaesthesia. Except two vascular punctures in group CB no other side-effects were observed.
Conclusion: Coracapid block provided higher rates of sensorial and motor blocks in a similar onset time without serious complications. CB can be accepted as a safe and reliable alternative to VIB for forearm surgery.

3.
Tek Taraflı İnguinal Hernilerde İlioinguinal İliohipogastrik Sinir Bloğu ile Spinal Anestezi Yöntemlerinin Karşılaştırılması
Comparison of Ilioinguinal-İliohypogastric Nerve Block versus Spinal Anesthesia Techniques for Single Sided Inguinal Herniorrhaphy
Işık Gürkan, Gülten Ütebey, Onur Özlü
PMID: 24104532  doi: 10.5505/agri.2013.95866  Sayfalar 108 - 114
Amaç: Tek taraflı inguinal herni cerrahisi uygulanan hastalarda ilioinguinal iliohipogastrik sinir bloğu (IHNB) ile spinal anestezi (SA) tekniklerinin hemodinamik etkileri, postoperatif analjezi, taburculuk kriterlerine ulaşma süreleri ile hasta ve cerrah memnuniyetini değerlendirmek amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: ASA I-III risk grubu 25 hastaya 3ml % 0.5 hiperbarik bupivakain ile SA (Grup S); 25 hastaya ise 20ml % 0.5 bupivakain ile IHNB (Grup I) uygulandı.
Bulgular: Grup I’de Grup S’ye göre ortalama blok uygulama süresi (16,4±3 vs 6,5±2,1 dk), yeterli duyusal blok oluşma süresi (25,2±5,1 vs 6.9±3.4 dk) ve duyusal bloğun sonlanması (262.4±65.2 vs 116.6 ±102.5 dk) anlamlı uzun bulundu (p <0.001). Grup I’de Grup S’ye göre ortalama ilk mobilizasyon süresi (307.1±146.9 vs 456.9±131.7 dk) ve ortalama taburculuk kriterlerine ulaşma süresi (4.6±0.8 vs 8.1±2.7 sa) anlamlı kısa bulundu (p <0.001). Grup S’de postoperatif 1, 2, 4 ve 6.sa ortalama VAS değerleri ve 24 saatte ortalama tramadol tüketimi (375.6±113.1 vs 180.5±17.9 mg) anlamlı yüksek gözlendi(p <0.001). Hemodinamik parametreler ile hasta ve cerrah memnuniyeti gruplar arasında benzer bulundu (p> 0.05).
Sonuç: Tek taraflı inguinal herni cerrahisinde; IHNB uygulaması daha fazla zaman almakta ve yeterli duyusal blok oluşma süresi SA’ den daha geç olmakla birlikte, IHNB daha uzun süreli postoperatif analjezi sağlamakta ve hastalar daha erken taburculuk kriterlerine ulaşabilmektedir.
Objectives: The aim of the study is to compare the hemodynamic effects, postoperative analgesia, time to achieve discharge criteria, and patient-surgeon satisfaction of patients who are assigned for single sided inguinal hernia repair operated under iliohypogastric ilioingıinal nerve block (IHNB) or spinal anesthesia..

Methods: Twenty-five ASA I-III patients in Group S received 15 mg 0.5% hyperbaric bupivacaine intrathecally, and 25 ASA I-III patients in Group I received IHNB with 20 mL 0.5% plain bupivacaine.
Result: Mean block application duration (16.4±3 vs 6.5±2.1 min), mean sensory block rise time (25.2±5.1 vs 6.9±3.4 min), and time to sensory block termination (262.4±65.2 vs 116.6 ±102.5 min) was found to longer in Group I with respect to Group S (p<0.001). Mean time to first mobilization (307.1±146.9 vs 456.9±131.7 min), and mean time to meet discharge criteria (4.6±0.8 vs 8.1±2.7 hr) was shorter in group I. Mean VAS scores in postoperative 1, 2, 4 and 6 th and mean tramadole consumption in 24 hr (375.6±113.1 vs 180.5±17.9 mg) were higher in Group S (p<0.001). Hemodynamic parameters, patient and surgeon satisfaction were comparable (p>0.05).
Conclusion: IHNB provides longer postoperative analgesia and earliar discharge, although takes more time to perform and to produce maximum effect, for single sided inguinal henia repair.

4.
2000-2010 Yılları Arasında Algoloji Polikliniğine Başvuran Kronik Ağrılı Hastaların Retrospektif Değerlendirilmesi
Retrospective Evaluation of The Patients With Chronic Pain Admitted to The Algology Polyclinic Between 2000-2010
Sevda Akdeniz, Ebru Kelsaka, Fuat Güldoğuş
PMID: 24104533  doi: 10.5505/agri.2013.89814  Sayfalar 115 - 122
Bu çalışmanın amacı, malign ve non-malign ağrı şikayeti ile başvuran hastaların ağrı tipleri, sosyodemografik özellikleri ile ağrı tedavilerinin retrospektif olarak değerlendirilmesidir.
Çalışmamızda Ocak 2000-Aralık 2010 tarihleri arasında Algoloji Bilim Dalı polikliniğine kronik ağrı yakınması ile başvuran hastaların dosyaları incelendi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, ağrı durumları ve uygulanan tedaviler dosyalarından retrospektif olarak değerlendirildi.
Onbir yıllık süre içerisinde polikliniğimize toplam 6647 hasta başvurduğu görüldü. Hastaların % 66.9’u 19-64 yaş aralığında idi. Hastaların cinsiyetleri arasında fark yoktu. En sık non-malign ağrı nedenleri; miyofasiyal ağrı, nöropatik ağrı, bel ağrısı ve baş ağrısıydı. Malign ağrı nedeniyle başvuran hastalarda en sık gastrointestinal sistem kaynaklı kanser, akciğer kanseri ve meme kanseri görüldü. Farmakolojik ve invaziv tedavi hastaların % 83.4’üne uygulandığı tesbit edildi. En çok yapılan invaziv tedavi; tetik nokta enjeksiyonu, kuru iğneleme ve epidural kateter takılması olduğu saptandı.
Sonuç olarak; sayıları gittikçe artan algoloji kliniklerinin ağrıya multidisipliner yaklaşımla uyguladıkları tedavilerle elde edilen sonuçlar yüz güldürmektedir ve hastanın yaşam kalitesi de artmaktadır. Onbir yıllık geniş bir zaman dilimini içermesi nedeniyle çalışmamızın bundan sonraki kronik ağrı çalışmaları için iyi bir veri kaynağı olacağını düşünmekteyiz.
The aim of this study is to evaluate the patients who admitted to algology polyclinic with malign and non-malign pain, sociodemographic characteristics, type of pain and pain management retrospectively.
In this study we examined the medical assessement files of patients who admitted to our outpatient clinic of Algology Department for chronic pain between January 2000- December 2010. The sociodemographic characteristics of the patients, pain properties and treatments were reviewed retrospectively.
Within the eleven years period, a total of 6647 patients have been admitted to our clinic. 66.9 % of the patients were between the ages of 19 and 64. There was no significant difference between gender. The most common causes of pain were myofascial pain, neuropathic pain, low back pain and headache. Among malignancy related cases the most common sources were gastrointenstinal system, lung and breast regions. In 83.4 % of patients, pharmacological and invasive treatments were utilized. The most common invasive treatment modalities were, trigger point injection, dry needle application and epidural catheter application.
In conclusion, pain treatments with multidisciplinary approach applied by the increasing number of pain clinics provide favorouble results and patients quality of life is also increased. We hope our retrospective study may provide helpful data for future studies on chronic pain with its comprehensive base of patient data which covers an eleven years period.

5.
Multidisipliner Ağrı Konseyi Değerlendirme Sonuçları
Results of the assessment of the Council of Multidisciplinary Pain
Süleyman Deniz, Abdulkadir Atim, Tarik Purtuloglu, Ercan Kurt
PMID: 24104534  doi: 10.5505/agri.2013.77045  Sayfalar 123 - 128
Giriş: Bu çalışmanın amacı, hastanemizde teşkil edilen multidisipliner ağrı konseyinin hasta profilini, tedavi yaklaşımlarını, tedavi sonuçlarını ve hasta memnuniyeti düzeylerini ortaya koyarak gerekliliğini vurgulamaktır.
Materyal –Metot: Hastaların yaşı, cinsiyeti, konseyde kaç kez değerlendirildiği, tanısı ve hastalara önerilen tedaviler kayıtlar üzerinden retrospektif olarak tespit edildi. Hastaların >1 yıl süredeki durumları, tedavilerden fayda görüp görmedikleri ve memnuniyet düzeyleri telefonla sorgulandı.
Bulgular: Hastalara kronik bel ağrısı (%35) ve vertebral tümör ya da metastazı (%10) en sık konulan tanılardı. Hastaların %74’ü omurga kökenli sebeplerle değerlendirilmişti.
Hastaların %23’ü çok, %27’si orta ve %35’i az fayda görmüş olup, faydalılık %85 olarak hesaplanmıştır. Hasta memnuniyeti %24 çok, %23 orta, %32 az olarak bulunmuş olup, memnuniyet %79 olarak tespit edilmiştir.
Tartışma- Sonuç: Farklı disiplinlere ait hekimlerin hep birlikte karmaşık hastaları değerlendirmesi tanı ve tedavi açısından tek başlarına değerlendirmelerinden iyi sonuçlanmaktadır. Ayrıca, multidisipliner yaklaşımla hastalara farklı tedavi seçeneklerinin sunulması ve uygulanması tedavi etkinliği ve hasta memnuniyeti üzerine olumlu etki yapmıştır. Standart tedavi protokolleri yerine kişiye özel tedavi protokollerinin multidisipliner olarak belirlenmesinin faydalı olacağını düşünmekteyiz.
Introduction: The aim of this study was to emphasize the necessity of multidisciplinary pain council by demonstrating the patient profile, treatment approaches, outcomes, and patient satisfaction levels obtained from our council.
Material and Methods: In this study, the age, gender, number of council evaluations, diagnoses and recommended therapies of patients were determined retrospectively. The status of the patients >1 year, outcomes of the therapies, and satisfaction levels of the patients were questioned on the phone.
Findings: The patients were most commonly diagnosed as chronic low back pain (35%) and vertebral tumor or metastasis (10%). 74 % of the patients were evaluated because of vertebral causes.
23% of the patients had good, 27% had moderate and 35 % had poor benefit; beneficence was calculated as 85%. Patient satisfaction was found as 24%, 23%, and 32%, respectively; satisfaction was calculated as 79%.
Discussion- Conclusions: Evaluation of complex patients by physicians from different disciplines has better diagnostic and treatment outcomes. In addition, multidisciplinary approach offer and perform different therapy options and this has positive effects on treatment efficiency and patient satisfaction. We are in the opinion that instead of standard treatment protocols, determining individualized multidisciplinary treatment protocols should be useful.

OLGU SUNUMU
6.
Postspinal Subakut Subdural Hematom (Olgu Sunumu)
Postspinal Subacut Subdural Hematoma (Case Report)
Ferdi Doğanay, Lütfiye Pirbudak, Rauf Gül, Mehmet Alptekin, Nurgül Kaplan
PMID: 24104535  doi: 10.5505/agri.2013.76598  Sayfalar 129 - 132
Giriş: Spinal anestezi sonrası gelişen intrakraniyal subdural hematom, nadir görülen ve tedavi edilmediğinde öldürücü olabilen ciddi bir komplikasyondur. Ponksiyon sırasında dural zedelenme nedeniyle devam eden beyin omurilik sıvısı (BOS) sızıntısı, meningiyal damarlarda gerilme ve yırtılma ile kanamaya yol açmaktadır.
OLGU: 24 yaşında, ASA I fiziksel grupta, anamnez ve laboratuar tetkiklerinde bir özellik olmayan olguya L 4-5 aralığından 25 G Quincke iğne kullanılarak 12.5 mg heavy bupivakain ile tek seferde spinal anestezi yapıldığı, olgunun post spinal birinci gün baş ağrısının başladığı, başvurduğu dış merkezde post spinal baş ağrısı tanısı ile konservatif tedavi başlandığı öğrenildi. Hastanın baş ağrısının devam etmesi üzerine ağrı polikliniğimize sevk edilmişti. Hastanın anamnezinde başağrısının postural olmaması ve sol kulak arkasında olması, tek taraflı kulak çınlamasının olası nedeniyle hastaya acil kranyal BT çekilerek akut fronto-tempora-paryetal subdural hematom tanısı konuldu.

Tartışma ve Sonuç: Spinal anestezi sonrası, devam eden atipik başağrısı ve tinnitus varlığında subdural hematom olabileceği düşünülerek, anamnez, nörolojik muayene ve radyolojik görüntüleme yöntemleri ile erken tanı konabilir.
Introduction: The development of intracranial subdural hematoma after spinal anesthesia is a rare and serious complication that can be fatal if untreated. Needle puncture to the dura mater can cause leakage of cerebrospinal fluid, and lead to stretching and rupture of the meningeal blood vessels with resultant bleeding.

Case: A 24 years old patient, with a completely normal history and laboratory analysis, has got a L4-5 level spinal anesthesia well done at first try, using a Quinke 25 G needle and 12,5 mg bupivacaine HEAVY. The first day after spinal anesthesia, the patient started to have a headache. He applied to another hospital where he received conservative treatment with a diagnosis of post-spinal headache. But, persistence of the headache made the patient refer to our pain clinic. The headache was located behind the left ear non-postural in nature, and was associated with tinnitus. Emergency cranial computerized tomography was obtained and acute fronto-temporo-parietal subdural hematoma was reported.
Discussion: After spinal anesthesia, continued atypical headache and presence of tinnitus must alert against an underlying subdural hematoma. Early diagnosis can be made by history of the patient combined with neurological and radiological imaging methods.

7.
Geniş Cilt Grefti Gerektiren Üst Ekstremite Rekonstrüksiyonunda Ultrason Rehberliğinde İnfraklavikular Blok Ve Lateral Femoral Kutanöz Sinir Blok Uygulamasının Kombine Kullanımı: Olgu Sunumu
Combined Use Of Ultrasound Guided Infraclavicular Block And Lateral Femoral Cutaneous Nerve Block In Upper Extremity Reconstruction Requiring Large Skin Graft: Case Report
Alper Kılıçaslan, Atilla Erol, Ahmet Topal, Muhammed Nebil Selimoglu, Şeref Otelcioglu
PMID: 24104536  doi: 10.5505/agri.2013.64326  Sayfalar 133 - 136
Üst ve alt extremite bloklarının aynı operasyon içinde kombine kullanımı lokal anestetiklerin sistemik toksisite riskinden dolayı nadiren uygulanmaktadır. Bu yüzden bu tür operasyonlarda genellikle genel anestezi tercih edilmektedir. Ancak ultrason kullanımı sinirlerin etrafında güvenilir anestezik birikimi sağlayarak, imkan dahilinde anestezik ihtiyacı azaltır.
Bu vaka takdiminde biz ultrason rehberliğinde infraklaviküler brakiyal pleksus bloğu ve lateral femoral kütanöz sinir bloğuyla, 44 yaşında erkek, ASA fiziksel durumu I, yan uyluk bölgesinden alınacak olan deri greftiyle üst extremite rekonstriksiyonu yapılacak olan bir hastayı sunmak istiyoruz. Blok başarılı oldu ve bloğa bağlı komplikasyon görülmedi. Biz ultrason rehberliğinde infraklavikuler brakiyal pleksus bloğu ile lateral femoral cutaneus sinir bloğunun kombine edilmesinin klinik olarak kullanışlı ve güvenli bir teknik olduğunu ve üst extremitenin deri grefti gerektiren rekonstriksiyonlarında anestetik bir alternatif olduğunu düşünmekteyiz.
Combined nerve blocks of the upper extremity and lower limb in same operation rarely performed due to the risk of systemic toxicity of local anesthetics. Therefore, general anesthesia is generally preferred in this operations. However, use of ultrasound allows reliable deposition of the anesthetic around the nerves, potentially lowering the local anesthetic requirement.
In this case report, we present a 44-year-old, ASA physical status I, male patient who was operated for upper extremity reconstruction requiring skin graft from anterolateral thigh region under ultrasound-guided infraclavicular brachial plexus block and lateral femoral cutaneous nerve block. The block was successful and no block-related complications were noted. We think that combining an ultrasound guided infraclavicular brachial plexus block and a lateral femoral cutaneous nerve block is a clinically useful and safe technique and an alternative anesthetic opinion for procedures requiring skin grafts for the upper extremity.

8.
Spontan İntrakraniyal Hipotansiyona Bağlı Baş Ağrısının Tedavisinde Epidural Kan Yaması*
The epidural blood patch technique for the management of headache due to spontaneous intracranial hypotension.
Fuat Güldoğuş, Ebru Kelsaka
PMID: 24104537  doi: 10.5505/agri.2013.43650  Sayfalar 137 - 140
Spontan intrakraniyal hipotansiyon; ortostatik baş ağrısı, düşük BOS basıncı ve özel kraniyal görüntüleme yöntemleri ile tanımlanan bir klinik tablodur. Tinnitus, vertigo, diplopi, bulantı-kusma gibi yakınmalar da baş ağrısına eşlik edebilir. Tanıda BOS kaçağının seviyesinin gösterilmesi önemlidir. Tedavide konservatif tedavileri takiben şikayetleri düzelmeyen olgularda epidural kan yaması planlanmalıdır.
Bu olgu sunumunda; spontan intrakraniyal hipotansiyonun tanı yöntemlerini ve tedavisinde epidural kan yamasının önemini literatür eşliğinde tartıştık.
pressure and specific cranial imaging techniques. Headache can be accompanied by the symptoms such as tinnitus, vertigo, diplopia, nausea and vomiting. It is important for the diagnosis to show the level of CSF leakage. Epidural blood patch should be planned for the treatment of patients with no reduction of the complaints following conservative treatment.
In this case report, we have discussed the diagnostic methods of spontaneous intracranial hypotension and the importance of an epidural blood patch for its treatment in the light of the literature.

9.
İntrakranyal Hipotansiyon İle Birliktelik Gösteren Serebral Venöz Tromboz Olgusu: Karakter değiştiren baş ağrısı
A case of cerebral venous thrombosis accompanying with intracranial hypotension: Headache that changing character
Sibel Güler, Çiğdem Deniz, Ufuk Utku, Sezgin Kehaya
PMID: 24104538  doi: 10.5505/agri.2013.41275  Sayfalar 141 - 144
Spontan intrakranyal hipotansiyon literatürde ilk kez Schaltenbran tarafından tanımlanmıştır. Subdural hemoraji ve serebral venöz tromboz gibi ciddi komplikasyonlar nadir olarak gözlenmektedir. 40 yaşında erkek hastanın yaklaşık 9 ay evvel sağ kolda belirgin olan ve son 3 aydır giderek artan güçsüzlük yakınmaları ile değerlendirildi. Servikal MR’de C2 düzeyinde şüpheli demiyelinizan plak görülmesi üzerine lomber ponksiyon uygulandığı belirtildi. Lomber ponksiyon incelemesinden sonra ortostatik baş ağrısı gelişen olgunun 10. günde ise jeneralize tonik klonik epileptik nöbet kliniği geliştiği izlendi. Kranial MR venografide sağ transvers sinüs ve süperior sagittal sinüste tromboz ve intrakranial hipotansiyona bağlı pakimenenjit bulguları birarada gözlendi. Literatürde bu iki olayın birlikteliğine çok nadir olarak rastlanmaktadır. Tromboz hem venöz sinüsleri hem de kortikal venleri etkileyebilir. Spontan intrakranyal hipotansiyon serebral venöz tromboz için risk faktörüdür, fakat olguların sadece %2’sinde bir komplikasyon olarak gelişebilir. Olgumuzun da bu nadir birliktelik dolayısıyla literatüre katkı sağladığı düşünülmektedir.
Spontaneous intracranial hypotension was first described by Schalternbarn. Severe complications like cerebral venous thrombosis and subdural hemorrhage are seldomly seen. A 40 year old men was examined for weakness of right arm started 9 months earlier and aggravated in last 3 months. He was undergo a lumbar punction because of a demyelinating plaque at C2 level in MRI. After 10 days of lumbar punction he experienced a generalised tonic clonic seizure. At kranial MRI and venography thrombosed superior sagittal and right transverse sinus and image of pachymeningitis, caused by intracranial hypotension were observed. Coincidence of these two situations together was seldomly found at literature. Thrombosis can both effect the sinuses and cortical veins. Spontaneous intracranial hypotension is a risk factor for CVT, but at only 2% CVT is seen as a complication. We think that our case can add addition to literature by having this coincidence.

EDITÖRE MEKTUP
10.
Ultrasound guided brachial plexus block can be advantageous in patients with avulsion type upper extremity injuries
İnan Aysel, İsmet Topçu, Fatma Filiz Kurt
PMID: 24104539  doi: 10.5505/agri.2013.98598  Sayfalar 145 - 146
Editöre Letter olduğu için özet koyulmadı.



 
Hızlı Arama








 
Copyright © 2018 Ağrı Dergisi Tüm Hakları Saklıdır.