ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 32  Issue: 2  Year: 2020
  Ağrı: 32 (1)
Volume: 32  Issue: 1 - 2020
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.Effects of suprascapular and axillary nerve block on postoperative pain relief sevoflurane consumption and visual clarity in arthroscopic shoulder surgery
Derya Özkan, Sevtap Cemaloğlu, Faruk Mehmet Catma, Taylan Akkaya
PMID: 32030694  doi: 10.14744/agri.2019.04875  Pages 1 - 7
Amaç: Bu çalışmada amaç, artroskopik omuz cerrahisinde supraskapular sinir ve aksiller sinir bloğunun postoperatif ağrı, tramadol tüketimi, sevofluran tüketimi ve cerrahi alanın görsel netliğine etkisini araştırmaktır.
Gereç ve Yöntem: Artroskopik omuz cerrahisi geçirecek 46 hasta, genel anestezi öncesi ultrason rehberliğinde hem supraskapüler hem de aksiller sinir bloğu yapılması (20 ml% 0.25 bupivakain) (Grup SSAXB, n=23) ya da işlem sonrası subakromiyal lokal infiltrasyon (Grup Kontrol, n=23) yapılması için randomize edildi. Hastaların soluk sonu sevofluran tüketimi, artroskopik alan görüntüsü skoru işlem sırasında kaydedildi. Hastaların postoperatif ağrı skorları (ameliyat sonrası PACU’da 4, 8, 12, 24. saat) ve tramadol tüketimi de kaydedildi.
Bulgular: Soluk sonu sevofluran konsantrasyon değerleri, her iki grupta benzerdi (p>0.05). Grup SSAXB’nin anestezi sonrası derlenme birimindeki (PACU) ortalama statik ağrı skorları daha iyiydi (Grup SSAXB 4.27±1.48’e karşılık Grup C 6.24±1.09 p<0.05). Tramadol tüketimi grup SSAXB’de grup C’den daha düşüktü (253.1±85.3 mg’a karşılık 324.2±72 mg, p=0.005) Artroskopik alan netlike, görüntü skorları intraoperatif dönemde grup SSAXB’de grup C’den daha yüksekti (p<0.05).
Sonuç: SSAXB artroskopik omuz cerrahisinde, postoperatif analjezide etkili, tramadol tüketimini azaltmakta ve artroskopik alanda temiz bir görüntü sağlayabilmektedir, ancak bu bloklar sevofluran tüketimini azaltmamaktadır.
Objectives: This study aims to investigate the effects of suprascapular nerve and axillary nerve block on postoperative pain, tramadol consumption, sevoflurane consumption and visual clarity of the surgical field in arthroscopic shoulder surgery.
Methods: Forty-six patients undergoing arthroscopic shoulder surgery were randomized to receive either both suprascapular and axillary nerve block with ultrasound guidance (20 ml 0.25% bupivacaine) before general anesthesia (group SSAXB, n=23) or a subacromial local infiltration (20 ml 0.25% bupivacaine) after the procedure (group control, n=23). End-tidal sevoflurane consumption, visualization of the arthroscopic field scores of the patients were recorded during the procedure. The patient’s postoperative pain scores (at PACU, 4, 8, 12, 24 hours after the surgery) and tramadol consumption were also recorded.
Results: End-tidal sevoflurane concentration values were similar in both groups (p>0.05). Group SSAXB had a better mean static pain score in the PACU (Group SSAXB 4.27±1.48 vs Group C 6.24±1.09 p<0.05). Tramadol consumption was lower in group SSAXB than in group C (253.1±85.3 mg vs 324.2±72 mg, p=0.005). Visual clarity scores of the arthroscopic field were higher in group SSAXB than in group C along the intraoperative period (p<0.05).
Conclusion: SSAXB are effective in postoperative analgesia, reduce tramadol consumption and provide a clean image in the arthroscopic area of arthroscopic shoulder surgery, but these blocks do not reduce sevoflurane consumption.

2.Labor analgesia: Comparison of epidural patient-controlled analgesia and intravenous patient-controlled analgesia
Tayfun Süğür, Esra Kızılateş, Ali Kızılateş, Kerem İnanoğlu, Bilge Karslı
PMID: 32030699  doi: 10.14744/agri.2019.35403  Pages 8 - 18
Amaç: Çalışmamızda doğum analjezisi yöntemlerinden, hasta kontrollü epidural analjezi (HKEA) ile hasta kontrollü intravenöz remifentanil analjezisi (HKİVA), hasta memnuniyeti, vizüel analog skala (VAS), anne ve yenidoğan yan etkileri açısından karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Tek fetüse sahip, doğum analjezisi isteyen 37 gebe HKİVA (Grup 2) ve HKEA (Grup 1) gruplarına ayrıldı. Grup 1 için hazırlanan 100 mL epidural mayi içinde 1.25 mg/mL bupivakain, 2 mcg/mL fentanil bulunmaktaydı. Başlangıç dozu, 5 mL’lik bölünmüş dozlar halinde 15 mL uygulandı. Devamında 5 mL/saat bazal infüzyon, 5 mL hasta kontrollü bolus ve 20 dk kilit olarak ayarlandı. Grup 2 için hazırlanan solüsyona, 100 mL mayi içine 2 mg remifentanil konuldu. 20 mcg/h infüzyon dozu, 0.05 mcg/kg hasta kontrollü bolus ve 5 dk kilit olarak ayarlandı. Gebelerin, doğum eylemi bitene kadar VAS, maternal kalp hızı, kan basıncı, oksijen satürasyonu, bulantı, kusma, kaşıntı, sedasyon, fetal kalp hızı ve doğum eylemi sonunda yenidoğan Apgar skoru ve anne memnuniyetleri kaydedildi.
Bulgular: İki grubun da yeterli düzeyde analjezi sağlayabildiği görülmüştür. Ancak VAS değerleri grup HKİVA’da daha yüksek bulunmuştur. Anne memnuniyetleri ve yenidoğan Apgar skorları benzerdi. Her iki grupta da oksijen desteği gerektiren satürasyon düşüklüğü saptanmamasına rağmen, oksijen satürasyonları Grup 2’de daha düşük seyretti. Yan etki ve hasta memnuniyetleri her iki grupta da benzer bulundu.
Sonuç: Remifentanil ile intravenöz HKA’da, anne memnuniyeti yeterli görülse de, HKEA ile karşılaştırıldığında 2. saatten sonraki VAS skorları daha yüksekti. Biz HKEA’nın doğum analjezisinde altın standart olduğunu düşünmekle birlikte, epidural kateter uygulamasının kontrendike olduğu veya gebenin epidural girişimi istemediği durumlarda, HKİVA’nın epidural analjeziye iyi bir alternatif olduğunu düşünmekteyiz.
Objectives: In our study, patient controlled epidural analgesia (PCEA) and patient controlled intravenous remifentanil analgesia (PCIVA) were compared for VAS, and also their side effects on mother and newborn.
Methods: In this study, 37 pregnant women with a single fetus, who had labor analgesia, were divided into groups of PCIVA (Group 2) and PCEA (Group 1). Bupivacaine 1.25 mg/ml and fentanyl 2 mcg/ml in 100 ml epidural solution were prepared for Group 1. The infusion dose was 15 ml, 5 ml divided doses. We set 5 ml/h basal infusion, 5 ml patient-controlled bolus and 20 min lock time. We prepared 2 mg remifentanil in 100 ml intravenous solution for Group 2. We set 20 mcg/h infusion, 0.05mcg/kg patient-controlled bolus and five min lock time. VAS, maternal-fetal heart rate, blood pressure, oxygen saturation, nausea-vomiting and sedation were recorded during labor. We recorded Apgar scores and maternal satisfaction at the end of labor.
Results: The findings showed that both groups could provide adequate analgesia. However, VAS scores were higher in Group PCIVA. The mother satisfaction and newborn’s Apgar scores were similar. In both groups, desaturation, which is requiring oxygen support, was not determined. The oxygen saturations were lower in Group 2. The side effects and patient satisfaction were similar in both groups.
Conclusion: Although PCIVA was found to be satisfactory concerning maternal satisfaction, VAS after 2nd hour were higher compared to PCEA. PCEA is the gold standard in labor analgesia. However, we believe that PCIVA is a good alternative to epidural analgesia in cases where epidural analgesia is contraindicated or where the patient does not want an epidural.

3.Anatomical differences in sacral hiatus during caudal epidural injection with ultrasonography guidance and its effects on success rate
Erhan Gökçek, Ayhan Kaydu
PMID: 32030697  doi: 10.14744/agri.2019.16442  Pages 19 - 24
Amaç: Bu çalışmada kaudal epidural steroid enjeksiyonu (KESE) işlemi sırasında sakral hiatusun anatomik yapısındaki farklılıkları ultrasonografi (USG) eşliğinde incelemeyi, KESE sırasında ağrı düzeylerini ve başarı oranını değerlendirmeyi amaçladık.
Gereç ve Yöntem: USG eşliğinde KESE uygulanan alt lomber bel ağrısı ve siyatik ağrısı olan 255 (148’i erkek, 107’i kadın) hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastaların USG kılavuzluğunda sonogramları elde edildi. KESE işlemi esnasında hastaların ağrı düzeyleri vizüel analog skala (VAS) ile değerlendirildi ve başarı oranları kaydedildi. Anatomik hesaplamalarda interkornual mesafe, sakral mesafe ve sakrokoksigeal ligament kalınlığı ölçümü yapıldı.
Bulgular: Hastaların demografik verileri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). Erkeklerle kadınlar arasında, interkornual mesafe (16.6 mm’ye karşı 15.8; p=0.004) ve sakrokoksigeal ligament kalınlığı (4.1 mm’ye karşı 3.7 mm; p=0.018) açısından anlamlı bir fark vardı. KESE başarı oranı, VAS değerleri ve sakral mesafe açısından hastalar arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0.05).
Sonuç: Sakral hiatusun erkek ve kadın hastalar arasında anatomik farklılıklara sahip olduğunu tespit ettik. Mevcut kanıtlara göre USG eşliğinde sakral hiatusun anatomik yapıları doğru bir şekilde gösterildiğinde KESE’nin başarı oranı artmaktadır.
Objectives: To investigate the anatomical differences of sacral hiatus, pain levels and success rates during caudal epidural steroid injection (CESE) using ultrasonography.
Methods: In the study, 255 patients (148 male and 107 female) with lower lumbar back pain and sciatica were included. These patients were applied caudal epidural steroid injection by ultrasonography. Sonograms were obtained by ultrasonography (USG) guideline. Patients’ pain levels were assessed by the Visual Analogue Scale (VAS) during the CESE procedure performed on USG guided, and success rates were saved. The intercornual distance, sacral distance and sacrococcygeal ligament thickness were measured.
Results: There was no statistically significant difference between the demographic data of the patients (p>0.05). There was a significant difference between male and female patients concerning intercornual distance (15.8 versus 16.6 mm; p=0.004) and sacrococcygeal ligament thickness (4.1 mm vs. 3.7 mm; p=0.018). There was no significant difference between patients about KESE success rate, VAS values and sacral distance (p>0.05).
Conclusion: We found that sacral hiatus has anatomical differences between male and female patients. According to current evidence, the success rate of caudal epidural steroid injection increased when the anatomical structures of sacral hiatus are shown correctly in USG guided.

4.Effects of vibrating tourniquet application on the pain felt for blood drawing in pediatric patients
Arzu Özel, Hacer Çetin
PMID: 32030695  doi: 10.14744/agri.2019.04900  Pages 25 - 30
Amaç: Araştırma okul yaş grubu çocuklarında kan alma sırasında titreşimli turnike kullanılmasının hissedilen ağrı düzeyine etkisini belirlemek amacıyla randomize olarak yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini, Mayıs 2017–Kasım 2017 tarihleri arasında Mersin Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi, Çocuk Kan Alma Ünitesi’ne teşhis ya da tedavi amaçlı kan alınması için başvuran 6-12 yaş grubu çocuklar oluşturmuştur. Örneklemeyi vaka alma kriterlerine uygun, çalışmaya katılmayı kabul eden, 45’i kontrol ve 45’i müdahale grubu (titreşimli turnike uygulanan) olmak üzere toplam 90 çocuk oluşturmuştur. Çocukların tanıtıcı özelliklerini belirlemek için çocuk bilgi formu ve çocukların ağrı düzeyini değerlendirmek için Yüz İfadeleri Ağrı Ölçeği–Wong Baker Skalası kullanılmıştır. Müdahale grubundaki çocuklarda, titreşimli turnike kullanılarak kan alma işlemi uygulanmıştır. Her iki gruptaki çocukların işlem öncesi ve sonrası kalp atım hızı, solunum, tansiyon, ateş ve oksijen saturasyonları ölçülmüş ve ağrıyı Wong Baker Skalası üzerinde işaretlemeleri istenmiştir.
Bulgular: Kan alma işlemi sırasında titreşimli turnike uygulanmayan kontrol grubunun ortalamaları, titreşimli turnike uygulanan müdahale grubunun ağrı puanları ortalamaları göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0.05).
Sonuç: Sonuç olarak kan alma işlemi sırasında çocukların hissettikleri ağrıyı azaltmada titreşimli turnike kullanımının etkili olduğu belirlenmiştir.
Objectives: In this study, it is planned to observe the effects of vibration tourniquet application on the pain felt in school-aged pediatric patients. This is a randomised study.
Methods: The research population consisted of patients who were between ages 6 and 12 in the Pediatric Blood Drawing Unit at the Mersin University Research and Application Centers for diagnosis or treatment between dates of May 2017 and November 2017. The sample group consisted of 90 pediatric patients who were eligible for case taking criteria; 45 of them were control and other 45 of them were intervention group (vibrating tourniquet applied). All 90 patients agreed to participate in this study. The children information form was used to assess descriptive properties of children and Wong-Baker FACES- Pain Rating Scale was used for assessment of pain levels. In intervention group patients, blood was drawn with using vibrating tourniquet. Heart beat, respiration rate, blood pressure, fever and saturation level before and after blood drawn were measured for intervention and control group patients and they were asked to mark their level of pain on the Wong-Baker FACES Pain Rating Scale.
Results: There was a statistically significant difference when vibrating-tourniquet-applied case and vibrating-tourniquet-not-applied control groups’ mean pain points were compared (p<0.05).
Conclusion: In conclusion, the findings suggest that using vibrating tourniquet for drawing blood is effective in decreasing the pain level of children.

5.Distal approach for percutaneous radiofrequency thermocoagulation of lumbar medial branches in patients with lumbar facet arthropathy: A retrospective analysis
Tülin Arıcı, Ertuğrul Kılıç
PMID: 32030696  doi: 10.14744/agri.2019.15921  Pages 31 - 37
Amaç: Lomber faset (zigapofiziyal) artropati, kronik bel ağrısının yaygın bir nedenidir ve faset eklemlerinin perkütan radyofrekans denervasyonunun uzun vadeli iyileşme sağlayan etkili bir tedavi olduğu görülmektedir. İğneyi medial dallara paralel yerleştirmek için distal bir yaklaşım kullanan bir teknik son zamanlarda yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışmada, distal bir yaklaşım ve A-P floroskopik görünümü içeren bir teknik araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Faset eklem medial dallarında, RFTC (radyofrekans termokoagülasyon) uygulanan lomber faset sendromlu 164 hastanın klinik tabloları retrospektif olarak değerlendirildi. A-P görünümüyle distal bir yaklaşım kullanılarak gerçekleştirilen faset-eklem medial dallarının perkütan radyofrekans termokoagülasyonunun başarı oranı değerlendirildi. NRS (numerik rank scoru) ağrı skorları ve subjektif global değerlendirme skorunda cevaplar ölçüldü.
Bulgular: Hastaların yanıtları, çok iyi 46 (%28.0), iyi 67 (%40.8), orta 21 (%12.8), kötü 30 (%18.2) olarak değerlendirildi. Ortalama ağrının sonlanma süresi 7.3 aydı. Çok iyi veya iyi yanıtlar veren 113 hastanın ortalama ağrı rahatlama süresi 10.2 aydı.
Sonuç: Faset artropatisi için radyofrekans termokoagülasyon, iyi tolere edilen güvenli ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Faset Radyofrekans termokoagülasyonu için A-P görüntüsü ile distal bir yaklaşımın diğer yaklaşımlara uygulanabilir bir alternatif olduğunu düşünüyoruz.
Objectives: Lumbar facet (zygapophysial) arthropathy is a common cause of chronic lower back pain, and percutaneous radiofrequency denervation of the facet joints appears to be an effective treatment that yields long-term improvement. A technique utilising a distal approach to place the needle parallel to the medial branch has recently come into common use. In the present study, a technique incorporating a distal approach and an A-P fluoroscopic view was investigated.
Methods: In this study, clinical charts of 164 patients with lumbar facet syndrome who had undergone RFTC (radiofrequency thermocoagulation) of facet-joint medial branches were retrospectively evaluated. The success rate of percutaneous radiofrequency thermocoagulation of facet-joint medial branches performed utilising a distal approach with an A-P view was evaluated. NRS (numeric rank score) pain scores and subjective patient-reported global responses were measured.
Results: Of the patients, responses were rated as excellent by 46 (28.0%), good by 67 (40.8%), fair by 21 (12.8%) and poor by 30 (18.2%). The median duration of pain relief was 7.3 months. In the 113 patients who reported excellent or good responses, the median duration of pain relief was 10.2 months.
Conclusion: Radiofrequency thermocoagulation for facet arthropathy is a safe and effective treatment option that is well-tolerated. We suggest that a distal approach with an A-P view for facet radiofrequency thermocoagulation is a viable alternative to other approaches.

6.Fluoroscopy-guided genicular nerves pulsed radiofrequency for chronic knee pain treatment
Şule Arıcan, Gülçin Hacibeyoglu, Özlem Akkoyun Sert, Sema Tuncer Uzun, Ruhiye Reisli
PMID: 32030698  doi: 10.14744/agri.2019.16779  Pages 38 - 43
Amaç: Bu çalışmamızda, primer olarak genikular sinire Pulsed RF uygulamasının diz osteoartrit (OA) hastalarında ağrı ve fonksiyon üzerine etkisini ve yan etkilerini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Şubat 2018-Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Daha önceden tanı bloğu yapılan hastalar bir gün sonra değerlendirildi, sayısal ağrı skorlarında en az %50 oranında bir düşüş pozitif yanıt olarak kabul edilerek bu hastalar Pulsed RF nörotomi işlemine dahil edildi. Hastaların genikular sinir (GN) dalları USG ile tanımlandı ve floroskopi klavuzluğunda hedef sinirlere radyofrekans (RF) kanülü ilerletildi. Ön-arka ve yan görüntü ile RF kanülü ucunun yeri görüntülendi. Ardından RF bir NT1000 RF Jeneratörü kullanılarak 42 °C’de üç kez beş dakika ara ile 3 genikular sinirlere Pulsed RF tedavisi uygulayarak RF lezyonları oluşturdu. Pulsed RF uygulaması sonrası, herbir genikular sinire 2ml lokal anestezik olarak bupivakain %0,5 enjekte edildi. İşlem öncesi bazal ve işlem sonrası 1, 4 ve 12. haftalardaki sonuç ölçümleri (VAS, pain DETECT skorları, WOMAC skorları) ve Patient Global Impression of Change (PGIC) skoru değerlendirildi.
Bulgular: Genikular sinir Pulsed RF uygulanan 20 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı (ort±SS) 55.2±3.24, K/E oranı ise 12/8 olarak değerlendirildi. Hastaların ağrı ve fonksiyon değerlendirme WOMAC skorları ve VAS değerleri işlem öncesi dönemle karşılaştırıldığında 12. haftanın sonunda yaklaşık %50 oranında azalma gözlenmiştir. Hiçbir hastada da yan etki gözlenmemiştir.
Sonuç: Sonuç olarak, genikular sinirlerin pulsed RF nörotomisinin kronik diz OA hastaları için etkili ve güvenli bir tedavi yöntemi olduğunu düşünmekteyiz.
Objectives: The primary objective of this study was to investigate the effects of Pulsed RF application in the genicular nerve on pain and function in patients with osteoarthritis (OA) and its side effects.
Methods: This study was conducted between February 2018 and June 2018. Patients who were previously administered diagnostic blocks were evaluated a day later; a drop of at least 50% in numeric pain scores was considered a positive response, and these patients were included in the Pulsed RF neurotomy procedures. Radiofrequency (RF) cannula was advanced towards targeted nerves under the guidance of fluoroscopy. RF lesions were created by applying Pulsed RF treatment to the three genicular nerves three times with five minutes intervals at 42 °C using NT1000 RF Generator. Following the Pulsed RF application, 2 mL 0.5% bupivacaine was injected into each genicular nerve as an anesthetic agent. VAS, pain DETECT scores, WOMAC scores were evaluated preoperative baseline and postprocedure weeks 1, 4, and 12. Patient Global Impression of Change (PGIC) score was evaluated postprocedure weeks 12.
Results: This study included 20 patients who were administered genicular nerve Pulsed RF. The mean age was 55.2±3.24 years, and F/M ratio was 12/8. Compared to the pre-procedure period, patients’ pain and function evaluation, WOMAC and VAS values decreased by approximately 50% at the end of the 12th week. No side effect was observed in any patients.
Conclusion: Our findings suggest that Pulsed RF neurotomy of the genicular nerves is an efficient and safe treatment method for patients with chronic knee osteoarthritis.

CASE REPORTS
7.Analgesic efficacy of ultrasound-guided quadratus lumborum block during extracorporeal shock wave lithotripsy
Ahmet Murat Yayık, Ali Ahıskalıoğlu, Özlem Dilara Ergüney, Elif Oral Ahıskalıoğlu, Hacı Alıcı, Şaban Oğuz Demirdöğen, Şenol Adanur
PMID: 32030700  doi: 10.5505/agri.2017.54036  Pages 44 - 47
Ekstrakorporeal şok dalga litotripsi (ESWL), üriner trakt taş tedavisinde yaygın olarak uygulanmaktadır; ancak hastaların büyük çoğunluğu sedasyon ve analjezi olmaksızın bu işlemi tolere edememektedir. ESWL’de ağrı kontrolü işlem başarısı ve hasta konforu açısından önemlidir. ESWL ağrı kontrolünde, non-steroid antiinflamatuar ilaçlar, opioidler, alfa-2 agonistler gibi sistemik ilaçlar; TAP blok, paravertebral blok ve lokal infiltrasyon gibi çeşitli rejyonel anestezi yöntemleri uygulanmıştır. Quadratus lumborum bloğu (QLB) abdominal cerrahide uygulanan rejyonel analjezik yöntemlerden biridir. Bu blok batın ön ve yan duvarında anestezi ve analjezi sağlar. Bu vaka serisinde, dokuzu renal taş ve altısı üreter taşı olmak üzere QLB eşliğinde ESWL yapılan 15 hasta sunulmuştur. İşlem sırasındaki VAS skorları, ortalama 0.20±0.41 ile 2.73±1.22 arasındaydı, ortalama fentanil tüketimi 15.00±15.08 mcg olup hiçbir hastada opioide bağlı yan etki görülmedi. 15 hastanın dokuzunda tam fragmantasyon, beşinde de parsiyel fragmantasyon elde edildi.
Extracorporeal shockwave lithotripsy (ESWL) is widely used for the treatment of urinary tract calculi; however, the vast majority of the patients does not tolerate the procedure without analgesia and sedation. Pain control in ESWL has been crucial for process success and patient comfort. Systemic drugs, such as non-steroid anti-inflammatory drugs, opioids, alfa-2 agonist and various local and regional anesthesia methods (transversus abdominis plane block, paravertebral block, infiltration) have been applied to control ESWL pain. Quadratus lumborum block (QLB) is performed as one of the regional anesthetic techniques for abdominal surgery. This block provides anesthesia and analgesia on the anterior and lateral wall of the abdomen. In this report, we presented the analgesic efficacy of QLB in 15 patients, which included nine renal and six ureter stones for ESWL. The mean of the VAS scores ranged from 0.20±0.41 to 2.73±1.22, and mean fentanyl consumption was 15.00±15.08 mcg during the procedure. No opioid-related side effects were observed in any of the patients. Full fragmentation was obtained in nine of the 15 patients, and partial fragmentation was obtained in five patients.

8.An atypical neuropathic pain; spontaneous epidural hemorrhage under oral anticoagulant therapy
Melis Tosun, Emre Sertaç Bingül, Yavuz Demirdöğen, Gül Köknel Talu
PMID: 32030701  doi: 10.5505/agri.2017.57614  Pages 48 - 51
Spontan epidural kanama; nöropatik ağrı etiyolojileri arasında yer alan nadir nedenlerdendir. Bu olguda; 68 yaşında, atrial fibrillasyon nedeni ile kardiyoversiyon yapılan ve sistemik emboli profilaksisi amacıyla oral antikoagülan tedavi uygulanan bir hastada gelişen spontan epidural kanama nedeni ile ortaya çıkan nöropatik ağrı ve tedavisi ele alınmıştır. Etiyolojik anlamda özgün olmasının yanı sıra, olgunun, eşlik eden hastalıklar nedeniyle tanı ve tedavisi az rastlanır bir olgu olduğunu düşünerek paylaşmaya değer bulduk.
Spontaneous epidural hemorrhage is one of the rare neuropathic pain etiologies. In this case, a 68-year-old patient, who had atrial fibrillation and cardioversion history, is evaluated for neuropathic pain due to spontaneous epidural hemorrhage that arose from oral anticoagulant therapy. As well as being unique in etiologic terms, we thought it is an uncommon occasion for management worth sharing.

9.A rare cause of headache: Rhinolit
Süha Ertuğrul, Serdar Ensari
PMID: 32030693  doi: 10.5505/agri.2017.03880  Pages 52 - 54
Rinolit, nazal kavitede bir nidus etrafında tuzların birikmesi sonucu meydana gelen mineralize kitledir. Nidus endojen veya eksojen kaynaklı olabilir. Uzun süreli ve tek taraflı burun tıkanıklığı, burun akıntısı, ağrı ve kötü koku başlıca sikayetlerdir. Ancak bazen yıllarca hiç belirti vermeyebilirler ve rutin muayene sırasında rastlantısal olarak tespit edilebilirler. Bu yazıda, baş ağrısı ve burun tıkanıklığı şikayeti ile başvuran dev rinolit olgusu sunuldu.
The rhinolith is massed in a mineral nugget in the nasal cavity, which is the result of the accumulation of salts around the nidus. The nidus may be endogenous or exogenous. Long-term and unilateral nasal obstruction, nasal discharge, pain and malodor are major complaints. However, sometimes, they may not show any signs for years and maybe detected incidentally during a routine examination. In this study, we present a case of giant rhinolith with headache and nasal obstruction complaints.

10.Internal carotid artery dissection which mimicry trigeminal neuralgia and cluster headache
Zeynep Issı, Yüksel Erkin, Vesile Öztürk
PMID: 32030703  doi: 10.5505/agri.2017.76094  Pages 55 - 57
Servikal arteriel diseksiyon, akut arteriel bir hastalıktır. Sık rastlanan bir hastalık olmamakla birlikte %40-60 oranında serebral infarkt ve %20-30 oranında geçici iskemik atak görülebileceğinden tanınması önemlidir. Elli üç yaşında kadın hasta, hastaneye geldiğinde dört gündür olan, başlangıçta kulak içinden başlayıp yayılan, daha sonra direk sol yüz yarısında, bazen orbitaya bazen de alt çene bölgesine vuran, zaman zaman gözde kızarıklığın da eşlik edebildiği, birkaç dakikadan birkaç saate uzayan, keskin ve zonklayıcı vasıfta çok şiddetli, daha önce hiç yaşamadığı baş, yüz ve boyun ağrısı ile başvurdu. Tipik olmamakla birlikte trigeminal nevralji ve küme başağrısı ön tanıları ile karbamazepin ve tramadol başlanıldı. Boyun ağrısı ultrasonografi (USG) sırasında şiddetli olan ve atipik özellikleri olan hastaya ayırıcı tanı açısından beyin ve boyun bilgisayarlı tomografi (BT) Angio çekildi. Sol internal karotid arter (İCA) proksimalinde diseksiyon ile uyumlu görünüm saptandı. Literatürde nadir olarak küme başağrısını ve diğer trigeminal otonomik sefaljileri taklit eden İCA diseksiyonu vakaları vardır. Küme başağrısı vaka bildirimlerindeki ortak öneri ise atipik özellikler olan durumlarda nörovasküler görüntülemenin gerekliliğidir.
Cervical artery dissection is an acute arterial disease. Although it is not a common disease, 40-60% cerebral infarction and 20-30% transient ischemic attack could be seen. Thus, cervical artery dissection is important to recognize. Fifty-three years old female patient consulted with head, neck and face endaural pain that started after than spread directly left face half, effect of sometimes orbita and sometimes submaxillary area, occasionally accompanied by redness in the eye, extending from a few minutes to a few hours, it has been sharp and pulsatil characteristics and she never experienced before similar. Although not typical, with the initial diagnosis was trigeminal neuralgia and cluster headache (CH), carbamazepine and tramadol treatment were started. The patient who had neck pain was severe during USG, and with atypical features was BT angioed to the brain and neck concerning differential diagnosis of the patient. It was detected profile compatible with dissection at left ICA proximal. In the literature, there are rare cases of ICA dissection mimicking CH and other trigeminal autonomic cephalalgias. A common recommendation in CH case reports is the need for neurovascular imaging in cases with atypical features.

LETTER TO THE EDITOR
11.Ultrasound-guided single shot preemptive erector spinae plane block for thoracic surgery in a pediatric patient
Bahadır Çiftçi, Mürsel Ekinci
PMID: 32030702  doi: 10.14744/agri.2019.57778  Pages 58 - 59
Abstract | Full Text PDF



 
Search



















 
Copyright © 2020 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.