ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 29  Issue: 4  Year: 2017
  Ağrı: 29 (4)
Volume: 29  Issue: 4 - 2017
Hide Abstracts | << Back
EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
1.Retrospective evaluation of the effects of periprostatic local anesthesia on recurrent prostate biopsy
Ekrem Akdeniz, Sevda Akdeniz, Mustafa Suat Bolat, Önder Çınar, Necmettin Şahinkaya, Nevin Esra Gümüş
PMID: 29171653  doi: 10.5505/agri.2017.94834  Pages 151 - 156 (67 accesses)
Amaç: Çalışmamızda daha önce prostat biyopsisi deneyimi yaşayan ve yaşamayan hastalarda %25 lidokain ile yapılan periprostatik sinir bloğunun ağrı palyasyonu açısından etkisi retrospektif olarak araştırılması amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza genişletilmiş (12 kor) ve satürasyon (22 kor) biyopsisi yapılan hastalar alındı. Hastalar, genişletilmiş biyopsi yapılan hastalar (Grup I), satürasyon biyopsisi yapılan hastalar (Grup II) ve ilk defa biyopsi yapılacak kontrol grubu hastalar (Grup III) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara 10cc %2 lidokain transrektal ultrasonografi (TRUSG) eşliğinde prostatın her iki seminal veziküler bileşkesine ve apeksine uygulandı. İşlem sonrası hastaların ağrı düzeyleri 10 cm’lik lineer Vizüel Analog Skala (VAS) aracılığıyla değerlendirildi.
Bulgular: İşlem sonrası grupların VAS değerleri sırasıyla 2.96±1.06, 3.2±1.47 ve 2.93± 0.94 olarak bulundu (p>0.05). Sayısal olarak en yüksek ağrı skoru satürasyon grubu hastalarında bulunurken en düşük ağrı düzeyi genişletilmiş biyopsi yapılan grupta bulundu. Ancak gruplar arasında istatistiksel olarak bir fark izlenmedi.
Sonuç: Çalışmamızda %2 lidokain kullanılarak yapılan periprostatik lokal anestezi enjeksiyonu tekrarlayan prostat biyopsilerinde etkili bir lokal anestezi sağladığı görülmüştür. Ayrıca tekrarlayan prostat biyopsilerinde alınan kor sayısı arttıkça ağrı düzeyinin arttığı bulunmuştur ancak bu durum istatistiksel olarak ortaya konulamamıştır.
Objectives: The aim of the study was investigate the pain palliation effect of 2% dose of lidocaine on the periprostatic nerve block in prostate biopsy patients.
Methods: Extended (12 cores) and saturation (22 cores) biopsy patients were included. The patients were separated into three groups: extended biopsy patients (Group I), saturation biopsy patients (Group II), and control group patients undergoing a biopsy procedure for the first time (Group III). All patients received 2% lidocaine (10 mL) on both the seminal vesicular junction and apex of the prostate with transrectal ultrasonography guidance. Following the procedure, the pain levels of patients were assessed using a 10-cm linear Visual Analog Scale (VAS).
Results: Following the procedure, the VAS values of each group were 2.96±1.06, 3.2±1.47, and 2.93±0.94, respectively (p>0.05). While the highest pain score was seen in the saturation group patients (II), the lowest pain level was seen in the control biopsy group (III). However, no statistical di erence was observed among the groups.
Conclusion: Herein, we observed that a local injection using 2% lidocaine was effective as local anesthetic in recurrent prostate biopsies. In addition, it was found that the pain level increases as the number of cores taken in recurrent prostate biopsies increases; however, this has not been established statistically.

2.Cardiovascular risk factors and white matter hyperintensities in patients with migraine without aura
Ceyla Ataç Uçar, Hafize Nalan Güneş, Cemile Sencer Demircan, Burcu Gökçe Çokal, Selda Keskin Güler, Tahir Kurtuluş Yoldaş
PMID: 29171645  doi: 10.5505/agri.2017.43765  Pages 157 - 161 (75 accesses)
Amaç: Beyaz cevher hiperintensiteleri (BCH) hem auralı migrenli (MWA), hem de aurasız migrenli (MWO) li hastalarda görülmekle birlikte, MWA’lı hastalarda sınırlı sayıda çalışma yapılmıştır. Biz bu çalışmada MWA’lı hastalarda BCH’lerinin gelişiminde rol oynayan kardiyovasküler risk faktörlerini araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Bu gözlemsel, analitik, vaka-kontrol çalışması Temmuz 2016-Ocak 2017 tarihleri arasında Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniği’ne başvuran, MWO tanısı almış ve serebral MRG ‘da BCH saptanan 21 olgu ve kontrol grubu olarak serebral MRG’da BCH saptanmayan 19 MWO olgusu ile yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, beden kitle indeksleri, kan lipid düzeyleri, migren hastalık süresi, başağrısının lokalizasyonu, aylık ortalama başağrısı sayısı, atakta kullanılan ilaçlar ve ekokardiyografi bulguları retrospektif olarak gözden geçirildi.
Bulgular: Hastaların yaş, cinsiyet, beden kitle indeksleri, total kolesterol (kol), migren hastalık süresi, başağrısının lokalizasyonu, aylık ortalama başağrısı sayısı, atakta kullanılan ilaçlar ve ekokardiyografi bulguları benzerdi. (p>0.05)
Sonuç: Çalışmamızda kardiyovasküler risk faktörleri ile MWO hastalarında BCH gelişimi arasında ilişki bulmadık. Kardiyovasküler risk faktörleri dışındaki risk faktörleri ( genetik faktörler ve oksidatif stress vb) nin MWO’lı olgularda BCH gelişimindeki rolleri araştırılmalıdır.
Objectives: White matter hyperintensities (WMHs) are observed in patients with migraine with aura (MWA) and without aura (MWO), but there are a limited number of studies regarding patients with MWA. In this study, we aimed to investigate the cardiovascular risk factors which may play a role in the development of WMHs in patients with MWO.
Methods: This observational, analytical, case-control study was conducted between June 2016 and January 2017. It included 21 patients with MWO who had WMHs on brain MRI and 19 patients with MWO who tested normal on MRI (control group) at the Neurology Department Outpatient Polyclinic, Ankara Training and Research Hospital. The patients’ data (history, family history, neurological examination findings, echocardiography findings, and cerebral MRI findings) were retrospectively reviewed.
Results: Age, gender, body mass index, blood lipid level, migraine duration, localization of headache, average number of headache per month, medication for headache attack, and echocardiography findings were similar between the two groups. (p>0.05).
Conclusion: In this study, we did not find any association between cardiovascular risk factors and WMHs development in patients with MWO. The association of risk factors other than cardiovascular risk factors (genetic factors and oxidative stress) with the development of WMHs in patients with MWO should also be studied in future.

3.Effect of rocuronium administration rate and remifentanil on prevention of rocuronium injection pain in pediatric cases
Hatice Şimşek Ülkü, Yasemin Güneş, Murat Ilgınel, Ebru Biricik, Feride Karacaer
PMID: 29171646  doi: 10.5505/agri.2017.83584  Pages 162 - 166 (61 accesses)
Amaç: Bu çalışmada genel anestezi alması planlanan pediatrik olgularda yavaş ve hızlı rokuronyum enjeksiyonu öncesi uygulanan remifentanilin, hemodinamik değişiklikler ve rokuronyum enjeksiyon ağrısı üzerine olan etkisini belirlemeyi hedefledik.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza 5-15 yaş arasında, ASA I-II grubu 120 pediatrik hasta alındı. Birinci gruba (Grup A) rokuronyum yavaş enjeksiyonundan önce 4ml salin, ikinci gruba (Grup B) rokuronyum yavaş enjeksiyonundan önce 0,5µg kg-1 remifentanil, üçüncü gruba (Grup C) rokuronyum hızlı enjeksiyonundan önce 4ml salin, dördüncü gruba (Grup D) rokuronyum hızlı enjeksiyonundan önce 0,5µg kg-1 remifentanil verildi. Rokuronyum enjeksiyonu sırasında hastaların çekme yanıtları 0-3 puanlı çekme yanıt skoruna göre kaydedildi. Hemodinamik parametreler kaydedildi.
Bulgular: Remifentanil yapılan gruplarda rokuronyum enjeksiyonu sonrası 1. dk’ da plasebo yapılan gruplara göre kalp atım hızı ölçümleri daha düşük bulundu. Hastaların çekme yanıt skorları incelendiğinde yanıtsızlık oranının en yüksek olduğu gruplar B (%66.7) ve D grupları ( %70) idi. Yanıt olmayan hasta sayısı salin uygulanan A ve C gruplarında 9 iken, remifentanil uygulanan B grubunda 20, D grubunda 21 idi. Jeneralize yanıt ise en çok ( %20) A ve C gruplarında görüldü.
Sonuç: Pediyatrik olgularda rokuronyuma bağlı gelişen enjeksiyon ağrısında enjeksiyon hızının etkisinin olmadığı, rokuronyum öncesi yapılan remifentanilin ciddi hemodinamik değişikliklere yol açmaksızın enjeksiyon ağrısını enjeksiyon hızı ile ilişkisiz olarak önemli oranda azalttığı kanısına varıldı.
Objectives: In this study, we aimed to determine the effect of remifentanil administration prior to slow and fast rocuronium infusion on hemodynamic changes and rocuronium injection pain in pediatric patients.
Methods: In total, 120 5–15-year-old ASA score I/II pediatric patients were included in the study. Group A: slow rocuronium injection-saline; group B: slow rocuronium injection (0.6 mg/kg IV)-remifentanyl; group C: fast rocuronium injection-saline; and group D: fast rocuronium injection-remifentanyl. Withdrawal movement after rocuronium injection was recorded based on a 3-point response to withdrawal score. Hemodynamic parameters were recorded.
Results: One minute after rocuronium injection, HR values were found to be lower in remifentanil groups (p: 0.0001; 101.4±22.1, p: 0.003; 99.8±18.3 in group B and D, respectively) compared with those in placebo groups (p: 0.025; 107.4±21.7, p: 0.012; 114.0±16.4 in group A and C, respectively). With respect to the response to withdrawal scores, unresponsiveness rates were the highest in group B (66.7%) and group D (70%). The number of non-responder patients was 9 in saline-administered groups (group A and C), whereas it was 20 and 21 in remifentanil-administered groups (group B and D, respectively). Generalized responses were observed predominantly in groups A (20%) and C (20%). Generalized responses were highest in groups A (20%, n=6) and C (20%, n=6).
Conclusion: There was no impact of infusion speed on rocuronium injection pain in pediatric cases, whereas it is concluded that remifentanil administration prior to rocuronium injection considerably reduced rocuronium injection pain regardless of injection speed and without serious hemodynamic changes.

4.Pain, anxiety, and depression during bone marrow aspiration and biopsy
Yasemin Yuvalı Karacan, Burçin Demircioğlu, Rıdvan Ali
PMID: 29171647  doi: 10.5505/agri.2017.90582  Pages 167 - 172 (78 accesses)
Amaç: Bu çalışma kemik iliği aspirasyonu ya da biyopsisi yapılan olguların anksiyete-depresyon ve ağrısını etkileyen faktörlerle birlikte, bunlar arasındaki ilişkinin prospektif olarak incelenmesi amacıyla yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmanın örneklemini Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı’ nda takip edilen kemik iliği aspirasyonu ve biyopsi endikasyonu olup yapılmak üzere başvuran 90 hasta oluşturmuştur. Veriler kişisel bilgi formu, Hastane Anksiyete Depresyon (HAD-S) Ölçeği ve görsel olarak yüz ifadelerinin yer aldığı Wong-Baker yüz ağrı skalası kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 50.90 (16.59), işlem sonrası ağrı şiddeti 1.98 (1.33)’dur. Kadınlarda ve biyopsi işleminde ağrı daha yüksektir. İşlem sonrası ağrı şiddeti ve anksiyete arasında pozitif yönde (r=0.97; p=0.01), ağrı ile depresyon (r=-0.79; p=0.02) ve yaş (r=-0.78, p=0.03) arasında negatif yönde ilişki saptanmıştır.
Sonuç: Kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisine bağlı olarak ağrı gelişmektedir bu nedenle bütüncül bakım kapsamında ağrının işlem öncesi ve işlem sonrası değerlendirilmesi ve ağrının azaltılmasına yönelik önlemler alınması önerilmiştir.
Objectives: This study is performed with the aim of prospectively analyzing the factors that affect pain, anxiety, and depression in cases for whom bone marrow aspiration and biopsy are performed and the relationships among them.
Methods: This study consisted of 90 patients who consulted to Department of Hematology, Faculty of Medicine, Uludag University, and followed-up for bone marrow aspiration and biopsy indication. The data was gathered using a personal information form, Hospital Anxiety Depression scale, and Wong–Baker face pain scale where generally face expressions exist.
Results: The average age of the patients who participated in the study was 50.90 years (16.59), and the pain level after the application was 1.98 (1.33). After the application, a positive relationship is determined between the pain level and anxiety (r=−0.79; p=0.02), whereas this has a negative relationship with age (r=0.78; p=0.03).
Conclusion: As a result, pain develops depending on bone marrow aspiration and biopsy; therefore, taking precautions aimed at alleviating pain and evaluation of pain before and after the application within the scope of total maintenance have been suggested.

5.Methemoglobinemia incidence after the application of lidocaine for small surgical procedures
Elnare Günal, Yeliz Akkuş, Gülşen Çığşar, Handan Çiftçi, Şahin Kahramanca, Murat Özdemir
PMID: 29171648  doi: 10.5505/agri.2017.91328  Pages 173 - 176 (74 accesses)
Objectives: Methemoglobinemia (MetHb) is a rare condition that may have mortal consequences. Literature shows cases of methemoglobinemia due to the use of lidocaine and other local anesthetics. This is a cross-sectional study to determine the incidence of methemoglobinemia after the application of lidocaine.
Methods: In this study, 88 patients admitted to the emergency department of a university hospital between May 2014 and May 2015 and needed lidocaine application for small surgical procedures were included. When compared before and after the administration of lidocaine <2 mg/kg and >2 mg/kg, there was not a significant difference in the level of methemoglobin, hemoglobin, or in the hematocrit (p=0.604, p=0.502, and p=0.367, respectively).
Results: Mean age of the patients was 33.85 (±17.58) years, and 83% of the patients were male. Methemoglobin levels were not significantly different before and after the procedures (p>0.05).
Conclusion: The results of our study were consistent with the literature; lidocaine-associated methemoglobinemia is a rare complication.
Amaç: Methemoglobulinemi nadir görülen ancak ölümcül sonuçları olan acil bir durumdur. Literatürde lokal anestezikler ve bunlar içinde yer alan lidokaine bağlı methemoglobinemi oluşumuna ilişkin vakaların olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle çalışmamız lidokain kullanılan hastalarda methemoglobulinemi insidansını belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Bir üniversite hastanesinin acil servisine Mayıs 2014-Mayıs 2015 tarihleri arasında başvuran küçük cerrahi işlem nedeniyle lidokain uygulanması gereken 88 hasta çalışma kapsamına alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrası methemoglobulin değerleri ölçülmüştür.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 33.85 (±17.58) olup hastaların %83’ü erkekti. İşlem öncesi ve işlem sonrası karşılaştırıldığında lidokainin 2 mg/kg kullanımına göre methemoglobin, hemoglobin ve hemotokrit değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunamadı (p=0.604, p=0.502 and p=0.367).

CASE REPORTS
6.Cognitive behavioral therapy for tension-type headache: a case report
İsmail Barış Salman, Hanife Özlem Sertel Berk
PMID: 29171649  doi: 10.5505/agri.2016.35582  Pages 177 - 184 (833 accesses)
Gerilim tipi baş ağrısının çeşitli çalışma bulgularında %30 ila %78 arasında değişen yaygınlık oranları olduğu ve çok yüksek sosyoekonomik etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Gerilim tipi baş ağrısı tedavisinde ilaç içermeyen tedavi yöntemlerinin de multidisipliner bir tedavi stratejisi içinde mutlaka dikkate alınması gerekmektedir. Kognitif-davranışçı terapi yöntemleri ve gevşeme egzersizleri de gerilim tipi baş ağrısı tedavisinde ilaç içermeyen etkili yöntemlerdendir. Bu makalede kronik gerilim tipi baş ağrısı tedavisinde aşamalı kas germe ve gevşetme egzersizlerinin de dahil edildiği kognitif davranışçı terapi protokolünün nasıl uygulandığının olgu sunumu yolu ile gösterilmesi amaçlanmıştır. Multidisipliner bir tedavi anlayışı ile psikiyatri ana bilim dalından yönlendirilen danışanın yaklaşık 6 yıldır baş ağrısı şikayeti vardır. Yürütülen 10 seanslık kognitif davranışçı terapi sonrasında danışanın kas gerginliğini fark edebildiği, kaslarını gevşetebildiği, duygularını daha iyi tanıdığı ve ifade edebildiği, otomatik düşüncelerini yakalayabildiği ve alternatif düşünceler geliştirebildiği, baş ağrısı şiddetinin azaldığı ve günlük aktivitelerde danışana engel olmadığı görülmüştür.
Tension-type headache has a very high socioeconomic impact, and its lifetime prevalence is reported to be between 30% and 78% in different studies. It is widely acknowledged that noninvasive management with a multidisciplinary approach should be considered for the treatment of tension-type headache. Cognitive behavioral therapy and relaxation exercises are efficient techniques. This article illustrates the application of a cognitive behavioral therapy protocol enhanced with progressive muscle stretching and relaxation exercises in the treatment of chronic tension-type headache via a case report. Our patient had an ongoing headache for 6 years when he was referred to us by the department of psychiatry. After 10 cognitive behavioral therapy sessions, the patient had learned to notice muscle tension and relax the muscles as well as to recognize and express his emotions in a better way. He became aware of automatic thoughts and learned to find alternative thoughts. Headache severity decreased, and he was able to increase participation in daily life activities.

7.Contact lenses as a migraine trigger
Özgür Bülent Timuçin, Mehmet Fatih Karadağ
PMID: 29171650  doi: 10.5505/agri.2016.71473  Pages 185 - 187 (601 accesses)
Bir olgu nedeniyle kontakt lens (KL) kullanımı ile migren atağı arasındaki ilişki incelenmek istendi. Farklı temel eğrili KL kullanmaya başlayan bir olguda gözlerde konforsuzluk ve yanma şikayetleri başladı. Oküler şikayetleri migren atağı takip etti. Olguda kontakt lens temel eğri değişikliği ile birlikte migren atağı sıklığında azalma görüldü. Kontakt lens ile migren arasındaki olası ilişki değerlendirildi.
We aimed to investigate the relationship between contact lens (CL) usage and migraine attacks. Our patient who began using CL with different base curves experienced discomfort and burning of the eyes. The ocular complaints were followed by migraine attacks. The frequency of migraine attacks decreased significantly when the flatter base curve was selected. We assessed the potential causal relationship between CL and migraine.

8.Pulmonary embolism occurring in a patient treated with spinal cord stimulation
Tülin Arıcı, Mustafa Kurçaloğlu, Meltem Uyar, Can Eyigör
PMID: 29171651  doi: 10.5505/agri.2016.56933  Pages 188 - 190 (394 accesses)
Spinal kord stimülasyonunun (SCS) birçok kronik ağrı sendromunun tedavisinde etkili bir yöntem olduğu gösterilmiştir. Ayrıca SCS ile ağrı palyasyonunun sağlanması immobilizasyon ve immobilizasyon ile ilişkili komplikasyonları azaltabilir. Biz bu olguda postlaminektomi sendromu nedeniyle spinal kord stimülatörü uygulanan hastada deneme dönemi sırasında görülen pulmoner emboliye yaklaşımımızı sunduk. SCS hastalarında pulmoner emboli şüphesi akılda bulundurulması gereken bir durumdur. Ayrıca SCS ile ağrı palyasyonunun sağlanması immobilizasyon ve immobilizasyon ile ilişkili komplikasyonları azaltabilir.
Spinal cord stimulation (SCS) has been shown to be an effective method for treating many chronic pain syndromes. In addition, providing pain relief with SCS can reduce immobilization and complications related to immobilization. The present case describes pulmonary embolism (PE) that occurred in patient being treated with SCS for post-laminectomy syndrome. The possibility of PE must be kept in mind while treating patients with SCS.

LETTER TO THE EDITOR
9.Accidental intrathecal catheterization in two patients having undergone lumbar radiotherapy
Pınar Kendigelen, Gülruh Ashyralyyeva, Ayşe Çiğdem Tütüncü, Güner Kaya
PMID: 29171652  doi: 10.5505/agri.2017.50469  Pages 191 - 192 (38 accesses)
Abstract | Full Text PDF



 
Search








 
Copyright © 2017 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.