ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 29  Issue: 4  Year: 2017
  Ağrı: 29 (2)
Volume: 29  Issue: 2 - 2017
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Pain in women
Inna Belfer
PMID: 28895988  doi: 10.5505/agri.2017.87369  Pages 51 - 54 (296 accesses)
When it comes to pain, the clinicians know that men and women are not the same. There are conspicuous sex differences in response to experimental painful stimulation, in pain attitude such as reporting pain and pain coping behaviors, in symptoms and signs of painful disorders and in response to pain treatment.
When it comes to pain, the clinicians know that men and women are not the same. There are conspicuous sex differences in response to experimental painful stimulation, in pain attitude such as reporting pain and pain coping behaviors, in symptoms and signs of painful disorders and in response to pain treatment.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.Coping with the pain of elderly pain patients: Nursing approach
Burcu Babadağ, Güler Balcı Alparslan, Sacit Güleç
PMID: 28895980  doi: 10.5505/agri.2017.89106  Pages 55 - 63 (607 accesses)
Amaç: Bu tanımlayıcı çalışma geriatrik ağrı hastalarının ağrıyla başa çıkma yollarını belirlemek amacıyla yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipte yapılan araştırma, bir üniversite hastanesinin Algoloji Servisi’nde yatan, 60 yaş ve üzerinde olan 28 Kasım 2014–28 Ocak 2015 tarihleri arasında 100 hastayla yürütülmüştür. Veriler; araştırmacılar tarafından ilgili literatür taranarak hazırlanan Tanımlayıcı Özellikler Veri Formu ve Ağrıyla Başa Çıkma Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, t testi, One-way Anova testi kullanılmıştır.
Bulgular: Hastaların ağrı yaşama süresi 1 ay ile 40 yıl arasında değişmekte olup, ortalama ağrı yaşama stresi 63.57±82.65 aydır. Hastaların ağrıyla başa çıkma ölçek alt boyutundan aldıkları puan ortalamaları; kendi kendine başa çıkma 19.22±6.54, çaresizlik 13.45±3.86, bilinçli bilişsel girişimler 11.90±3.97 ve tıbbi çare arama 12.62±3.98’dir. Ağrı kontrolünün kendisinde olduğu inancına sahip hastaların kendi kendine başa çıkma ölçek puanları (p<0.05), ağrı kontrolünün hemşirede olduğuna inancına sahip olanların tıbbi çare arama ölçek puanları (p<0.05) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur.
Sonuç: Sonuç olarak geriatrik bireyin ağrıyla başa çıkma yolları değişiklik göstermekte ve uygulanacak hemşirelik girişimlerinde bu farklılıkların göz önüne alınması önerilmektedir.
Objectives: This study was planned as a guide for nurses in order to define the coping methods of elderly pain patients.
Methods: This descriptive survey was carried out on the geriatric patients (n=100) aged 60 and above in the inpatient Algol- ogy Unit of a University Hospital between November 28th, 2014 and January 28th, 2015. The data were collected using De- scriptive Characteristics Questionnaire which was prepared by scanning the literature and via one-on-one interviews by using Pain Coping Questionnaire (PCQ). The data were evaluated through descriptive statistical methods, Independent sample t test, One way Anova test and Pearson correlation test.
Results: The duration of the pain of the patients ranged from 1 month to 40 years, and the mean duration of pain was 63.57±82.65 months. The mean subscale scores of the patients received from PCQ were self-management (mean=19.22±6.54), helplessness (mean=13.45±3.86), conscious coping attempts (mean=11.90±3.97) and medical remedies (mean=12.62±3.98). The self-management scores (p<0.05) of the patients with the belief that they are able to control pain on their own, and the medical remedies scores (p<0.05) of the patients believing that pain control is in the nurses were significantly higher.
Conclusion: The ways for coping with the pain varies on geriatric patients and it is recommended that these variations and differences are taken into account in nursing interventions.

3.Radiofrequency termocoagulation for the treatment of lower extremity ischemic pain: Comparison of monopolar and bipolar modes
Dilek Destegül, Geylan Işık, Hayri Özbek, Hakkı Ünlügenç, Murat Ilgınel
PMID: 28895981  doi: 10.5505/agri.2017.03789  Pages 64 - 70 (289 accesses)
Amaç: Alt ekstremitenin iskemik ağrı tedavisi için radyofrekans termokoagülasyon’un (RFT) güvenle kullanılabileceği bildirilmiştir. Bu çalışmanın amacı alt ekstremitenin iskemik ağrı tedavisi için RFT’un etkinliğini değerlendirmek ve monopolar ve bipolar RFT modlarını karşılaştırmaktı.
Gereç ve Yöntem: Etik komite kabulünü takiben alt ekstremite iskemik ağrısı olan, yaşları 18-65 yaş arası, ASA I-III grubu, 30 hasta çalışmaya alındı. Hastalar MRT grubunda (n = 15) L2-3 düzeyinden 2 dakika monopolar RFT (80°C), BRT grubunda (n = 15) ise L2-3 düzeyinden 2 dakika bipolar RFT (80°C) almak üzere rastgele iki gruba ayrıldı. Sistolik ve diastolik kan basınçları, kalp atım hızı, ağrı skorları (NRS) ve ek analjezik ihtiyaçları hastaneden taburcu edildikten 24 saat ve 7, 30 ve 90. günlerde kaydedildi.
Bulgular: Her iki grupta NRS skorlarının zaman içerisinde önemli derecede azaldığı ve BRT grubunda MRT grubuna göre 30 ve 90. günlerde istatistiksel olarak önemli derecede daha düşük olduğu tespit edildi (p<0.05). Bununla birlikte, ek analjezik ihtiyacının iki grupta benzer olduğu ve iki grup arasında çalışma periyodlarında istatistiksel fark oluşturmadığı tespit edildi (p>0.05). İşlem veya tedaviye ilişkin yan etki veya komplikasyon bildirilmedi.
Sonuç: Alt ekstremitenin iskemik ağrı tedavisinde hem monopolar hem de bipolar radyofrekans termokoagülasyon tedavi modalitelerinin ağrı düzeylerini önemli derecede azalttığı bulundu. Bununla birlikte, bipolar RFT’un monopolar RFT’a göre 30 ve 90. günlerde daha düşük ağrı skorlarına ve daha uzun analjezi süresine neden olduğu belirlendi.
Objective: Radiofrequency thermocoagulation (RFT) has been reported to be used safely for the treatment of ischemic lower extremity pain. The object of the present study was to evaluate the efficiency of RFT for the treatment of lower extremity ischemic pain and compare the effectivity of monopolar RFT and bipolar RFT mode.
Material and Methods: Following Ethic committee approval, 30 ASA I-III patients with ischemic lower extremity pain, between 18 and 65 years aged were recruited. Patients were randomly allocated into two groups to receive monopolar radiofrequency thermocoagulation (80°C) for 2 minutes from L2-3 level in group MRT (n = 15) or bipolar radiofrequency thermocoagulation (80°C) for 2 minutes from L2-3 level in group BRT (n=15). Systolic and diastolic blood pressures, heart rate, pain scores and supplement analgesic requirements were recorded at 24 hour, and 7, 30 and 90 days after discharge.
Results: NRS values in both group significantly decreased over time and it was found significantly lower in group BRT than in group MRT only after the first and third months (p<0.05). However, supplement analgesic requirements were similar and there was no significant difference between the two groups at any study period (p>0.05). No adverse event or complication regarding the procedure or treatment was reported.
Conclusion: In patients with ischemic lower extremity pain, both monopolar and bipolar radiofrequency thermocoagulation treatment modalities were found to decrease significantly pain levels. However, bipolar mod led to lower pain scores at the 30 and 90 days and longer duration of analgesia than monopolar mode.

4.Prevalence and Risk Factors of Low Back Pain among Health-care Workers in Denizli
Şule Şimşek, Nesrin Yağcı, Hande Şenol
PMID: 28895982  doi: 10.5505/agri.2017.32549  Pages 71 - 78 (400 accesses)
Amaç: Sağlık çalışanlarında bel ağrısı prevalansını, etkileyen kişisel, işle ilişkili ve psikososyal risk faktörlerini incelemektir.
Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Denizli Devlet Hastanesi’nde görev yapan, çalışmaya katılmayı kabul eden 1010 kadın ve 672 erkek toplam 1682 katılımcı dâhil edilmiştir. Nokta ve yıllık prevalansın değerlendirilmesinde Standardize Nordik Muskuloskeletal Anketinin (SNMA) genel bölümünde yer alan bel ağrısı ile ilgili kısım kullanılmıştır. Psikososyal faktörlerin değerlendirilmesi kapsamında, katılımcıların stres düzeyi ‘Algılanan Stres Ölçeği’, iş memnuniyeti ‘İş Doyum Ölçeği’ kullanılarak gerekli veriler elde edilmiştir.
Bulgular: Sağlık çalışanlarında yaşam boyu bel ağrısı prevalansı %53 olarak saptanmıştır. En fazla bel ağrısının tıbbi sekreterlerde (%56,9) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş, kadın cinsiyet, Vücut Kitle İndeksinin (VKİ) yüksek olması (p=0,002), evli olmak ve egzersiz alışkanlığının olmaması (p=0,009), ayakta durarak (p=0,012) ve oturarak 4 saatten fazla çalışma (p=0,021), 4 saatten fazla bilgisayar kullanma (p=0,001), artmış hizmet yılı (p=0,001) ve iş memnuniyetinin az olması (p=0,001) bel ağrısı riskini artıran faktörler olarak saptanmıştır.
Sonuç: Çalışmamız sağlık çalışanlarının bel ağrısı açısından yüksek risk grubunda olduğunu göstermiştir.
Objectives: The purpose of the study is examining the personal, occupational and psychosocial risk factors affecting the low back pain prevalence in healthcare workers.
Methods: Our study included a total of 1682 participants (1010 female, 672 male) working at Denizli State Hospital. Low back pain part in the general section of Standardized Nordic Musculoskeletal Questionnaire (SNMA) is used in the evaluation of point and annual prevalence. Stress levels were used as Perceived Stress Scale and the job satisfaction was used as Job Satisfaction Scale.
Results: Life-time low back pain prevalence of healthcare workers was determined as 53%, and based on SNMA. It was determined that the low back pain was most common among medical secretaries (56.9%). Elder age, female gender, high Body Mass Index (BMI) (p=0.002), being married and lack of exercise habit (p=0.009), working for more than 4 hours by standing (p=0.012) and sitting at the desk (p=0.021), using computer for more than 4 hours (p=0.0001), increased years of service (p=0.001) and low job satisfaction (p=0.001) were determined as factors increasing the low back pain risk.
Conclusion: Our study has demonstrated that healthcare workers are among the group with high risk of low back pain.

CASE REPORTS
5.Primary headache associated with sexual activity: A case report
Tuba Özcan, Esra Yancar Demir, Murat Doğan İşcanlı
PMID: 28895983  doi: 10.5505/agri.2015.24654  Pages 79 - 81 (594 accesses)
Tetikleyici faktörlerle ortaya çıkan başağrıları onyıllardır bilinmektedir. Birçok hastada, bu tür başağrıları altta yatan bir patolojiye sekonder olarak gelişmektedir. Ancak, bazı hastalarda herhangi bir sorun tespit edilememektedir. Seksüel aktiviteyle ilişkili primer baş ağrısı (SAPB) primer başağrılarının bir alt grubudur. SAPB selim bir başağrısıdır ve genel populasyonda yaşam boyu prevelansı %1–1.6’dır. 38 yaşında erkek hasta, 2 aydır olan cinsel aktivite sırasında ortaya çıkan ciddi başağrısı nedeniyle polikliniğimize başvurdu. Ağrısı orgazm sonrası her iki oksipital bölgede ortaya çıkıyor ve yaklaşık 2 saatte sonlanıyordu. Hastaya 40 mg/gün propranolol başlandı ve 2 hafta içinde dramatik şekilde düzelme bildirdi, tedaviye 6 ay devam edildi. Bir yıldır düzenli kontrollerine devam eden hastada yeniden başağrısı olmadı. Bu olguda nadir görülen SAPB ve düşük doz propranolol ile başarılı tedaviyi bildirmek istedik.
Headaches provoked by triggering factors have been recognized for many decades. In many cases, the development of such headaches is secondary to an underlying pathology. However, in some cases, no abnormality can be identified. Primary headache associated with sexual activity (PHASA) is one of the subgroups of primary headaches. PHASA is a benign form of headache and lifetime prevalence is estimated to be 1% to 1.6% in the general population. A 38-year-old man was admitted to outpatient clinic reporting history of severe headaches during sexual intercourse for the last 2 months. Headaches occurred bilaterally in occipital area just after orgasm and lasted for about 2 hours. Propranolol 40 mg/ day was initiated and on follow-up, patient reported dramatic improvement in 2 weeks. Treatment was maintained for 6 months. Patient has been on regular follow-up for a year and had no recurrence of headache. This is a rare case PHASA. In this patient, prophylactic treatment with low dosage of propranolol was successful.

6.A rare cause of analgesic-resistant chronic headache: isolated aspergilloma of the sphenoid sinus
Emre Günbey, Kerim Aslan, Hediye Pınar Günbey, Rıfat Karlı, Şemsettin Kardaş
PMID: 28895984  doi: 10.5505/agri.2015.87049  Pages 82 - 85 (641 accesses)
Sfenoid sinüs hastalıklarının tanısı nonspesifik öykü ve fizik muayene bulguları nedeniyle zordur. Sfenoid sinüs, aspergillomaların en nadir görüldüğü lokalizasyondur ve tanıdaki gecikmeler ciddi komplikasyonlar ile sonuçlanabilir. Burada uzun yıllardır uyku bozukluğu ve baş ağrısı nedeni ile Psikiyatri bölümünce takip edilmekte olan bir sfenoid sinüs aspergilloması olgusunu sunuyor ve bu nadir olgu ile beraber sfenoid sinüs aspergillomalarının klinik ve radyolojik özelliklerini tartışıyoruz.
The diagnosis of sphenoid sinus diseases is difficult due to nonspecific history and physical examination findings. Sphenoid sinus is a rare localization for aspergilloma. Delay in diagnosis and treatment can result in serious complications. Presently described is case of sphenoid sinus aspergilloma. Patient had been treated by department of psychiatry for many years due to sleep disturbances and headache. Clinical and radiological features of rare case of sphenoid sinus aspergilloma are discussed.

7.Reversible cerebral vasoconstriction syndrome and recurrent headache triggered by antihistamine use
Sibel Güler, Ufuk Utku, Canan Çelebi
PMID: 28895985  doi: 10.5505/agri.2015.14632  Pages 86 - 89 (604 accesses)
Reversibl serebral vazokonstriksiyon sendromu (RSVS), Call-Fleming sendromu olarak da bilinen, genellikle 20–40 yaşlarında ve kadınlarda görülen, nörolojik defisitlere neden olabilen gök gürültüsü baş ağrısının nadir nedenlerinden biridir. RSVS nedeni muhtemelen serebral vasküler tonustaki geçici disregülasyonun neden olduğu multifokal arteriyal konstriksiyon ve dilatasyondur. 63 yaşında kadın hasta başının sol tarafında belirgin, ani gelişen, tekrarlayıcı baş ağrısı şikayeti ile başvurdu. Fizik ve nörolojik muayenesi normaldi. Kranial MRI angio incelemelerinde MCA ve PCA’da belirgin olmak üzere damarların distallerinde belirgin vazokonstriksiyon saptandı. Ayırıcı tanıda ilk olarak düşünülen primer SSS anjitisi Kranial MRI’da parankim lezyonu ve beyin omurilik sıvısında (BOS) protein artışı olmaması nedeniyle dışlandı. Deksametazon sodyum fosfat 4 mg/ml (4 mg/gün) ve nimodipin 90 mg/gün tedavisi başlandı. Nimodipin dozu kademeli olarak 120 mg/gün’e çıkarıldı. Ek olarak, antihistaminik ajanların kesilmesi ile baş ağrısı belirgin olarak geriledi. RSVS sendromunun vurgulanması gereken en önemli özelliğinin benzer klinik prezentasyon gösteren subaraknoid kanama veya primer santral sinir sistemi (SSS) anjitisinden farklı olarak klinik bulgularının reversibl olmasıdır. Klinik bulgular çoğunlukla düzelmekle birlikte, kalıcı nörolojik defisitler de olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Reversible cerebral vasoconstriction syndrome (RCVS), also known as Call-Fleming syndrome, is one of the rare causes of thunderclap headaches, which are most often seen in females aged 20–40 years and which can cause neurological deficits. The cause of RCVS is thought to be multifocal arterial constriction and dilatation caused by transient disregulation of cerebral vascular tonus. Presently described is case of 63-year-old female patient who presented with complaint of sudden onset of recurrent headaches located on the left side. Physical and neurological examinations were normal. Cranial magnetic resonance imaging (MRI) angiography examination showed vasoconstrictions in the distal, particularly in middle cerebral arteries and posterior cerebral arteries. Primary angitis of central nervous system (CNS), first considered in differential diagnosis, was excluded because no parenchymal lesion was seen in cranial MRI and no protein increase was observed in cerebrospinal fluid. Dexamethasone sodium phosphate 4 mg/mL (4 mg/day) and nimodipine 90 mg/day treatment was initiated. Nimodipine dose was gradually increased to 120 mg/day. Headache resolved significantly after discontinuation of antihistaminic agents. The most important feature of RCVS to be highlighted is that clinical signs are reversible, unlike subarachnoid hemorrhage or primary angitis of CNS, which have similar clinical presentations. Although clinical signs of RCVS usually resolve, it should be considered that permanent neurological deficits may occur.

LETTER TO THE EDITOR
8.An unusual complication of anesthesia: Unilateral spinal myoclonus
Bahadır Kösem, Hatice Kılınç
PMID: 28895986  doi: 10.5505/agri.2016.92053  Pages 90 - 91 (678 accesses)
Anestezinin nadir komplikasyonu: Tek taraflı spinal myoklonus
An unusual complication of anesthesia: Unilateral spinal myoclonus

9.Sonoanatomic variation of the vasculature at infraclavicular region
Onur Balaban, İlker İtal, Ekrem Aydın, Mehmet Korkmaz, Tayfun Aydın
PMID: 28895987  doi: 10.5505/agri.2016.27880  Pages 92 - 93 (374 accesses)
İnfraklavikular bölgede, brakiyal pleksus ve dallarının dağılım ve düzenlerinde varyasyonlar sık görülür. Arter ve sinirlere göre venin pozisyonu da belirgin varyasyon gösterebilir. İnfraklavikular bölgede, ultrason eşliğinde infraklavikular blok yapılıken saptanan olağandışı damarsal varyasyonu bildirmek istedik.
Variations in the arrangement and distribution of brachial plexus and its branches at the infraclavicular region are common The vein position is also markedly variable with respect to the artery and nerves. We report an unusual anatomic variation of vasculature at infraclavicular region determined by ultrasound during infraclavicular block.



 
Search








 
Copyright © 2017 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.