ISSN : 1300-0012   E-ISSN 2458-9446 Home      |      Contact      |      TR
 
 
Volume: 31  Issue: 2  Year: 2019
  Ağrı: 23 (4)
Volume: 23  Issue: 4 - 2011
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.The Effect Of Music Therapy On Pain And Anxiety In Intensive Care Patients
Meltem Uyar, Esra Akın Korhan
PMID: 22290677  doi: 10.5505/agri.2011.94695  Pages 139 - 146
Yoğun bakım ünitelerinde son yıllarda ileri teknoloji kullanılarak hastaların klinik sonuçlarında belirgin iyileşme sağlayan tedavi ve bakım uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Ancak, bu uygulamalar yoğun bakım hastaların ağrı ve anksiyete yaşamalarına neden olmaktadır. Hastaların deneyimlediği ağrı ve anksiyetenin kontrol altına alınması için birtakım farmakolojik girişimler uygulanmaktadır. Farmakolojik girişimlerin kullanılmadığı ya da etkilerinin yetersiz kaldığı durumlarda ise doktolar, hemşireler tarafından ağrı ve anksiyete kontrolünde müzik terapi gibi özel, non-farmakolojik uygulamalar da kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalar müzik terapinin yoğun bakım hastaların ağrı şiddetinin ve anksiyete düzeyinin azalmasında etkili bir yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle yoğun bakım hastalarında müzik terapinin kullanımı önemlidir. Bu makalede müzik terapinin yoğun bakım hastaların ağrı ve anksiyete yönetiminde ki etkinliğine yer verilecektir.
In recent years intensive care units have been using advanced technology that provides significantly improved results in clinical treatment and care practices. However, this results in intensive care patients experiencing pain and anxiety. This pain and anxiety experienced by patients is generally brought under control by various pharmacological preparations. When a pharmacological approach is not used or is ineffective, doctors and nurses also use non-pharmacological approaches such as music to control pain and anxiety. Research has found music therapy to be an effective method of reducing pain intensity and anxiety levels in intensive care patients. Therefore, the use of music therapy is important for intensive care patients. This article will deal with the effects of music therapy on pain and anxiety management in intensive care patients.

EXPERIMENTAL AND CLINICAL STUDIES
2.Lumbar Epidural Steroid Injection: Is the Success Rate Predictable?
Alihan Derincek, Evren Eker, Ayşin Pourbagher, Murat Bekir Çınar, Metin Özalay
PMID: 22290678  doi: 10.5505/agri.2011.93898  Pages 147 - 152
Giriş: Semptomatik lumbar disk herniasyonlu hastalarda, kanal darlık oranı ile epidural steroid enjeksiyonunun başarı oranı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir.

Materyal Metot: Lumbar disk hernisi nedeniyle bacak ağrısı şikayetiyle başvuran ve epidural steroid enjeksiyonu uygulanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Aksiyel MR görüntülerinde kanal darlığının en fazla olduğu kesit ölçümler için seçildi. Kanal alanı ve disk herniasyon alanı; herbir kesit alanındaki toplam piksel sayısı, tarama düzeltme faktörü ile çarpılarak mm2/piksel cinsinden hesaplandı. Kanal darlık oranı; disk herniasyon alanının, kanal kesit alanına bölünüp 100 ile çarpılması ile hesaplandı. Ağrı değerlendirilmesi; enjeksiyon öncesi ve enjeksiyondan 1 ay sonra gerçekleştirilen görsel analog skala (GAS) skoru kullanılarak yapıldı. Ayrıca demografik bilgiler, semptom süresi, herniasyonun lokalizasyonu ve tipi not edildi.

Bulgular: 14 erkek ve 25 bayan olmak üzere toplam 39 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama yaş 50,2±11,6 idi (27-76). 21 hastada (%51) ek olarak bel ağrısı mevcuttu. Ortalama kanal darlık oranı %36,1±2,4 idi. Ortalama semptom süresi 19,4±6,6 ay idi. Enjeksiyon sonrası GAS skorunun, enjeksiyon öncesine göre istatistiksel olarak belirgin azalma gösterdiği saptandı (p<0,0001). GAS skorundaki bu azalma, semptom süresi 3 aydan daha kısa süreli olan vakalarda daha belirgindi (p=0,021). Kanal darlık oranı ile enjeksiyon sonrası GAS skoru arasında belirgin negatif korelasyon mevcuttu (p=0,042). Bununla birlikte enjeksiyon sonrası GAS skoru ile yaş, cinsiyet, herniasyonun lokalizasyon ve tipi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0.05).

Tartışma: Kısa semptom süresi ve yüksek oranda kanal darlığı olan hastaların, epidural steroid enjeksiyonundan daha fazla oranda fayda gördüğü gözlenmiştir.
Introduction: The aim of this study is to determine the relation between the percent of canal compromise and success rate of epidural steroid injection (ESI) in patients with lumbar herniated intervertebral discs.

Material and Methods: Patients with lumbar herniated intervertebral disc suffered from leg pain and treated with ESI were selected. The axial MRI showing the largest canal compromise by the herniated disc was selected for measurements. The canal and herniation area measurement were calculated from the number of pixels per cross-sectional area, multiplied by a scan correction factor, mm2 /pixel. The percent canal compromise was obtained by disc herniation area divided by canal cross-section area and multiplied by 100. For pain assessment, VAS was used before (pre-injection VAS) and a month after ESI (post-injection VAS). Demographic data, duration of symptoms, location and type of herniation were noted.

Results: 39 patients were included in this study. Mean age was 50. 21 of cases also had back pain. Mean percent canal compromise ratio was 36,1%. Mean duration of symptoms was 19,4 months. The post-injection VAS was significantly decreased when compared with pre-injection VAS (p<0,0001) and this significance was related with if duration of symptoms shorter than 3 months (p=0,021). There was a significant negative correlation between percent canal compromise and post-injection VAS (p=0,042). There was no correlation between post-injection VAS and age, sex, location and type of herniation (p>0.05).

Conclusion: The patient had shorter duration of symptoms and high percent of canal compromise could have more benefit from ESI.

3.Comparison of efficacy of dexketoprofen versus paracetamol on postoperative pain and morphine consumption in laminectomy patients
Elvin Kesimci, Tülin Gümüs, Seval Izdes, Pelin Sen, Orhan Kanbak
PMID: 22290679  doi: 10.5505/agri.2011.86548  Pages 153 - 159
Amaç: Ameliyat öncesi uygulanan tek doz deksketoprofen trometamol ile parasetamolün laminektomi sonrası 24 saatlik dönemde postoperatif ağrı ve opioid tüketimi üzerine etkisinin randomize, çift kör, plasebo-kontrollü çalışma olarak araştırılması amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Elektif tek seviye lomber disk cerrahisi geçirecek ASA I-II grubundan 75 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar rastgele 3 gruba ayrıldı. Grup D: anestezi indüksiyonundan 30 dk önce oral 25 mg deksketoprofen, Grup P: anestezi indüksiyonundan 30 dk önce oral 500 mg parasetamol ve Grup C: anestezi indüksiyonundan 30 dk önce oral plasebo tablet uygulaması sonrasında standard genel anestezi verilen tüm hastalara ameliyat sonrasında HKA ile iv morfin başlandı. Üç grubun hemodinamik verileri, postoperatif ağrı durumu (VAS), sedasyon düzeyi, morfin tüketimi ve yan etkileri ilk 1 saatte her 15 dakikada bir, sonrasında 2., 6. ve 24. saatlerde karşılaştırıldı.
Bulgular: Gruplar arasında ortalama VAS skorları arasında anlamlı fark gözlenmedi(p>0.05). 24 saatlik toplam morfin tüketimi Grup D, P ve C'de sırasıyla 28.1 mg, 40.6 mg ve 43.6 mg idi. Grup D'de tüketilen morfin miktarı 2., 6. ve 24. saatlerde anlamlı olarak düşük bulundu (p<0,006). Hemodinamik bulgular, sedasyon skorları ve yan etkiler gruplar arasında benzer bulundu (p>0.05).
Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, elektif lomber disk ameliyatlarında preemptif 25 mg deksketoprofen trometamol uygulamasının plaseboya kıyasla postoperatif morfin tüketiminde % 35'lere varan azalma sağladığı, ancak parasetamolün bu açıdan beklenen etkinliği göstermediği kanaatine varıldı.
Objectives: The aim of this prospective randomized, double-blind study was to evaluate the analgesic efficacy and opioid-sparing effects of preemptive single dose of dexketoprofen trometamol, in comparison with that of paracetamol or placebo, for elective lumbar disc surgery, over a 24 h investigation period.
Methods: After institutional approval and informed consent had been obtained, 75 patients scheduled for single level lumbar disc surgery were randomly allocated into three equal groups. Patients received oral dexketoprofen 25 mg (group D), 500 mg paracetamol (group P) or placebo tablets (group C) 30 min before induction of standard anesthesia. Patient-controlled analgesia was supplied postoperatively using morphine. Hemodynamics, visual analog scale (VAS), sedation score, morphine consumption and side effects were recorded at every 15 min in the first hour, and 2, 6 and 24 h after surgery.
Results: The mean pain scores were similar among groups (p>0.05). The cumulative (SD) 24-hour morphine consumption was 28.1 mg, 40.6 mg, and 43.6 mg for groups D, P and C, respectively. The amount of morphine use at 2, 6 and 24 h was significantly lower in Group D (p<0,006). Hemodynamic parameters, sedation scores and side-effects did not differ among the groups (p>0.05).
Conclusion: The study demonstrates preemptive dexketoprofen trometamol 25 mg is associated with a decrease of up to 35% in morphine consumption compared with placebo over 24 hours following lumbar disc surgery, however, paracetamol 500 mg does not show an expected opioid sparing effect comparatively.

4.Comparison of the analgesic effects of intravenous paracetamol and lornoxicam in postoperative pain following thyroidectomies
Mustafa Arslan, Ramazan Çiçek, Bahadır Celep, Hüseyin Yılmaz, Hülya Üstün Kalender
PMID: 22290680  doi: 10.5505/agri.2011.82788  Pages 160 - 166
GİRİŞ: Bu çalışmanın amacı iv parasetamol ve lornoksikamın postoperatif ağrıda ne derece etkili olduğunu ve tramadol kullanımını ne oranda azalttığını ortaya koymaktır.
GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya elektif tiroidektomi ameliyatı yapılan ASA I-II grubundan, 18-72 yaş arasında, 60 hasta, randomize olarak kabul edildi. GrupL’deki hastalara operasyon bitiminde iv lornoksikam 8mg, Grup P’deki hastalara iv parasetamol 1g ve GrupK’daki hastalara iv 100cc SF uygulandı. Tüm hastalara standart genel anestezi uygulandı
Ek analjezi ihtiyacı olup olmaması 0-6, 6-12, 12-24 saatlik periyotlarda takip edildi. Ağrı skoru Visual Analog Skala(VAS) ile postoperatif 15.dk, 1, 2, 4, 6, 8, 12, 18 ve 24.saatlerde kaydedildi.
BULGULAR: İlk analjezik gereksinim zamanı GrupL’de ortalama 127.5 dakika, GrupP’de 162.3 dakika ve Grup K’da 35.5 dakika bulundu, süre her iki grupta anlamlı şekilde artmıştı(p<0.001). VAS GrupP ve L’de 15.dakika, 1. 8. 12. ve 18. saatlerde anlamlı olarak düşük bulundu. Grupların postoperatif 24 saat boyunca tüketilen toplam tramadol miktarı GrupK ile karşılaştırıldığında GrupP ve GrupL’de anlamlı olarak düşük bulundu(p<0.05). GrupK’da hastaların %100’ü ek analjezik kullandı, GrupL’de ise hastaların %50’si, GrupP’de hastaların %55’i ek analjezik kullandı(p<0.001). Grup L ve Grup P’de hastaların %90’ı, Grup K’da ise %30’u ağrı kontrolü için kullanılan yöntemi mükemmel buldu(p<0.0001).
SONUÇ: Troid ameliyatlarında iv parasetamol veya lornoksikam kullanımı; opioid ihtiyacını ve bulantı kusma oranını azaltmış, ilk analjezik gereksinim zamanını uzatmış ve postoperatif ağrı skorlarında belirgin azalma sağlamıştır.
BACKGROUND: The purpose of the present study was to determine the efficacy of lornoxicam and IV paracetamol on postoperative analgesia and the reduction in tramadol consumption.
METHODS: Sixty patients following thyroidectomy were enrolled in to the study who were ASA class 1-2, and aged between 18-72 years, and were randomized into three groups: GroupL receiving 8mg of iv lornoxicam, GroupP receiving iv 1g paracetamol and, GroupC receiving 100cc of iv saline solution. All patients received standard general anesthesia.
The postoperative salvage analgesic consumption was recorded at 0-6, 6-12 and 12-24 hour intervals. Pain scores were evaluated with a visual analogue scale at 15min, and 1, 2,4,6,8,12,18, and 24h postoperatively.
RESULTS: The time to first analgesic requirement was approximately 127.5min in GroupL, 162.3 in GroupP and 35.5min in GroupC, and found to be significantly prolonged in GroupL and GroupP. Pain scores were significantly lower in GroupP and GroupL at 15 min, 1, 8, 12, and 18hours. Twenty four hour analgesic consumption was significantly lower in GroupP and GroupL compared to GroupC. Supplemental analgesics requirement was as follows: 100% in GroupC, 50% in GroupL and 55% in GroupP. The degree of satisfaction of postoperative pain management was exellent 90% in both GroupsL and P, and 30% in GroupC.
CONCLUSION: Administration of lornoxicam and iv paracetamol following thyroid surgery decreased the postoperative pain scores and opioid requirement, as well as the incidence of nausea and vomiting; while prolonging the time to the first analgesic supplement.

5.Comparison of the maternal and neonatal effects of combined spinal-epidural block and spinal block for cesarean section
Ersin Uysallar, Semra Karaman, İlkben Günüşen, Meltem Uyar, Vicdan Fırat
PMID: 22290681  doi: 10.5505/agri.2011.39206  Pages 167 - 173
Amaç: Sezaryen operasyonlarında spinal bloğun güvenirliliği ve epidural bloğun kullanım esnekliklerini içeren kombine spinal-epidural bloğun kullanımı giderek artmaktadır (KSEB). Biz çalışmamızda KSEB ile spinal bloğun maternal ve fetal etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Miyadında 40 gebe randomize olarak iki gruba ayrıldı. KSEB grubuna intratekal 1.5 ml, spinal blok (SB) grubuna 2.5 ml %0.5 hiperbarik bupivakain uygulandı. KSEB grubunda bloğun uygulanmasından itibaren 10 dakika geçmesine rağmen duyusal blok T4’e ulaşmamış ise epidural kateterden her bloke olmayan segment için 2 mL %0.5 bupivakain ilave edildi. Maternal hemodinamik etkiler, intraoperatif anestezi kalitesi ve yan etkiler, Apgar ve NAKS skorları ve postoperatif analjezi yönünden iki grup karşılaştırıldı.
Bulgular: Duyusal bloğun T4’e ulaşma zamanı ve tam blok oluşma süresi SB grubunda KSEB’a göre istatistiksel olarak kısa saptandı (p<0.05). Ortalama arter basıncı ve kalp atım hızı SB grubunda düşük saptandı (p<0.05). Umblikal kord kan gazı değerleri, Apgar skoru, NAKS ve bulantı, kusma gibi yan etkiler açısından farklılık görülmedi.
Sonuç: Hem spinal hem KSEB iyi bir cerrahi analjezi sağlamıştır. Maternal hipotansiyon her iki teknik için de risk olmakla birlikte, spinal blok ile daha erken ve derin olmaktadır. Maternal kan basıncının dikkatli monitörizasyonundan ve hipotansiyonun hemen tedavi edilmesinden dolayı neonatal açıdan fark saptanmamıştır.
Anahtar Kelimeler: Kombine spinal–epidural blok, spinal blok, sezaryen.
Objectives: Combined spinal-epidural block (CSEB) has gained increasing interest as it combines the reliability of a spinal block (SB) and the flexibility of an epidural block in cesarean section. We have investigated maternal and fetal effect of CSEB against SB in cesarean operation.
Material and Methods: Forty healty, term pregnant women were randomized into two groups. Patients in the CSEB and SB groups were given 1.5 mL and 2.5 mL of 0.5% hyperbaric bupivacaine intrathecally, respectively. If sensorial block did not reach T4 within 10 min, supplemental bupivacaine was injected epidurally 2 mL per unblocked segment in CSEB group. The quality and side effects of surgical anesthesia, hemodynamic parameters, Apgar scores, NACS and postoperative duration of pain were compared between the two groups.
Results: The time for the block to rich T4 level was significantly lower in SB group (p<0.05). More patients in the SB group achieved complete motor blockade sooner than in the CSEB group (p<0.05). Mean arterial pressure was lower in SB group (p<0.05). There were no significant differences between the groups in the incidences of apgar scores, cord blood gases, and NACS and adverse effects such as nausea and vomiting.
Conclusion: Both spinal and CSE block provide good surgical analgesia for cesarean section. Maternal hypotension is a risk with both technigues, but it occurs earlier and more higher with spinal block. There is no difference in neonatal outcome, provided that maternal blood pressure is cautiously monitored and hypotension promptly treated.

6.Relationship Between Migraine Type Headache in Childhood with Cow’s Milk Allergy and Egg-white Allergy
Ahmet Oğuzhan Özen, Hulya Ercan Sarıçoban, Nilgün Mutlu, Mehmet Reha Cengizlier
PMID: 22290682  doi: 10.5505/agri.2011.41636  Pages 174 - 178
Giriş ve amaç: Migren tipi başağrısı çok sık karşılaşılan bir baş ağrısı tipidir. Migren ile alerjik hastalıkların yaygın olarak beraber görülmesi migren patofizyolojisinde alerjik mekanizmaların rol oynayabileceğini düşündürmüştür. Bu çalışmada çocukluk çağında besin alerjilerinin önemli bir kısmından sorumlu olan süt ve yumurta akı alerjilerinin migren ile ilişkisini araştırmayı amaçladık.
Materyal-Metod: Daha önce yapılan okul çalışmasında migren tipi başağrısı tespit edilen 39 öğrenci ile başağrısı tariflemeyen 167 çocuk çalışmaya alındı. Çocukların serum örneklerinden süt ve yumurta akı-spesifik IgE düzeyleri ölçüldü.
Bulgular: Toplam 4 çocukta süt spesifik IgE pozitif bulunurken 2 çocukta yumurta akı-spesifik IgE pozitif bulundu. Her iki besin spesifisik IgE pozitifliği ile migren arasında bir ilişki saptanmadı. Ancak yumurta akı-spesifik IgE düzeyleri migren tipi başağrısı olan çocuklarda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p=0.008).
Sonuç: Çocukluk çağı migreninde süt ve yumurta allerjilerinin rolü gösterilememiştir. Ancak migren tipi başağrısı olan çocuklarda yumurta akı-spesifik IgE değerlerinin yüksekliği migren ile besin alerjilerinin patogenezinde ortak mekanizmaların rol oynadığına işaret edebilir.
Background and aim: Migraine is a very common headache disorder. Due to the co-occurrence of migraine and allergic disorders allergic mechanisms have been thought to play role in migraine pathophysiology. This study aimed to investigate the association between cow's milk allergy and egg-white allergy with migraine type headache of childhood.
Materials and methods: We included 39 children with migraine type headaches and 167 children with no headaches who had been previously evaluated in a school screening study program. Egg-white and cow's milk specific IgE levels were measured for all involved subjects.
Results: Specific IgE levels were positive for cow's milk in 4 children and for egg-white in 2 children, respectively. There was not detected meaningful relationship between food allergies and migraine. However, specific IgE levels for egg-white were significantly higher in migraineurs (p=0.008).
Conclusion: Childhood migraine does not appear to be associated with cow's milk or egg-white allergy. However, the elevation of egg-white specific IgE levels in migraine type headache may signify the possible presence of shared pathogenetic pathways in the development of migraine and food allergies.

CASE REPORTS
7.Occipital neuralgia following thoracic herpes zoster
Caner Feyzi Demir, Yahya Akalın, Said Berilgen
PMID: 22290683  doi: 10.5505/agri.2011.87699  Pages 179 - 180
Oksipital nevralji büyük oksipital sinir ve küçük oksipital sinirin dermatomlarında paroksismal batıcı ve çakıcı tarzda şiddetli ağrı olarak tarif edilmiştir. Nevralji bu sinirlerin inflamasyonundan, hasarından veya irritasyonundan kaynaklanmaktadır. Bu yazıda torasik herpes lezyonunu takiben ortaya çıkan oksipital nevraljili bir hastayı sunuyoruz.
Paroxysmal shooting or stabbing pain in the dermatomes of the nervus occipitalis major or nervus occipitalis minor is defined as occipital neuralgia. Initial cause of the neuralgia appears to be from inflammation, damage or irritation of these nerves. In this article we present a patient with occipital neuralgia followed by thoracic herpes lesion.



 
Search



















 
Copyright © 2019 The Journal of The Turkish Society of Algology, All Rights Reserved.